BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Bedevinin gözünde ben bir paşa idim!”

“Bedevinin gözünde ben bir paşa idim!”

Dün size Sultan Abdülhamid Han’ın Suriye’deki çiftliklerinden birinde vazifeli bir mülazımın hatıratından bahsediyorduk. Çiftliğe sığınan dört bedeviden birinin yarasının nasıl ameliyat edildiğini anlatıyorduk... Evet, adamın durumu ağırdı!..



“Evet, yaşlı bedevinin iki parmağı gencin omzundaki yaranın içine paslı bir kıskaç, bir kerpeten gibi sokulmuştu. Kurşunu bulmuş, yakalamış olacak ki, iki tarafa sallamaya, ırgalamaya başladı. Sağa büktü... Sola büktü... Yaradan koyu, kalın bir kan tabakası kabarıyordu... Genç “gık” bile demedi! Şeyh, yere, ayaklarımızın altına bıraktığı, bez sarılı tıkacı eline aldı. Ben gözlerimi istemeyerek kapadım. Açtığım zaman bu tıkaç yaranın içindeydi. Belli ki biraz güçlükle girmişti, zor işliyordu. İşliyordu diyorum, çünkü Şeyhin eli bunu taş ocaklarında barut deliği açanların küsküsü gibi sert, delikanlının granit sırtına daldırıp daldırp çıkarıyor ve her seferinde çevresine kan serpiştiriyordu... Kan yavaş yavaş azaldı, duruldu, kesildi. O zaman Şeyh yaralıya ilk defa merhametle: -Sabret evlat, dedi! Bedevi genç cevap vermedi, “gık” demedi, hatta kımıldamadı. Tek bir kası bile titremedi. Anladım ki, müthiş bir şey olacak! İşte oldu; kaynar zeytinyağını getirmişlerdi. Yağ pek ustalıklı bir şekilde, bir damlası etrafa sıçratılmadan, dar ağızlı bir şişeye hunisiz sıvı aktarılır gibi yaraya ağır ağır boşaltıldı. Veda için bekliyorlardı... Zavallı genç buna da dayanmaya çalıştı. Fakat sonunda: -Ya Allah! dedi ve diz üstü çöktü. Ben: -Mût! (öldü) diye haykırdım. Yaşlı bedevi cevap verdi: -Halas (kurtuldu) dedi. Ertesi sabah uyandığım vakit avluda dört at ve dört bedevi duruyordu. Veda ve teşekkür için beni bekliyorlardı. Yaralı solgun, süzgün ve ateşler içindeydi. Elimi öptü ve: -Şu bindiğim kısrak gebedir, yavrusu senindir, dedi. Kısrağına atlarken ona kimse yardım etmedi. Arkalarından baktım, dördü de dik, dinç görünüyordu. *** Üç yıl sonra... Ben çiftlikte yokken, bir bedevi gelip bir tay bırakmış, “Paşa’ya söz vermiştim...” demiş gitmiş. Paşa dediği benim... Daha o zaman mülazımdım. Fakat bedevinin gözünde bir Osmanlı teğmeni, her zaman Paşa’dır...”
Kapat
KAPAT