BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Başkanın Murphy Yasası

Başkanın Murphy Yasası

Geçtiğimiz hafta içinde muhabir ve yazarları kendisine memur zanneden, hatta insan haklarına aykırı bir, “Köle davranışı” yerine koyan bir duyuru aldım. Kendi televizyonunda yapacağı toplantıda yöneltilecek soruları kameralara konuşup cevaplayacağını bildirdi sayın başkan. Yani kendisine, sorulardan istediğini geri çevirip,



F.Bahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın başarıyla uyguladığı iki maddelik bir anayasası var. Madem ki F.Bahçe Cumhuriyeti’ni ilân etti, kendisi de F.Bahçe cumhurunun reisi oldu. Yasa koyucu ve uygulayıcı gibi davranmasını da yadırgamamam gerekir. İşte iki maddelik F.Bahçe Anayasası. Madde 1: Başkan Aziz Yıldırım daima haklıdır. Madde 2: Herhangi bir anlaşmazlık durumunda birinci madde uygulanır. Geçtiğimiz hafta içinde muhabir ve yazarları kendisine memur zanneden, hatta insan haklarına aykırı bir, “Köle davranışı” yerine koyan bir duyuru aldım. Kendi televizyonunda yapacağı toplantıda yöneltilecek soruları kameralara konuşup cevaplayacağını bildirdi sayın başkan. Yani kendisine, sorulardan istediğini geri çevirip, istediğini cevaplamak özgürlüğünü tanıdı. Üstelik benim banda kaydedilmiş sorumu elemek ya da, “Televizyon marifetiyle takla attırmak” duyurusunu yaptı. Beni de kendi televizyonunda kullanmaya davet etti. Ben reddettim.. Başka reddeden var mı bilmiyorum ama ben hemen reddettim.. Onun söylediklerinden ve cevaplarından çıkacak soruyu sorma şansım olmayacak ve o benim görüntümü cevaplayacak. Tabii sorum seçilirse.. Yani zevahire uygun bulunursa. Başkanın, “Genele” ihtiyacı olduğunda gelsin tüm kanallar. Ama, “Özele” gereksinme duyduğunda çıksın kendi televizyonuna. Gövde gösterisi, özel imza törenleri, seçilmiş sorular için kendi televizyonuna saklanmak.. Bunun adı da, “Basın toplantısı” veya “Soruları içtenlikle cevapladı” yutturmacası... Kendi sanal dünyasında kullanamadığı bir yazar olarak kalabildiğime şükrediyorum. Çünkü benim için Aziz Yıldırım’ın ne söylediği kadar, nasıl söylediği de önemlidir. Birbirimizin gözünün içine bakmalıyız hazretle. Mesela Rüştü’nün, “arabanın içinde tekmelenmesine üzüldüm” dediğinde göz göze olmak isterdim. Vücut dilini okumak isterdim. Dayak olayı, dayak atanın kulübe üye yapılması ve bu üyenin toplantının bir gün öncesinde gasp ve zorla senet imzalatmaktan tutuklanmasının altında yatanları ve onda uyandırdıklarını sormak isterdim. Mahmut Uslu’nun bizzat başkanın vesayeti altında ve kontrol edilirken bile ne denli saldırgan olabildiğinin nedenleri ve bundan dolayı başkanı üzgün görmemizin sanal olup olmadığını sormak isterdim. Ama sorularımın; görüntümün hemen elendiğini bildiğim için havada kalacağını hissettim ve İhsan Topaloğlu kardeşimin göndereceği kamerayı reddettim. Başkan bizzat seçti soruları, karpuz seçer gibi.. “Demokrasi var ama benim istediğim kadar” ilânıydı bu.. Murphy Yasası yani.. Algılama çağı Çağımız algılama çağı. Bu nedenle “imaj, onun oluşturduğu ambalaj ve onları basan ve yayan PIYAR yani P.R., daha da yanisi Public Relation” çağı. F.Bahçe bir şampiyonluk, bir adet 6-0, iki Sparta ve bir Manchester maçıyla üstüne “Koydukça koyuyor” . Hatta dayak atıp mazlumu da oynayabiliyor. Yani bu işi biliyor. Medyayı ve kendi televizyonunu kullandığı kadar, başkasının televizyonunu da kullanmayı beceriyor. “Çağımızın algılama çağı” olduğunu bilerek kendini başarılı algılatıp, koltuğunu ve logosunu, yani malını satabiliyor. G.Saray ise birçok somut başarıyı bir yana bırakın, 10 kişiyle oynayıp Arsenal’den UEFA Kupası’nı almasını, hiç yenilmeden Süper Kupa’ya kadar gidebilmesini ve 4 yıl üst üste şampiyonluğu bile satamıyor. G.Saray yönetimi iki konuda o denli yoğunlaşıyor ki; başka bir hamle, aktivite, medyatik proje ve sorunlarından başka medyada yer alabilecek bir haber üretemiyor. Yoğunlaştığı birinci konu: Sürekli para aramak.. İkincisi ise yöneticilerin birbirlerine devamlı olarak “Sus” demeleri.. İşaret parmağı ikinci boğumdan ağızlara dayanmış olarak, “Hastane koridorlarında güzel hemşire posteri” gibi koca kulübü yönetmeye çalışıyorlar. “Sus” demekten konuşamaz oldular.. .. Ve “Sus” diye diye para arıyorlar!.. Çocuk daha bebekken memeyi elde etmek için ağlama sesi çıkartmak zorunda olduğunu keşfetmiştir. G.Saray’ın koca yöneticileri ise çok güzel “Susturuyorlar” birbirlerini.. .. Veeee “Susarak” para arıyorlar.. G.Saray’ı “Sıkıntıda” görmek ve göstermek isteyen medya çoğunluğunun da ekmeğine yağ sürüyorlar. Gayın - Sin Aslan denilen bir leş yiyici hayvana teslim edilmiş güzelim G.Saray amblemi. Gayın - Sin: Arapça iki harfin yan yana gelmesinden oluşan “G” ve “S” logosu.. Hayvan krallığını ilân etmiş ama gücünden ve etrafa saldığı korkudan!.. “G” ve “S” harflerini nasıl koyarsanız koyun o ürünü satardınız. Ama bu tarih aslanla, kaplanla kurda kuşa yem edilemez. Sevgili Turgay Kıran; ben seninle Mekteb-i Sultani’de aynı sırayı bile paylaştım. Sen en az benim kadar bilirsin ki, 1900’lü yılların en başında 10 -C sınıfının bir sırasına çakıyla kazınmış Gayın ve Sin harflerinden çıkmıştır bu logo. Öyle iki tane tekstil tasarımcısının poposundan uydurduğu bir aslan ve “Yüznumara” ucuzluğuna peşkeş çekilemez. Bırak ve vazgeç şu logonun “Nakışa - dikişe” gelebilmesinden. Artık dönebilir misin şu yanlıştan bilmiyorum ama, koca bir tarihi “Dikişe” getirmeyi deniyorsunuz. Koca G.Saray “Nakışa - dikişe” gelebilecek kadar basitleştirilemez. Çünkü son 2.5 yılda Prometeus durumuna getirdiniz G.Saray’ı. Prometeus ateşi çaldı ve insanlara verdi. Dağın zirvesine yakın bir yere zincirlendi ceza olarak. Kartal musallat edildi ona. Bilumum kuşlar her gün ciğerini yedi. Ciğeri her gece tekrar oluştu ve ertesi gün kuşlar yesin diye. İşte 100. yıla taşıdığınız G.Saray’ın durumu.. Necla Hanım’ın platonik top bilgisi Geçen hafta sanal mahkeme kararını yazarken yazı biraz amacından sapmış. Fazlaca ironik olmuş. Necla Akkuş hakim hanımı da hafife almışım. Onun top davasına olan ilgisini, “Platonik top bilgisi” olarak değerlendirmişim. Aslında verdiği kararın yürekli ve mertçe bir tavır içerdiğini, herkesin korkup sindiği bir davada, bir bayanın korkmadan ve çekinmeden erkeklerin dünyasına yumruğunu indirdiğini anlatmak istemiştim. Kastımı aşmışım.. Hakim hanım aradı ve uzun uzun konuştuk. Kibar ve zarif siteminde kendisini haklı bulduğum için bu düzeltmeyi borçluyum Necla Hanım’a. Emri uygulayandan daha fazlasının emri vereni mâhkûm etmesini, en azından emri verenin de yargılanmasını anlatmak istemiştim. Oysa hakim Necla Akkuş, kanunların kendisine tanıdığı yetkiyi sonuna kadar kullandığını o kadar güzel açıkladı ki, benim “Guguklaştırdığım hukuk” haklı idi. En azından şu top meselesini “Yargılayabildiği” için ve “Mâhkûm edebildiği” için ona bir teşekkür borçluyum.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT