BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hüseyin gerçeği yüzüne haykırdı

Hüseyin gerçeği yüzüne haykırdı

Davut küçük oğlunun gerçeği yüzüne haykırmasından çok rahatsız olmuştu. Hırsla ayağa fırladı: “Ne biçim konuşuyorsun sen? Töremiz, geleneğimiz bu bizim!..” Hüseyin sesini çıkartmadı. Arkasını dönüp köyün içine doğru yürüdü...



Hasan sabahtan beri babasının keyifli halinin sebebini anlamıştı. Sevinçle atıldı Ali Rıza’nın ellerine. Öpüp başına koydu. Bu haberi Elif’e hemen vermekten başka bir düşüncesi yoktu. Hüseyin ise kaşlarını çatmıştı. Dudaklarını ısırıyor, işin ciddiyetinin boyutunu anlamaya çalışıyordu. Ali Rıza cipine doğru yürüdü: - Yarın ziyaretinize gelirim Davut ağa. - Bekliyoruz Ali Rıza efendi, bekliyoruz. Cip geldiği gibi tozu dumana katarak hareket etti. Hasan babasına döndü: - Baba, nasıl hallettin bu işi? Davut çok keyifliydi: - Öyle bir anlaşma yaptık ki, senin kaynatanın istediği başlığı çıkardığım gibi anlı şanlı düğününü de yapacağım, üzerine de para kalacak. Adamda kum gibi para var. Yirmi burma bilezik takacak. Nakit olarak on milyar verecek. Bir de tarla... Bütün düğün masrafları da ondan. Bundan âlâ alış veriş mi olur? Hasan keyifle sırıttı: - Sen bir dâhisin be baba! Hiç umudum kalmamıştı artık biliyor musun? Davut bilmiş bir tavırla gülümsedi: - Ben seni yakar mıyım aslanım? Sen ne istedin de ben yapmadım. Sana dedim bir şekilde halledeceğim diye... Hiç sıkma canını sen... Baba oğul mutlu bir şekilde sarıldılar. Bu sırada gözü Hüseyin’e takıldı Davut’un. Delikanlının yüzü hâlâ asıktı. Merakla sordu: - Ne o Hüseyin? Sen memnun olmadın mı? - Baba, o adam dedem yaşında. Aliye daha küçücük... Davut sinirlenmişti: - Erkeğin yaşı olmaz Hüseyin... Koca kocadır. Otursun evinin kadını olsun. Hem böylesi daha mutlu eder onu, kıymet bilir. Ali Rıza dinç adam. Taşı sıksa suyunu çıkartır. Parası da var. Prenses gibi yaşayacak. Dahası ne? evlenip evini bilsin. Yaşı geldi geçiyor. Hüseyin başını iki yana salladı: - Aliye’yi sattın baba, küçücük kızı sattın hiç acımadan! Davut küçük oğlunun hiç süslemeden, dolaysız olarak, açıkça gerçeği yüzüne haykırmasından çok rahatsız olmuştu. Hırsla ayağa fırladı: - Ne biçim konuşuyorsun sen? Burada benim dediğim olur. Kız kısmının evleneceği adamın yaşı başı mı olurmuş? Töremiz, geleneğimiz bu bizim. Hüseyin sesini çıkartmadı. Arkasını dönüp köyün içine doğru yürüdü. Hasan şaşırmıştı. Öfkeyle seslendi kardeşine: - Sen de evlenmek istediğin zaman konuşursun. Babama karşı gelme. Davut sıkıntıyla soludu: - İş çıkartıyor işte. Bakma sen ona Hasan’ım. Kapatalım dükkanı eve gidelim haydi. *** Zübeyde çorbayı karıştırıp altını söndürdü. Yemenisi çözüp düzelterek yeniden bağladı. Ayaklarını sürüyerek odaya girdi. Aliye sedirin üzerinde kitap okuyordu. - Kızım bırak şunu artık. Akşam oldu. - Ama anne çok heyecanlı. Bir küçük kızın hikayesini anlatıyor. Zengin teyzesinin yanında yaşamaya başlayan, güler yüzlü herkesle arkadaş olan bir kız. Ama bir kaza geçirip ayakları tutmaz oldu. Çok acıklı ve çok heyecanlı. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT