BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Ergun Gürsoy’a nasihat!..

Ergun Gürsoy’a nasihat!..

Galatasaray İkinci Başkanı Ergun Gürsoy, bir TV ekranında esip gürlemiş, “bu gürlemeye” benim ve kardeşim Hıncal Uluç’un da adlarını karıştırmış... Seyretmemiştim, dinlememiştim..



Galatasaray İkinci Başkanı Ergun Gürsoy, bir TV ekranında esip gürlemiş, “bu gürlemeye” benim ve kardeşim Hıncal Uluç’un da adlarını karıştırmış... Seyretmemiştim, dinlememiştim.. Ertesi günü öğrendim, bu arada perşembe günü “Vatan Gazetesi’nde çıkan” şu haberi de okudum: “.. Galatasaray 2. Başkanı Ergun Gürsoy takımı protesto eden taraftara tepkisini sürdürürken. Öcal Uluç ile Hıncal Uluç’u topa tuttu.Bazı yazarların taraftarı provoke ettiğini belirten Gürsoy ‘Örneğin Öcal Uluç. Yaptığı tek şey gazetecilik değil, provokatörlük. Siz taraftar olarak maç öncesi ve sonrası takımın anasına avradına küfür edip, ağza alınmayacak sözler sarf edeceksiniz. Sonra da ben Galatasaraylıyım diyeceksiniz. Ben bu taraftarın arkasında durmam. Herkes adam olacak.Durduğu yeri bilecek. Yaptığı işi bilecek. 2 kardeş ülkenin canına okudular. Ben onlara ne yapacağımı bilirim. Elimden geleni ardıma koymayacağ ım. Bunu da herkes görecek.” Haberin, Anadolu Ajansı’nda da detayı var: “Taraftar gayet yanlış yaptı. Üstelik de bunu haklı gören köşe yazarları da çıktı. Benim ifadelerimin yanlış olduğunu söyleyen biri, maç başlamadan rakip seyirciye küfür eden, sonra kendi takımına, başkanına, yöneticisine ağıza alınmayacak laflar söyleyen taraftarı müdafaa ediyor. Bunlar adam falan değil, bunlar provokatör. Kargaşadan yana olan insanlar.Çok üzüldüm ve tepkimi de bu şekilde gösteriyorum.’’ Madde bir: “Benim” adım, “Millet Meclisi çatısı altında bile son derece çirkin el hareketi yapabilecek kadar kendini kaybetmiş görünen “Ergun Gürsoy” değil; ben “ana - avrat küfür eden taraftarın arkasında durmam!..” 50 yıllık gazetecilik ve spor yazarlığı dönemimde “fair - play”e karşı çıkan, “küfür eden” insanları savunan, koruyan ve kollayan “tek satırlık yazım yoktur”; aksine “eleştiren, yerden yere vuran” yüzlerce yazım vardır!. Bakınız, Ergun Gürsoy’un “o taraftarı savunuyor” dediği “Çöken derin Galatasaray” başlıklı yazımda, Hagi’nin Kayseri’de taraftara “Hırsız” diye bağırmasıyla, Ali Sami Yen’deki ve Florya’daki protestoyu yapan taraftara ‘Bir avuç çapulcu” denmesindeki benzerliğe dikkati çekerek, ne yazmışım: “..Sakın ola ki; bu satırlarımla, ‘Ali Sami Yen’deki, Florya’daki taraftarın üslûbunu ve hareketini tasvip ediyorum’ sanılmasın; hayatımın hiçbir döneminde ve sporda ‘böyle’ bir üslûbun yanında olmadım, olamam!.. ‘Protestoda bile’, Galatasaray’a, taraftarına, spora yakışacak bir üslubun olması gerekli ve yeterliydi; maalesef çirkin bir tablo ortaya konuldu!.” Madde iki: Biz “bu tavrı alırken” zat - âliniz daha “dün gibi kısa bir süre önce” bakınız ne yaptınız: “Kalsın” dediğiniz ve bugün ortadan kaybolmuşçasına kimsenin ilgilenmediği, hatta hatırlamadığı Saidou’ya karşı Petre’den yana çıkan Hagi için günlerce TV’lerde ve gazetelerde ettiğiniz lâflardan sonra, tribünlere pankartlar asarak, “maç boyu gencecik Petre’ye çok çirkin küfürler yağdıran ve Hagi’ye göndermeler yapan” taraftarı Şeref tribününde “gülerek seyreden” ve “işte böyle olur” dercesine kafa sallayan, söyler misiniz bana; kimdi? Hagi’ye “Bu protestonun içinde kulüp içinde olanlar var” dedirten kimdi? Taraftarı birbirine “düşman etme” ve kırdırma yarışına, “Aziz Yıldırım’lı, Yıldırım Demirören’li, Atay Altuğ’lu söz dalaşına”, hiç gereği yokken “gönüllü olarak katılan” ve Galatasaray’ı da katan kimdi? “Bu yüzden” Futbol Federasyonu başkanı Levent Bıçakçı “fair - play” toplantısına Galatasaray Başkanı’nı da çağırmadı mı? Ve “o toplantıda Galatasaray Başkanı, Fenerbahçe Başkanı yerine, onun memur ettiği bir Fenerbahçeli yönetici ile karşılaştığı hâlde, tepki bile koyamayarak, kuzu kuzu toplantıda kalmadı mı ?.” “Bu talihsiz ve acı tabloyu gören” Galatasaray taraftarı, “maçtan çok önce” internet sitelerinde tepki koymadı mı? Bu tepkiler sırasında da, “küfürlü - protestolu” maç sırasında da benim yazım henüz yazılmamıştı bile; günlerce sonra yayınlandı; nasıl taraftarı tahrik etmiş olsun, kışkırtmış olsun? Madde üç: Çok doğru söylüyorsun; “Herkes adam olacak. Durduğu yeri bilecek. Yaptığı işi bilecek.” Ben, “50 yıldır” bu mesleğin içinde “tertemiz, lekesiz” bir mazimle “hâl┠dimdik ayakta duruyorum; saygı görüyorum, sevgi görüyorum... Sen de, “Durduğun yeri bil. Yaptığın işi bil!.” “Bizimle uğraşacağına”, bize gazetecilik öğretmeye kalkışacağına, Galatasaray ile uğraş!.. Dün Vatan Gazetesi’nde çıkan Turan Yücel’in “enfes” yazısını “çok iyi oku!..” Ve “aklı selim sahibi”, olayları ve gerçekleri bilen herkesin de, “bizler gibi düşündüğünü, yazdığını, yazacağını” anla!.. Madde dört: “Biz taa Faruk Süren döneminden beri”Galatasaray’daki yönetimleri, “kulübü getirdikleri perişan mâli ve idari durum yüzünden” ağır şekilde eleştirip, geliyoruz!.. O zamanlar “Doğruları yazan ağabeydik!..” “Süren’ler, Cansun’lar gitmeli, Özhan Canaydın - Ergun Gürsoy ikilisi birleşerek göreve gelmeli” diye onlarca yazı yazarken de “Doğruları yazan saygıdeğer ağabeydik!..” Şimdi “çizgimizi kırmadan ve değiştirmeden görevimizi yapmaya ve eleştirme hakkımızı kullanmaya devam edince” olduk “ülkeyi karıştıran provokatör!..” İz’anla da, insafla da, vicdanla da bağdaşmayacak bir iddia (İftira demeğe dilim varmadı) bu!.. Madde beş: “Ağızdan çıkanı ancak ertesi gün duyabilen kulak” misali, tam bir “U” dönüşüyle, “2 kardeş ülkenin canına okudular. Ben onlara ne yapacağımı bilirim. Elimden geleni ardıma koymayacağım. Bunu da herkes görecek” sözlerini, şöyle devşirmişsin: “Uluç kardeşlerle asla bir husumetim yok. Ancak, G.Saray’a zarar veren kim olursa olsun buna müsaade etmeyeceğim. Bunları yapanları da Meclis Komisyonu’na şikayet edeceğim.G.Saray’a ve Türk futboluna zarar verenler için elimden geleni yapacağımı söyledim. Konuşmalarımın tamamının dinlenmesi halinde tehditle alakası olmadığını göreceksiniz. G.Saray’ın menfaatleri için yönetici olduğumu ve kimsenin G.Saray’la oynayamayacağını söyledim. Bunun neresi tehdit? Bu konuşmalarım bile farklı yönlere çekildi. Çünkü, başka savunacak tarafları yok. Tehdit ediyor diye gündem yapmaya çalışıyorlar.” Zat - âlinizin bu sözleri söylediği saatlerde, sevgili kardeşim Hıncal Uluç’un “ne TV’deki konuşmanızdan, ne de Vatan Gazetesi’nde çıkan sözlerinizden haberi vardı. Ona çok sonra ben haber verdim.”Benim de “bu konudaki dünkü yazım” gazeteye daha yeni geçilmişti... Yani yayınlanmamıştı; bu nasıl “gündem yapmaktır?” Madde altı: “Galatasaray’ın menfaatleri”, gazetecileri korkutmaya çalışarak, onlar için tutarsız, hiçbir temele dayanmayan abuk subuk suçlamalar yaparak değil, “Galatasaray’da yönetici olmanın şuuru içinde, oturduğu koltuğun ve taşıdığı unvanın hakkını vererek, o koltuğa ve o unvana yakışacak tavır, eylem ve söz çizgisinde olmakla” korunur!. Basketbolden, voleybola , futbola kadar Galatasaray’ın Türk sporunda önderlik ettiği spor branşlarında “sportif başarısızlığın önüne geçmek”, Fenerbahçe’nin önünde ezilip, büzülmemek, “hem idari, hem sportif olarak başaltı kategorisine inmemek”, stat konusunda “çelişkiler, yanlışlar, hayaller, fiyaskolar yaşamamak” ile olur!. Bilmem anlatabildim mi? Beni, “her gün kurtlar sofrasının kurulduğu” bir meslekte “50 yıldır” ayakta tutan güç, elimdeki “tertemiz” kalemimdir; ben bu güçle, mesleğim, ülkem ve Türk sporu için “elimden geleni ve görevim olanı yaptım” ve yapmaya devam ediyorum!. Ergun Gürsoy’a da “hâlisane” tavsiyem; aynaya bakmasıdır!.. Buyurun cenaze namazına!... “Özerk” Basketbol Federasyonumuzun yıllardır “değiştirilemeyen” Başkanı Turgay Demirel’in, Millet Meclisi Araştırma Komisyonu’na “Basketbolde şike olmaz” dediğinin üzerinden daha bir hafta geçmeden, Erman Toroğlu, Hürriyet’te “Basketbolde şikenin belgesini patlattı!.” “Basketbol Federasyonu’nun ve onun Başkanının aylar önce eline geçen”, sonra da bizzat Erman Hoca tarafından Spordan Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan yardımcısı M. Ali Şahin’e “elden” verilen belgeyi, “Bunca zamandır hiçbir şey yapmadılar, sesleri sedaları çıkmadı” diyerek sütununda yayınladı!.. Basketbol İkinci Ligi’nde, Mersin Belediyesi ile Konya Selçuk Üniversitesi takımları arasında oynanan maçın baş hakemi olan, Türkiye’nin en iyi hakemlerinden, FIBA lisanslı Fatih Söylemezoğlu’nun “Bu maçta şike yapıldı” şeklindeki “kapı gibi” raporuna rağmen, federasyon da, spor teşkilâtı da “raporu yok saymış”; olayın üzerine gitmemişti!.. “Şike yoksa”, böyle bir rapor veren hakemin “hakemlik yapmaya devam etmesi” nasıl mümkün olabiliyordu ve “kulüpler nasıl böyle bir isnadın altında kalmayı göze alıp”, hukuk yollarına başvurmamışlardı? “Şike varsa”, neden spor teşkilâtı ve Basketbol Federasyonu “olayın üzerine gitmemişti?” “Daha önemlisi”, spor basınımız “böyle” bir skandalı “sadece Erman Hoca’nın sütununa hapsetmişti?” Ve asıl soru; “şike ile mücadele” böyle mi olacaktı? Anlayana sivrisinek saz... Trabzonspor yenilgisinden sonra, Galatasaray Yönetimi, başta Başkan Özhan Canaydın olmak üzere, toplu halde Florya Tesisleri’ndeki antrenmana gidip, futbolcularla sohbet etmişler, moral vermişler. Bu sırada Kamerunlu futbolcu Rigobert Song, “Benim dikkatimi çeken şey, yönetim olarak hep beraberliklerden ve yenilgilerden sonra tesislere gelmeniz. Biz sizin her zaman buraya gelmenizi, kazandığımız maçlardan sonra da yanımızda olup, sevincinizi paylaşmanızı istiyoruz. Sezon başından beri tek sıkıntımız bu. Florya’da çok yalnızız” demiş... Anlaşılıyor ki; “provokatörler (!), Galatasaray futbol takımının içine kadar girmiş!..” Olur, 50 takımlı lig!.. Sevgili Ercan Güven, günlerdir “altını çize çize” yazıyor; “Bunca sıkıntı içindeyken, ayaklarına kadar gelen büyük paraları reddedip, şikeyi ihbar eden Sebatsporlular en büyük ödüllere lâyıklar!..” Elhak, çok doğru!.. Evet, Sebatlılara “Spor teşkilâtı, Spor Toto Teşkilâtı, Futbol Federasyonu maddi, manevi verebilecekleri en büyük ödülleri vermeli!..” Ancak sevgili Güven’den ayrıldığım bir nokta var: Güven diyor ki; “Bu ödül, Sebat’ın kümede kalması olmalı!..” İşte burada duralım: “Eğer Sebat’a bu yolu açarsak, çok değil 5-6 yıl içinde Süper Ligimizi 50 takımla oynamak zorunda kalırız!.” Zira, “böylesine paraların pey olarak sürüldüğü maç sayısı” o kadar çok ki!..
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT