BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Belçikalı uzman

Belçikalı uzman

Yıllar önce İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’nde Belçikalı bir uzman ile tanışmıştım. Derdini anlatacak kadar Türkçe biliyordu.



Yıllar önce İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’nde Belçikalı bir uzman ile tanışmıştım. Derdini anlatacak kadar Türkçe biliyordu. “Hükümetim adına, ülkemizdeki Müslüman azınlığın okula giden çocukları ile ilgili bir çalışma yapıyorum” demişti. Çalışmasının hedefi, ülkesindeki ikinci nesil yabancıların entegrasyonunu hızlandırmakmış. Hükümetinin alacağı tedbirlere ışık tutmakmış. Çalışmalarını anlattıkça hayrete düşmüştüm. Birincisi, Türk insanının yapısını bizden iyi biliyordu. İkincisi, bizim seslendirirken tedirgin olduğumuz özelliklerimizi rahatlıkla sıralayabiliyordu. Mezhepleri, cemaatleri, cemaatlerin özelliklerini, prensiplerini, alamet-i farikalarını ve hatta Türkiye’deki sıkıntılarını bizim uzmanlardan iyi bildiği duygusuna kapılmıştım. Bir ara, “mesela filan grup..evlerine televizyon sokmazlar..bu tip ailelere televizyon kanalıyla ulaşma imkanımız yok..alternatif erişim yolları arıyoruz” deyince zaten açık olan ağzım biraz daha açılmıştı. Nasıl olurdu da aşağılamak, hor görmek, bu devirde bu kafa demek, o tip ailelerden bir iki örnek teşhir etmek dururken alternatif yol aranırdı, beni şaşırtan bu olmuştu. ..... Evraklarımı karıştırdım, adını bulamadım. Bulsaydım, hiç faydası olmasa da “bizimkilere”, devletimizin milletimizin ileri gelenlerine verip, “Yahu sakıncası yoksa şu adamı dinleyin, belki faydası olur” diyecektim. Bilgilerine ihtiyacınız yoksa, en azından metot öğrenirsiniz. Kırmadan, dökmeden, incitmeden, üzmeden, gürlemeden, surat asmadan, diktatör edasına bürünmeden bu konular nasıl konuşulur, nasıl tartışılır, görün diyecektim. Soy sop Hikaye anonim mi, sahibi var mı bilmiyorum. Yavru kutup ayısı annesinin yanına gitmiş. -Anne, senin annen de kutup ayısı mıydı diye sormuş. Anne, “evet yavrum” demiş. -Peki annenin annesi? -Evet yavrum -Peki baban? -Evet yavrum Sonra babasına gitmiş..Aynı sorular... Baba, “Yorma kendini demiş, benim babam da, babamın babasının babası da, onun babası da kutup ayısı idi... Sonra; “Niye soruyorsun bunları” demiş. Yavru yüzünü buruşturmuş: Ben üşüyorum, baba; demiş. Ben de bu ülkede yoruluyorum. Herkesin sevindiği şeylere sevinemiyorum. Üzüldüklerine üzülemiyorum. Yapılanları anlayamıyorum. Heyecanlanamıyorum, duygulanamıyorum..Tartışmalar, konuşmalar, tavırlar, afralar tafralar ortaokul müsamerelerindeki münazaralara benziyor. ..... 200 yıllık şecereme rağmen üşüyorum.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT