BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gül nâmesi (Diyalog Köşesi)

Gül nâmesi (Diyalog Köşesi)

“Ahmedim kim okunur nâmım ile name-i aşk” Ahmet Paşa Görünce dünyayı gönül gözüyle Her eşyada aşkı sezdim erenler Şair denen bir mecnunun sözüyle Aşkın şifresini çözdüm erenler



“Ahmedim kim okunur nâmım ile name-i aşk” Ahmet Paşa Görünce dünyayı gönül gözüyle Her eşyada aşkı sezdim erenler Şair denen bir mecnunun sözüyle Aşkın şifresini çözdüm erenler Feryad-ü figanı koydum bir yana İçtim bal özünü ben kana kana Bey arılar gibi döne dolana Aşkın bahçesini gezdim erenler Bulut oldum dostlar sevda yüklüyüm Yağmur oldum dostlar suda saklıyım Seyyah oldum dostlar kırk ayaklıyım Aşkın çevresini çizdim erenler Uçtum yücelerde yere konmadan Dolaştım canları başa dönmeden Bir balık misali suya kanmadan Aşkın deryasında yüzdüm erenler Her akşam, âşığın al mendiliyle Her gece, demlenen derviş diliyle Her sabah, bir ince seher yeliyle Aşkın çiçeğinde tozdum erenler Duydum canevimde aşkın sesini Bıraktım âlemin hengâmesini Gönlümden koparıp gül nâmesini Aşkın yüreğine yazdım erenler > Yusuf Dursun Damlanın düştüğü yere Hey yağmur ne coşkun yağıyorsun, Sanki ruhumdan firar ediyorsun özgürlüğe koşar gibi, Bitip tükenmek bilmeyen hislerim, Yarım kalan sözlerim gibi. Oysa ben rüzgârları da severdim, yaz akşamlarında, Hani o yitirdiğim yaz akşamları, Hani o senin hiç olmadığın, Senin ve yorgun sevdaların olmadığı akşamları. Hani coşku denizine yelken açtığımız, Hayata yıldızlardan umutlarla baktığımız, Hani bilinmez âlemlere giderek hülyalara daldığımız, Senin ve hain sevdaların olmadığı akşamlar. Sen hiç solgun duygulara can verdin mi? Yorgun ve biçare duygulara. Sen hiç aydınlıkta karanlığı yaşayıp O karanlığa, gerçek üstü bir ışık yaktın mı? Bilemezsin tabi bunları, Yağarsın sonucun nereye vardığını bilmeden, Bak mutsuz ve ıslak bir şehir, Tıpkı su yemiş uçamayan kelebekler gibi. Sen yağ yine de yağmur, Kötü giden işlerimiz gibi, Kâbuslarla dolu düşlerimiz gibi, Unuttuğumuz gülüşlerimiz gibi yağ. Gün gelir bizde buluruz karakışta baharı. Deler geçeriz sonsuz karanlıkların hükümranlığını. Koklarız çölün ortasında bahar çiçeklerini. Kuşatırız sevgi bilmezleri sevgimizle, hava gibi su gibi. Akar bizimde coşkun ırmaklarımız, Öyle akar ki, Sel olur fırtına olur, Kurak topraklara orman, Sönük hislere umut, Tarifsiz sözlere tercüman olur. ¥ Ramazan Kaya İşte o zaman öğrendim Ayrılıktan öğrendim ebediyen sevmeyi Nefret rüzgarlarında dalgalandığım zaman Sevgiler diyarını bırakıp da gitmeyi Hasretinden öğrendim terk edildiğim zaman Bir sevgi denizini yürüyüp de geçmeyi Sensizlik karşısında ölümleri seçmeyi Bir sürahi zehiri bir nefeste içmeyi Yokluğundan öğrendim sensiz kaldığım zaman Bulutlarla dolanıp yıldızlarla olmayı Her güneş doğuşunda hüzünlenip solmayı Süzülürken dünyaya umutlarla dolmayı Bir damladan öğrendim yağmur yağdığı zaman Sevdiğimden kopup da uzaklara gitmeyi Ölümüne sevip de rüzgarı yok etmeyi Süzülürken boşlukta ölümle dans etmeyi Bir yapraktan öğrendim yağmur yağdığı zaman > Abdülhakim Demir Uyur uyanık insan Ya Rabbim ne güzel yaratmışsın dünyayı Güneş yalnız bize doğup batar gibi geliyor Seçerken kul oğlu ak ile karayı Gerçekten gözü görür gibi geliyor Allah’ım bize akıl fikir vermiş Kullanmaya fırsat bir ömür vermiş Her derde bîr de derman vermiş Bunları biz bulurmuşuz gibi geliyor Yatıp kalkıp dua edecekken Mevla’dan af dileyecekken Her bir günaha ağlayacakken Öbür dünya bize yok gibi geliyor Bugün erken yaşım genç derken Bir ömür bitmiş olur başlarken Dünya sürekli ömür biterken Gerçek bize hep yalan gibi geliyor Bir güzel gördü mü parlar hemen gözümüz Eğrilir ona karşı özümüz İleri bakar iken görünmez ki önümüz Bütün bunlar bize şaka gibi geliyor Arzu dalgasına kapılmış zavallı kalbimiz Her fırsatta günah işlemektir derdimiz Günah işlemeden geçerse bir demimiz O da bize zarardan gibi geliyor Geldi mi son nefes biter bir ömür Köz, olamaz artık tekrar kömür Güçlü olursan güçsüzü sömür Bize son nefes yok gibi geliyor. Bir gaflettir ki sarmış ruhumuzu Bölemiyoruz o tatlı uykumuzu Yasaktır sanki değiştirmek huyumuzu Dünya bize sonsuz gibi geliyor > Nailoğlu Mehmet Okuyucu Yedi verene düştü gönlümüz Bağrında açınca İslam çiçeği, Cihanı kapladı sevgi sıcağı, Bir mübarek çöle düştü gönlümüz. Cehaletin ocağını söndüren, Bahtımızı gülistana döndüren, Bir çiçekli yola düştü gönlümüz. Hak buyurdu “Rahmetenli’l âlemin” Cümle varlık hâl diliyle der: “Âmin” Nur meyveli dala düştü gönlümüz. Şükür ümmetiyiz O cömert şâhın, Şefaâti bitmez Habibullah’ın, Yediveren güle düştü gönlümüz. Her an semalardan boşanırken nur, Gül izine hasret çekti de yağmur, Bir ilâhi ‘gel’ e düştü gönlümüz. Zaman gergefinde İslam’ı dokur, Dilde salât, yüreklerde bin şükür, Bir hünerli ele düştü gönlümüz. Yaktı mâsivâyı vahdet yolunda, Yürekten vuruldu hasret yolunda, Mecnun olup dile düştü gönlümüz. Fetih güneşinin hararetiyle, İslâm’ın rahmeti, bereketiyle, Taa Mısır’da Nil’e düştü gönlümüz. Cennette açılan güle hevesle, Asırlar öncesi ‘muştulu sesle’ Nazlı İstanbul’a düştü gönlümüz. Aşkında eriyip mest oluverdi, Tatlı hasretine dost oluverdi, Bir doyulmaz hâle düştü gönlümüz. Yedi kat semaya otağ kurunca, Ruha gül yüzünün şavkı vurunca, Hâtem-i Resûl’e düştü gönlümüz... > Bestami Yazgan
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT