BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Başbakan “Kara Kıta”da

Başbakan “Kara Kıta”da

Türkiye’nin bugünkü en büyük avantajı istikrarıdır. İstikrarın kaynağı güçlü siyasi yapı. Ancak güven ortamı yalnızca siyasi çoğunlukla elde edilmedi. İçeride iskisadi tedbirler alınmadan evvel dışarıdaki itibar yükseltildi. AK Parti, daha hükümeti kurmadan Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve arkadaşları Avrupa başkentlerini dolaşıp projelerini anlattılar.



Türkiye’nin bugünkü en büyük avantajı istikrarıdır. İstikrarın kaynağı güçlü siyasi yapı. Ancak güven ortamı yalnızca siyasi çoğunlukla elde edilmedi. İçeride iskisadi tedbirler alınmadan evvel dışarıdaki itibar yükseltildi. AK Parti, daha hükümeti kurmadan Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve arkadaşları Avrupa başkentlerini dolaşıp projelerini anlattılar. Daha sonra bu ziyaretler, hükümet kurulduktan sonra defalarca tekrarlandı. Keza ABD ziyaret edildi, Rusya ziyarete edildi, bazı Ortadoğu ülkeleri ziyaret edildi. Başbakan en son Endonezya’daydı. Şimdi de Afrika’da. Önceki hükümetler zamanında da bu kadar sık olmasa bile saydığımız ülkelere gidilirdi. Fakat Endonezya, Malezya vs. gibi, Afrika da ihmal edilmiştir. Oysa tıpkı Endonezya gibi Afrika memleketlerinde de Türklerin tarihten gelen büyük itibarları var. Endonezya ve çevresindeki memleketler gibi Afrika’daki Müslüman memleketlerde de yakın tarihlere kadar İslam Halifesi sıfatıyla Osmanlı padişahları adına hutbe okunurdu. Hâlâ devam ettirenler olabilir. Afrika denince biz hep kuzeyi ile alakadar oluruz. Biz Türkler için Afrika, Mısır, Libya, Cezayir, Tunus ve Fas’tan ibarettir. Halbuki bir orta Afrika ülkesi olan Sudan’a kadar uzanıp asırlarca adaletle idare etmişiz. Kudrete bakınız ki Azerbaycan’ı da Somali’yi de aynı paşa almıştır, Özdemiroğlu Osman Paşa. 1508’de fethederken de “1911’de terk ederken de oralarda şehidler verdik. Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı alıp emaneti mukaddeseyi hilafet müessesesi ile birlikte İstanbul’a getirmesi başlı başına tarihi bir hadisedir. Yavuz Sultan Selim, “Mısır’ı aldık amma Sinan’ı verdik” sözüyle büyük kumandanı Sinan Paşa’nın şahadetine müteessir olmuşsa da netice çok büyüktür. Trablusgarp Harbinden sonraysa Afrika ile adeta her türlü alakamızı kestik. Kıta yarısına kadar hükümdarlığımızda olduğu halde. Bizden sonra oralar batılı sömürgecilerin at oynattığı, misyonerlerin adam avladığı bâkir topraklar haline geldi. Sonunda da o acı gerçek oldu. Afrikalı düşünür, kısacık cümlesiyle her şeyi anlatıyor. “Misyonerler, Afrika’ya geldiğinde onların elinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı, bize gözlerinizi kapayıp dua edin dediler, kapadık, bir süre geçip gözlerimizi açtığımızda bizim elimizde İnciller onların elinde topraklarımız vardı”. Ecdadın bizzat gittiği veya tesirinin uzandığı her yere varmak zorundayız. Bu bizim tarihi, milli dini, ekonomik ve insanlık borcumuz. Onun için Afrika ziyareti isabetli olmuştur. Geç kalınmış bir ziyaret. Türk müteşebbisi Orta Asya gibi Afrika’ya da girmeli. Afrika ekonomik göstergelerimizde yer almalı. Dünyada var olduğumuzu isbat zorundayız. Bu sebeple kabuğumuza çekilemeyiz. Afrika’yı tekrar keşfetmeliyiz. Zenginleştikçe istikrarımız artar. Biz zenginleşir fakat paylaşırız, diğerleri zenginleşse de doymazlar.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT