BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kim hain, kim değil!..

Kim hain, kim değil!..

Bu hainlik ne mene şeydir?! Kilo ile mi tartılır, yoksa metre ile mi ölçülür? Yahut kişinin göz rengi, saç rengi veya derisinin renginden mi belli olur? Kim, kimlere göre nasıl ve niçin hain olur? Hainlik ile kahramanlık arasında, delilik ve dâhilikte olduğu gibi bazen ince bir çizgi mi vardır? Zamana ve zemine göre, hainler ve kahramanlar yer mi değiştirir?..



Bu hainlik ne mene şeydir?! Kilo ile mi tartılır, yoksa metre ile mi ölçülür? Yahut kişinin göz rengi, saç rengi veya derisinin renginden mi belli olur? Kim, kimlere göre nasıl ve niçin hain olur? Hainlik ile kahramanlık arasında, delilik ve dâhilikte olduğu gibi bazen ince bir çizgi mi vardır? Zamana ve zemine göre, hainler ve kahramanlar yer mi değiştirir?.. Türkiye, herhalde “Hainlik” yaftasının en fazla kullanıldığı memleketler arasında, belki de en başlarında yer alır... Bir insanı gözden düşürmenin, zora sokmanın ya da bertaraf etmenin en kolay yolu, ona hainlik damgasını vurmaktır! Haklı-haksız, yerli yersiz; fark etmez, bu leke birine sürüldü mü, artık sittin sene çıkarılamaz... Bugünlerde işte böyle seksen senelik bir hikayenin tartışması yaşanıyor. Tartışma, Bülent Ecevit’in Osmanlı tarihi ile ilgili olarak yazdığı bir kitaptan ötürü başladı. Zira bu kitapta, Ecevit, resmi söylemin aksine, son Osmanlı padişahı için “Vahidettin hain değildi...” görüşünü ortaya koyuyor. Sayın Ecevit ile dünya görüşümüz çok farklıdır. Ancak onun bazı tarihi hakikatler hakkındaki dürüst yaklaşımını, keza siyasi hayatında birçok önemli hadise karşısında gösterdiği ilkeli davranışını ve kararlılığını teslim etmek gerekir. Ecevit, birilerine yaranmak veya hoş görünmek için görüş ve prensiplerinden taviz vermemiştir. Sonuç ne kadar aleyhine olursa olsun, bildiğini ve düşündüğünü savunmaya devam etmiştir. Bunun altını takdirle çizmek gerekir. Buna karşılık “dün dündür, bugün bugündür” mantığı ile siyaset yapan Süleyman Demirel, esen rüzgara göre yelken açmış (siz buna gerdan kıvırma da diyebilirsiniz), iktidarda iken başka, muhalefette iken başka, cumhurbaşkanlığı gibi tarafsız olması gereken bir makamı işgal ederken daha başka türlü söylemler geliştirmiş ve farklı davranışlar sergilemiştir. Sayın Demirel, bir dönem “Din ve vicdan hürriyeti ne kadar olmalıdır” şeklinde kendisinin sorduğu soruya yine kendisi cevap vererek; “Olabildiği kadar hür olmalıdır...” diyor ve her meydan mitinginde, halka hitap etmeden önce bayrağa sarılarak kendisine hediye edilen Mushaf-ı şerifi üç defa öpüp başına koyuyor ve öylece konuşmaya başlıyordu. Ve konuşmasında din iman konularını öyle sık işlerdi ki, kendisini dinleyen kalabalık sık sık; “Bayrak inmez, ezan susmaz, nurlu Demirel!..” sloganları ile kendisine destek verirdi. Ama bir gün geldi aynı Demirel, konjonktür gereği gündeme oturtulan “irtica tehlikesi”ni ortadan kaldırmak için Bethowen’in 9. senfonisini halka dinlettirerek “İşte çağdaşlık buuu!” diye yön gösterdi. O dönemde devlet cenahında baş gösteren hukuk dışı olaylara “Devlet bazen rutin dışına çıkar!” diye kılıf uydurmaya kalkıştı vs. Yine Sayın Demirel daha önce, “Türkiye Cumhuriyeti düzeni oturduğuna göre, artık Osmanlıya küfretmenin yararı ve gereği yoktur...” demişti. Ama şimdi Ecevit’in “Vahidettin hain değildi” sözünü yadırgatıcı buluyor. Ve Türkiye’nin bu beyanı kaldıracak durumda olmadığını söylüyor! Vah, vah... Acaba Türkiye ne zaman tarihi hadiseleri olduğu gibi, yani gerçek yönleriyle tartışabilir duruma gelecek? Sırf bilinenlerin tersine veya yaygın kanaatlerin aksine olduğu için, hakikatlerden yüz mü çevireceğiz? Bize göre esas yadırgatıcı olan, Süleyman Demirel gibi tecrübeli ve tarih bilgisi methedilen bir siyaset ve devlet adamının; Vahidettin Han hakkında, sağcısından solcusuna; komünistinden ateistine kadar bunca insan “hain demek mümkün değil...” fikrini serdederken, sırf resmi ideoloji ile ters düşmemek için gerçekleri itiraf etmekten kaçınmasıdır! Sebebi ne olursa olsun, gerçeklerden kaçmak kimseye bir şey kazandırmaz. O gerçekler bir gün mutlaka çok daha kaskatı bir şekilde gelip insanın yakasına yapışıverir... Yani gerçeklerden kaçmanın sonu yoktur. Dahası, insan gerçekleri görmezden gelirse, sonuç çok acıklı olur. İşte o zaman da, yan çizmenin, esnemenin saf değiştirmenin ne imkanı kalır, ne de ehemmiyeti!.. Evet, Sultan Vahidettin Han, şüphesiz hain değildi. Fakat ne yazık ki, o tahta geçmeden evvel, kahraman olarak bilinen, ama basiretsiz politikaları ile koskoca bir İmparatorluğu perişan eden ve sonunda dünya harbine sokup tarumar eden ‘İttihat ve Terakki zihniyeti’nin hazırladığı felaketi önleyemedi, önleyecek imkan da zaten yoktu. Son söz, Süleyman Bey, gün geçtikçe daha çok şaşırtıyor!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT