BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Pandora’nın Kutusu açıldı!..

Pandora’nın Kutusu açıldı!..

“Birileri” biliyordu, ama susuyordu!.. “Birileri” görüyordu, ama görmezlikten geliyordu!.. “Birileri” aralarında konuşuyordu ama yazmıyordu, çizmiyordu!..



“Birileri” biliyordu, ama susuyordu!.. “Birileri” görüyordu, ama görmezlikten geliyordu!.. “Birileri” aralarında konuşuyordu ama yazmıyordu, çizmiyordu!.. Kısacası, sayıları onlarcayı, yüzlerceyi bulan “birileri”, tam tamına “Üç Maymunları oynuyordu”; Federasyon başkanıyla, Federasyon üyeleriyle, milli takım teknik kadrosuyla, genel menajeriyle, oyuncularıyla, onlarla iç içe olan otoriteleri, yorumcuları ve yazar - çizerleriyle, spor muhabirleriyle!.. Ne zaman ki, Avrupa Basketbol Şampiyonası final grubunda tam bir hezimet yaşandı; Pandora’nın Kutusu açıldı; hem de “doping rezaletli” olarak açıldı!.. Kutu “yavaş yavaş açılırken”, kapağını tam kaldırıp, içindekilerin tamamını dışarıya döken de “Milli Takımlar Genel menajeri” Doğan Hakyemez oldu!.. NTV’ye, Almanya milli maçından sonra “Milli takıma gelmek istemeyen oyuncular var” diyerek, bütün milli oyuncuları töhmet altında bırakan Doğan Hakyemez, Milliyet’ten Gökhan Türe ve arkadaşlarına da “isim isim ve tek tek” milli takım oyuncularının “ne menem kişiler olduklarını” anlatmıştı; “Maçtan çok tribünde oturan eşiyle ilgilenmeye çalıştığını” söylediği “yeni evli” genç oyucucuya kadar!. Ne Mehmet Okur kalmıştı, ne Mirsad, ne Kerem Tunçeri, ne de Hidayet!.. Hakyemez, perşembe günü NTV’nin canlı yayınına telefonla katılıp “Milli Takıma gelmek istemeyenler var” sözünü “Ben öyle söylemek istemedim, ben yanlış anlaşıldım” diyerek tevile çalıştıktan sonra, Milliyet’teki açıklamalarını da “Ben kimseyle röportaj yapmadım, bunları söylemedim” diye yalanladıysa da, hemen sonrasında bu defa canlı yayına bağlanan Gökhan Türe “Yanımda arkadaşlarım vardı, evet röportaj değildi ama bunların hepsini bizlere söyledi” deyiverdi!. Öyle ya da böyle, her şey ortada idi: Kutudan, tam bir “birbirini sevmeyenler, birbirini istemeyenler, çekemeyenler, birbirinden nefret edenler” mangası ile “saç ilâçlı” doping olayı da çıkmıştı ve “Halter Şoku” üzerine, bir de “Ermal olayı” tüy dikivermişti!.. Peki, neredeydi, “12 Dev adam?..” Efes Kupası kazanılırken, Avrupa Şampiyonası Finalleri’ne gidilirken, ağızlardan bal damlamıyor muydu?. “Favori olmaktan, iddialı olmaktan, madalya hatta kupa getirmekten” kim söz ediyordu? Bu insanlar, “Sırbistan’da birkaç gecede mi” birbirleriyle kanlı bıçaklı olmuşlardı?. Görülüyor ve anlaşılıyordu ki; ortada yıllardır süren tam bir “milleti kandırma” organizasyonu vardı ve “bu organizasyonun mimarları”; Federasyon Başkanı Turgay Demirel ile Genel Menajer Doğan Hakyemez ve “onlara yakın duran” spor yazarları ve basketbol yorumcuları idi!. Yıllardır basketbol camiasını “bölerek iş başında kalanlar”, bu defa da “milli takımın dilim dilim bölünmesini” göz ardı etmiş, görmemiş, duymamış, tedbir almamışlardı!. Genel Menajer’in “işi, görevi” neydi? “Onca parayı” ne için alıyordu? “Bu takım”, kendisinin anlattığı şekilde, “bu tüyler ürpertici duruma gelirken”, Ermal “doping maddeli” ilâçlar alırken, Doğan Hakyemez neredeydi, Turgay Demirel ne yapmıştı? Oyunculardan, hatta Tanjeviç Hoca’dan önce “hesap vermesi gerekenler” Turgay Demirel ve Doğan Hakyemez değiller miydi?. Pandora’nın Kutusu bunca yıldır, kimlerin elindeydi?. “Adı olmayan” için bir yazı!.. “Onun için” bir zamanlar, Turgay Şeren, “O futbolu bilmez, futboldan anlamaz, o futbol oynadığı zaman da topa sadece burun vurmaktan öteye bir şey yapmazdı” diye yazdığı zaman “Kaptan’a çok kızmıştım!.” “O”, bir zamanlar “müdürü ve yazarı olduğu gazetelerden” istifa ettirildiğinde çok üzülmüştüm!.. “O”, meslek kuruluşumuzun başkanlığı döneminde destek verdiğim, ayrıldığında “dönüşünü dört gözle beklediğim”, kültürüyle, olgunluğuyla, bilgisiyle, tecrübeleriyle, heyecanıyla, coşkusuyla, duygusallığıyla, vefasıyla “benim için” bir “örnek” adamdı!. “O”, gazeteci olarak da, spor yazarı olarak da, yönetici olarak da, insan olarak “çok beğendiğim” bir ağabeydi!. O, “genç bir gazetecinin bir yazısı” için sevgili Hıncal Uluç’un yazdığı “hem de haklı” eleştiri söz konusu olunca, “Öcal, bu çocuk ne şartlarda büyüdü, bu çocuğun hayatında öyle zorluklar, öyle engellemeler vardı ki, bunlara rağmen bu noktaya geldi, onun hevesini kırmamak, onu fazla üzmemek gerek” derken, göz yaşlarını tutamayan, mendiline baş vuracak kadar “göz yaşı döken” bir insandı!. Şimdi “onu tanıyamaz oldum!..” Hakan Şükür, Vestel Manisaspor maçında “iki gol pozisyonunda ağları bulamadı” diye nerede ise “zil takıp oynayacak!..” Yazısına, “Hakan Şükür bitti” diye başlayıp, “Bitti” diye bitiriyor!.. Aylardır “böyle” yapıyor!.. Türk Futbolu’nun “gelmiş geçmiş” en büyük futbolcularından biri ve “en büyük golcüsü” için, öylesine “insafsız” yazılar yazıyor ve yorumlar yapıyor ki; kendi kendime soruyorum: “Bu yazıları yazan, sahiden o mu?.” “Onu” artık tanıyamıyorum!.. İnanamıyorum; “çok önceki yıllarda” Hakan Galatasaray’a transfer olurken, onu almak isteyen Galatasaraylı yöneticilere “O iyi futbolcu değil, Galatasaray’a yaramaz” demiş olmak ya da Hakan Şükür’ün, Fethullah Gülen hakkındaki düşüncelerini açıklaması, “onun gibi bir insanın bilinçaltında” böylesine bir “kin ve intikam” birikimini nasıl yapabilir?. Bu nasıl bir bilinçaltı patlamasıdır ki; İtalya’da, “Hakan Şükür’ün ağabeyi yaşında olan” Maldini için, “Zoff’un resmi maç rekorunu kırıyor” diye destanlar yazılırken ve Maldini’ye hak ettiği “manevi takdirnameler” ekranları ve spor sayfalarını doldururken, “onun gibi” bir insana, Hakan Şükür’ü “bitirmek için” yerli yersiz, “her fırsatta” böylesine “vicdanları sızlatacak” olumsuzlukta yazılar yazdırır, yazdırabilir?.. İşte Ümit Karan için de, Necati için de, Hasan Kabze için de “sakatlık” haberleri çıkmaya başladı!.. “Hakan Şükür bitti” diye şıkır şıkır oynamanın, Türk futbolu’na, Galatasaray’a bir yararı var mı? Son maçlarında “gol üstüne gol kaçıran” Fatih Tekke sakatlanırsa ne olacak?. Türkiye’yi bıraktım, Avrupa’da, Dünya’da “Hakan Şükür gibi” kaç tane santrfor var?. Feldkamp’ı, Piontek’i, Gerets’i, Fatih Terim’i bir yana bırakalım; Fenerbahçeli Anelka ne diyor Hakan Şükür için; okumadın mı?. “Bitmiş” öyle mi? “Bitmeyen” Hakan’ı bitirmek için “özel” gayret sarf etmek mi, yoksa psikolojik olarak “bu zor döneminde” ona destek olup “gol güvenini sağlamak” mı, insanlık, ağabeylik, yorumculuk, gazetecilik, Galatasaraylılık?.. Okuyucularım soracaklar: “Kim bu?” O, Hakan Şükür’ün mazisine, kariyerine, Türk Futbolu’na yaptıklarına ve yapmaya devam ettiklerine, yapacaklarına hiç saygı duymuyor, vefa göstermiyor!.. Ama ben, onun mazisine ve kariyerine, Türk sporuna ve gazeteciliğine yaptıklarına, yapmaya devam ettiklerine ve belki de yapacaklarına saygı duyduğum için “adını” yazmıyorum!. Yazmayacağım!.. Bilmece!.. Herkese bir bilmecem var!.. Bu bilmecenin cevabı, “Türk Futbolu’nun nasıl yönetildiğini” ve Deniz ile ilgili olarak Gençlerbirliği’nin yaptığı müracaatın üzerinden “13 ay geçmesine rağmen”, Fenerbahçe’nin de, Deniz’in de “dosyayı tamamlayacak belgeleri” neden Futbol Federasyonu’na ve ilgili kurullarına vermediğini, Federasyon kararından 7 ay sonra dahi “defalarca yazı yazıldığı hâlde” bu belgeleri getirmeyen Deniz ve Fenerbahçe Kulübü hakkında neden en ufak bir işlem dahi yapılmadığını, “kargaların bile güleceği” bir şekilde Fenerbahçe’nin “Biz Deniz’e yeni başlamış olan 2005 - 2006 sezonunun şampiyonluk primini bile ödedik” diyen yazılı beyanının üzerinde neden durulmadığını ortaya koyacaktır: İşte bilmece: Gençlerbirliği’nin avukatı Yılmaz Savaşer’e “Siz o istediğiniz bir milyon euronun bir eurosunu bile alamayacaksınız” diyen ve Gençlerbirliği Başkanı İlhan Cavcav’a “Muvafakatname verin de, Deniz derbi maçında Beşiktaş’a karşı oynasın” teklifini yapan kişi kimdir? a) Fenerbahçe Asbaşkanı Mahmut Uslu, b) Futbol Federasyonu Başkan Vekili Şekip Mosturoğlu, c) Ankaragücü Başkanı Cemal Aydın, d) Fenerbahçe eski Başkanı Ali Şen, e) Spor yazarı Alaattin Metin, f) Futbol yorumcusu Ömer Çavuşoğlu, g) Hiçbiri. Halamın sakalları olsaydı!.. Fenerbahçe göklere çıkarıldı!.. Beşiktaş ise yerden yere vuruldu!.. Maçın kasetini dikkatle izliyorsunuz; bir gariplik var ortada!.. Maçın ilk yarısının 15 dakikası hariç, oyunun hakimi Beşiktaş... Hatta ikinci yarı neredeyse tek kale!.. Fenerbahçe’nin iki golünde “ortada takım yok”; sadece Anelka ve Tuncay’ın “kişisel” çabaları var!.. Fenerbahçe kalecisi Volkan “Anelka ile beraber” sahanın “en iyi iki oyuncusundan biri!..” Hakem, “Volkan’ın yaptığı penaltılık hareketi ve Anelka’nın golü yaptığı ataktaki faulünü” es geçmiş!.. Eeee!.. “Fenerbahçe’yi yere göğe koyamayan” bir spor medyası!.. Beşiktaş’ı, “Rıza Çalımbay’ın gözden çıkartılmasının yolunu açacak kadar” yeren de “aynı” spor medyası!.. “Tersi” olsa, Volkan “o müthiş kurtarışlarından sadece birini yapmamış” ve Fenerbahçe golü yemiş olsa, Tuncay “o son dakika” olmayan bir pozisyonda golü atmasa, bu defa maçı “2 - 1” Beşiktaş alacak ve o zaman acaba “aynı” spor medyam ne yazacaktı?. Ah şu “skor tabelası”, ah!.. Benim anlı - şanlı medyamın “en büyük hocası” sensin!.. Utanmak zamanı!.. Eveeet!.. Bilmem ki, “Ne olacak sahaya bir davul parçası atılmışsa, bir kişi girmişse” diye diye, Tahkim Kurulu’ndan “hak edilmiş” bir cezayı geri döndürenler; Fenerbahçe maçında, tribünlerdeki o “iğrenç” pankartlar “vicdanlarınızı sızlattı” mı? Hiç, “fair play gibi” sporun temeli olan bir güzelliği kirletme pahasına “renktaşı” olduğunuz kulübü “koruma ve kollama” zihniyetinizin, “o pankartların hazırlanmasında, yazılmasında, tribünlere taşınmasında” hepinize pay çıkarttığını, sizlere hatırlattı mı? Beşiktaş Yönetimi, “özür” dilemiş!.. Yok, bir de dilemeyecekti!.. Peki ama, o pankartlar tribünlerde yükselirken, “akılları nerdeydi?.” Şimdi Federasyona soruyorum: “Bu pankartlar suç değil mi?” “Suç” ise, ne yaptınız?.. Evet; ne yaptınız?.. Şimdi bir de, “Üç Büyükler” el ele, “tribünlerdeki bu rezaletlerin görüntülenmemesi” ve maç sonlarında “çıkan olayların belgelenmemesi” için “Federasyona ve Tahkim Kurulu’na baskı yapıyorlar”; maç naklen yayınları yönetmeliğinin ilgili maddesinin değişmesini istiyorlar!.. Böylece, “maç yayınları”, hakemin “başlama düdüğü ile başlayıp, bitiş düdüğü ile bitecek” ve mesela “Okan’ın Diyarbakır maçından sonra yaptığı , eğer hakemler ve gözlemciler tarafından görülmemişse”, yanına kâr kalacak!. Kafaya ve oyuna bakın siz!..
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT