BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ebruya gönül verdi

Ebruya gönül verdi

Ülkemizin önde gelen ebru ve hat sanatçılarından Fuat Başar, ebru sanatının çok zor dönemler yaşadığını fakat Mustafa Düzgünman ile yeniden ihya edildiğini belirtiyor. Başar, “Ebru tekneye düşen bir damladır. Ben onu çok seviyorum. Güzelliktir, estetiktir. Bütün yönleriyle incelendiğinde özbeöz Türk sanatıdır” diyor.



Ülkemizin önde gelen ebruzenlerinden Fuat Başar, ebru sanatının tamamen bir Türk sanatı olduğunu söyledi. Beyoğlu İstiklal Caddesi’ndeki Bilim Sanat Felsefe Akademisi (BSF) konferans salonunda düzenlenen “Geçmişte ve Günümüzde Ebru Sanatı” başlıklı bir konferans veren Başar, “Uygur Türkleriyle başlayan ebru sanatı, tamamen Türk zevk ve estetiğinin bir yansımasıdır” diye konuştu. 1976 yılında Hüsn-ü Hat ile meşgul olmaya başlayan Fuat Başar, 1977 yılında ebru sanatına ilgi duyarak Mustafa Düzgünman ile mektuplaştığını söylüyor ve ekliyor: “1980’de İstanbul’a yerleşerek Hattat Hamid Aytaç’tan yazı, 1989’da Mustafa Düzgünman’dan ebru icazeti aldım. Yurt içi ve dışında 100’ün üzerinde sergiye katıldım ve sergiler açtım. Son zamanlarda ebru sanatını daha iyi anlatmak için ebru fizikokimyası üzerine yoğunlaştım.” Ebru bizim sanatımızdır Ebru sanatıyla tanıştığı 1977 yılında bu sanatın ne olduğunu kimsenin bilmediğini hatırlatan Başar, şunları söyledi: “İsmi Ebru olan kızlara bu ismin ne anlama geldiğini sorduğumda cevap alamazdım. Hocayı ebru teknesinin önünde gördüğümüzde ne kadar kolay derdik fakat o kadar kolay değilmiş. Çok şükür bu sanatta altıncı kuşaktan insanları gördük. Ebru sanatı, Uygurların bulduğu bir Türk sanatıdır. Milli zevkimize uygun bir sanattır. Buhara civarında zuhur ettiği rivayetleri de vardır. 700’lü yıllarda kağıdın bulunmasıyla ebru da yayılmış. Azerbaycan’da ilk tabak üstüne ebru örnekleri bulundu. Osmanlı zamanında kitap kapları olarak kullanılıyordu. Tekneye düşen damla 1620’li yıllarda ebru örneklerimiz Avrupaya yayılmaya başladı. Ama belli bir zaman sonra Avrupalılar ebruyu makineleştirmeye gittiler ve bu çalışmalarını Osmanlı’ya kadar soktular. 1920’li yıllarda artık piyasadaki ucuz ebrulardan dolayı ebrucular dükkanlarını teker teker kapatmaya başladılar.” Cumhuriyet döneminde ebru sanatının unutulmaya yüz tuttuğunu belirten Fuat Başar, “1940’lı yıllarda Edhem Efendi tarafından Mustafa Düzgünman yetiştirildi ve 1970’li yıllarda ebru sanatı tekrar canlanmaya başladı. 1980’li yıllarda ise artık ebru rağbete binmeye başladı gözde sanatlardan biri oldu” diye konuştu. Fuat Başar, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sanatçı önce tabiatı taklit eder sonra ebruyu tekneye döker. Ebru tekneye düşen bir damladır. Bir sürü sıkıntı çektik bu işi öğrenmek için. Günlerce malzeme aradığımız zamanlar oldu fakat bulamadığımız zamanlar da çoktu. İstanbul’a geldiğimde bu sanatla uğraşan tek bir kişi vardı o da Mustafa Düzgünman idi. Ebru bir kağıt sanatı olarak yerleşti ama şimdi çinilerin, fayansların, başörtülerin üzerini çok güzel şekilde süslüyor. Aslında ebru bir renk sanatıdır. Ebrunun asıl sahası fizikokimyadır. Kubbe mimarisinden tutun evrenin nasıl yaratıldığına dair bir sanattır ebru. Sadece renklerin suyun üstünde yüzmesi değildir...” Uçsuz bucaksız derya... Ebru sanatının bir hayat görüşü olduğunu belirten Fuat Başar, sözlerini şöyle tamamlıyor: “Ebru teknesine daldığınızda ayrı bir dünyada gibisiniz. Bir meşguliyet tedavisidir ebru. Ebruyla uğraşan insanda sıkıntı olmaz. Hatta çok ilginçtir; Avrupa’da ebruyla tedavi merkezi kurulmuştur. Bizler meşguliyet ile hobiyi karıştırıyoruz. Ebrucular ebru sanatına yeni başlasalar bile aralarında çok güzel bir muhabbet hasıl olur. Ben insalara ebruyu öğretirken hiçbir şey saklamıyorum hepsini onlarla paylaşıyorum. Aslında ebrunun ana fikri, mutlaka kitap olması lazım. Kısaca şunu söyleyebilirim; uçsuz bucaksız bir deryadır ebru...”
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT