BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Söyletmen, vurun!”

“Söyletmen, vurun!”

Aşk ve saffetini kaybeden Yeniçeri, için için çürüyerek meş’um sonunu hazırladı. Padişah II. Mahmut, kendi ordusunun (!) kışlalarını top ateşine tutarak bu beladan zor kurtuldu. İşte Yeniçeri askerinin bela olduğu devirdeki ölçüsü ve prensibi bu idi “Söyletmen, vurun!”



Aşk ve saffetini kaybeden Yeniçeri, için için çürüyerek meş’um sonunu hazırladı. Padişah II. Mahmut, kendi ordusunun (!) kışlalarını top ateşine tutarak bu beladan zor kurtuldu. İşte Yeniçeri askerinin bela olduğu devirdeki ölçüsü ve prensibi bu idi “Söyletmen, vurun!” Vur, kır, yak, kes, biç, doğra ama, sakın bir şey söyletme! olur a; karşı taraf hak bir söz söyler veya böyle bir davranışta bulunursa; bunları niye dinlemediniz veya görmediniz mi diye yarın hesap sorulmasından korktuklarından kendilerine böyle bir yol bulmuşlardı. Demokrasinin toplumları aşıp ferde, ferdin ihtiyaç ve taleplerine endekslendiği günümüzde; birileri aykırı birşeyler söyleyecekler diye onlara tahammülsüzlük yapılabilir mi? Bal gibi yapılıyor işte! Hani, fikir ve ifade hürriyetini teminat altına almıştık! Hani, şiir okudu diye mahkum edilen bir siyasetçimizi, uğratıldığı mağduriyete inat; seçip Başbakanlık koltuğuna oturtmuştuk?! Bize ne oldu ki; tam da 3 Ekim’in arefesinde denilebilecek günlerde bir kısım bilim adamına; üstelik üniversitenin çatısı altında yapacakları konuşmalara izin vermek istemiyoruz? Tarihi çarpıtacaklar Ama, efendim; bunlar tarihi hakikatleri çarpıtarak anlatacak ve bizim tarihimizi karalayacaklar. İyi ya; her kap içindekini sızdırır! Sayın Başbakan bütün dünyaya hodri meydan demedi mi? Bizim tarihçilerimiz ve biz de aynı görüşte değil miyiz? O halde bu korkularımız neden?! Varsın; bize göre yalan söyleyenler de eteklerindeki taşları döksünler! Haklı, taraf diyalogdan çekinir mi? Başka türlü gerçekleri nasıl anlatabileceğiz. Ne kadar yalan, yanlış ve tutarsız olsa da karşı tarafı dinlemek mecrubiyetimiz var. Aksi halde onlara da bizim doğrularımızı dinletemeyiz. Bugüne kadar yapılan da böylesi değil miydi? Anlaşamamamızın sebebi, karşılıklı oturup konuşamamak ve tartışamamak değil miydi? Sonra, yapılan konferansın bir yaptırım gücü, samimi bir değeri yok ki, neden söylenenlerden gocunalım? Konuşmacılara karşı takınılan tavrı, bağırıp çağırmaları ve yumurta atmak gibi pespaye davranışları asla tasvip etmiyoruz. Ayrıca, birilerinin çıkıp; böyle bir zamanda, yani müzakerelerin arefesinde Türkiye’yi sınamaya kalkışması da, hiç değilse zamanlaması bakımından doğru olmamıştır. 3 Ekim’den sonra böyle bir konferansı dillendirselerdi olmaz mıydı? AB taraftarı gözüken bu kişiler neden, AB karşıtlarının eline koz veriyor? Bu bir başlangıç Öyle “söyletmen, vurun!” mantığı ile bir yere gidemeyiz. Daha durun bakalım; bu, bir başlangıç... Pandoranın kutusu asıl 3 Ekim’den sonra açılacak. O kadar reformlar yaptık; bütün bunları kağıt üzerinde kalsın diye yapmadık. Hayatımıza tatbik etmek için yaptık. Zaten, Avrupalılar da; çıkardığınız kanunlar çok güzel, hadi uygulayın da görelim demiyorlar mı? Uygulamayı bu şekilde mi göstereceğiz? Burada başıbozuk Yeniçeri endamlılara da bir çift lafımız var: Vurun ama dinleyin! Vurundan kastımız; dinledikten sonra sizin de aynı şekilde karşılık vermenizdir. Bir düşünceyi veya fikri, ancak karşı bir düşünce veya fikirle çürütebilirsiniz. Kaba kuvvetle fikirlerin yenildiği nerede görülmüştür? Zorla, ancak sindirebilirsin ama asla yenemezsin! İşte; o zorla şimdi sindirdiğin hakikat gün gelir gün yüzüne çıkar ve ilk olarak seni yani zorba takımını siler süpürür!
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT