BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kalplerdeki beyefendi (DİYALOG)

Kalplerdeki beyefendi (DİYALOG)

Böyle devrilir çınarlar Uçar peşinden hatimler Herkesten fazla boyun büker Garipler, yoksullar, yetimler. Bakılır ardından hayran hayran “Hoşgeldin toprağına” der Fakih Tayran...



- Faruk Bey’e- Böyle devrilir çınarlar Uçar peşinden hatimler Herkesten fazla boyun büker Garipler, yoksullar, yetimler. Bakılır ardından hayran hayran “Hoşgeldin toprağına” der Fakih Tayran... Alır bağrına mümbit topraklar Öper bu cömert eli Bir mübarek vakit selam gönderir Mir Hasan-ı Veli... Mumlar erir, çevresi aydınlanır Bilge erir, yedi iklim canlanır Bu mümbit, bu vakur, bu dost topraklar Seni kokundan tanır... Böyledir, ayakta ölür çınarlar Kalanlar “hâzâ insan” derler. Bir daha gelir mi bu topraklara Böyle güzel erler? Bir derin olgunluk içindeydi hep Arkasından eksilmezdi Brütüs’ler Öyle bir bakardı ki, bilgece Utanırdı küsler... Onun sayesinde barışırdı Kim varsa birbirine küs Hatıralarıyla mesud oluyor Onuncu gezegen Müküs! Küçüğe büyüğe, uçan kuşa İyiliği dokundu Nihayet onun da selası Yaptığı camiden okundu. Ne günler gördü, neler yaşadı... Ne insanlar tanıdı, kaprisli, asi... Hoşgörü ve iyilik deryası oldu Böyle bir torun isterdi elbet Seyyid Fehim-i Arvasi. Ardışık dalgalar gibi Gelen dertleri göğüslerdi Samimiyet burçlarında Bulunmaz bir erdi. Çocukla çocuk, gençle gençti. Yaşlılarla muhabbeti demlerdi... Divan-ı Melayı düşürmezdi elinden Serin Müküs akşamlarında, Yalnızlığı öperdi gözlerinden. Gördüğü her garibin Merhem sürerdi yarasına Öyle nazik, öyle kibar ve asil Bir gül yaprağı gibi Düşerdi insanlar arasına. Geçtin mi kırmızı köprüden Bajıra varmazdan önce bak sağa Bir fatiha gönder, dua kıl... Bir olgun meyve gibi düşmüş toprağa Müküs beldesinde son bilge, Son ağa! Kış geçer yaz geçer Erimez müküs dağlarında kar Kurt ulur, kuş öter, kuzu meler Boyun büker toprak evlerin isi Çünkü gitmiştir müküsün en Beyefendisi. > Ahmet Sırrı Arvas ------ Göçüp gitmeyecek miyiz? Bu sevinç, bu neşe, bu coşku neden? Sanki kara toprağa girmeyecek miyiz? Asla geri gelmiyor, burdan göçüp giden. Sanki bu dünyadan gitmeyecek miyiz? Nefse boyun eğmişiz, olmuşuz tutsak. Ondan kurtulmanın yolunu bir bulsak. Böylece o divâna, alnımız açık varsak. Sanki hesap gününü görmeyecek miyiz? Eğleniyoruz orda, burda, yabanda. Kulak asmıyoruz yazılana Kur’an’da. Niçin hazır beklemiyoruz bu dünyada? Sanki Azrail’e merhaba demeyecek miyiz? Uslan Sandalî uslan, saçın ak oldu. Yaşın kemâle durdu, tam kırk oldu. Gençlik çekip gitti, şimdi uzak oldu. Sanki dostlara veda etmeyecek miyiz? > Ahmet Sandal ------ İşte o zaman Kelimeler yetersiz kalınca Güneş batıdan doğunca İnsanlar yaprak gibi savrulunca İşte o zaman kahrolacağım Tövbenin zamanı geçince Geçmişi düşünüp üzülünce Her an bir daha ölünce İşte o zaman daralacağım Mizanın önüne gelince Sorgu sual derdi başlayınca Günahım sevaptan ağır basınca İşte o zaman mahvolacağım Defterim açık önümde Eksik varsa ödevimde Kusur çoksa görevimde İşte o zaman yalvaracağım Yüzüm utançtan kızarınca Şekilden şekle girip bozarınca Melekler beni azarlayınca İşte o zaman ağlayacağım Sırat önüme gelince Ayaklarım titreyince Günahlarım beni itince İşte o zaman yanacağım Yalvarıp yakarmak boşa Geçti dünyam üçe beşe Söyleyecek sözüm yok haşa İşte o zaman kül olacağım ------ Sen neredesin Mecnun bile sevdiğine kavuştu, Ey sevgili, sen nerdesin, nerdesin? Ak doruklar birbiriyle buluştu, Ey sevgili, sen nerdesin, nerdesin? Kurumuş çeşmene konan kuş idim, Bir ümitle fidanlara yürüdüm, Ufuklara bakıp bakıp eridim, Ey sevgili, sen nerdesin, nerdesin? Bu şiir, sesidir ayrılığımın, Sense, güneşisin ıssız kıyımın, Anaforu oldun yalnızlığımın, Ey sevgili, sen nerdesin, nerdesin? Bunca derde rağmen, gariptir sağım, Bir yolcuya bile hasret durağım, Kaç bayram var daha, ağlayacağım, Ey sevgili, sen nerdesin, nerdesin? Ey bengisu, düşüncemin merkezi, Ruhumun şafağı, aşkın ötesi, Filizlenip, umutlandır herkesi, Ey sevgili, sen nerdesin, nerdesin? > Hüseyin Özkaynakçı ------ Taştan heceler Güller plâstiktir, bülbüller garip, Yağmalandı Yûnus, o has bahçeler! Yaşayan mustarip, ölen mustarip, Toplu mezar kazar çelik kepçeler... Göz yaşı bire bir gönül pasına. Ey dervişim, beni sabırla sına! Sencileyin cânı versem ıssına, Kim diker başıma ´taştan heceler? > Mehmet Şensöz / Bursa
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT