BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İftarı beklerken (Diyalog köşesi)

İftarı beklerken (Diyalog köşesi)

Ruhunda tarifi imkansız bir huzur ve sevinç vardı. Sanki kainat gül bahçesine dönmüş, her yer mis gibi kokmaktaydı. Akşam vakti yaklaşırken, telaşla koşuşturan insanları hayranlıkla seyretti. Mis gibi pide kokusu, neredeyse bütün Malta çarsına yayılmıştı. Fatih Camii avlusuna girdiğinde bile pidenin o nefis kokusu burnuna geliyordu.



Ruhunda tarifi imkansız bir huzur ve sevinç vardı. Sanki kainat gül bahçesine dönmüş, her yer mis gibi kokmaktaydı. Akşam vakti yaklaşırken, telaşla koşuşturan insanları hayranlıkla seyretti. Mis gibi pide kokusu, neredeyse bütün Malta çarsına yayılmıştı. Fatih Camii avlusuna girdiğinde bile pidenin o nefis kokusu burnuna geliyordu. İnsanı Hakka davet eden muhteşem mimarisi ve minareleriyle sanki bilmediğimiz bambaşka alemlere doğru uzanan, etrafında onu süsleyen, güzelleştiren asırlık çınar ağaçlarıyla Fatih Camii’nin bahçesine girer girmez, buranın o uhrevi havasında kayboldu gitti. Bir an hayallere daldı. Aklına çocukluğu geldi. Elinde bir zeytinle, arkadaşlarıyla kaleden atılacak topu seyretmek için gittikleri türbenin yanında, nasıl da heyecanla bekleyişini, soğuk kış günlerine rastlayan ramazanda ninesinin peşine takılıp, hatimli teravihlere gidip zevkle namaz kılışını, ilahilere onlarla birlikte ağlayışını hatırladı. Dedesi ona iftarlık renk renk şekerler alırdı. Her acıkışında dolabının kapağını açıp rengarenk şekerleri zevkle seyredişini, akşama dedesinin; “Senin orucun çok güzel” diye ona para verişini ve bu paralarla ertesi gün arkadaşlarına iftarlık şeker alışını hatırladı. Sahuru kaçırmamak için her an uyanışını ve, “Hadi bugün kaldırmayalım, uyusun” diyen dedesinin sesini duyar duymaz, yataktan fırlayıp sofraya oturuşunu, arife günleri mübarek sakal-ı şerifi, Ak Tekke Camii’nde hanımlara öptüren babaannesinin yanında, şevkle, akşama kadar ayakta bekleyişini hatırladı... Gözleri yaşardı. Hayat, gerçekten hayal miydi? Ne o koşup oynadığı sokaklar kalmıştı, ne o çocuk, ne dedesi... Şimdi bambaşka bir yerdeydi. Mekanların en güzelinde. Asırlık hatıralarla dolu çınar ağacının altında, ömrünün bilmem kaçıncı iftarını bekliyordu. Peygamberimiz Aleyhisselam’ın hadis-i şerifiyle methedilen, Fatih Sultan Muhammed Han’ın türbesinin yanında, elinde hurması, İstanbul’un o eşsiz ramazan güzelliğinde kaybolup, kendinden geçtiği huzurda iftarı bekliyordu. > Tahire Mermer > Çağlar aşan sevgili Her gece özlemin yağdı gönlüme, Yıldızlar gözyaşı sağdı gönlüme, Sevgin güneş gibi doğdu gönlüme, Muhabbetle dolup taştım ey Resûl, Bir ömür peşinden koştum ey Resûl! Sen gittin dağların hâli kalmadı, Nehirlerin hiç mecali kalmadı, Dünyanın tutacak dalı kalmadı, Kur’an’ın yoluna düştüm ey Resûl, Bir ömür peşinden koştum ey Resûl! Hicran ateşiyle yanıp kavruldum, Sarı çölde kumlar gibi savruldum, Gül dalına tutunarak doğruldum, Aşkınla çağları aştım ey Resûl, Bir ömür peşinden koştum ey Resûl! Adına hayrandır sema ve zemin, Selat Sana, selam Sana El’emin. Mevlâ’mızın “Rahmetenli’lâlemin” Muştusuyla öyle taştım ey Resûl, Bir ömür peşinden koştum ey Resûl! Hasretinle yüreğimi dağladım, Kâbe’yle diz dize verip ağladım, Senin gül yüzüne ümit bağladım, Ne yanıldım ne de şaştım ey Resûl, Bir ömür peşinden koştum ey Resûl! > Bestami Yazgan Sultanım Bağışla sultânım suçumu artık! Köleni içeri sokmuyor çerin... Sâyende kalbim kaç yerinden kırık, Çehremde çizgiler, senin eserin. Kirpiklerin, sanki bir hançer gibi, Yüreğime saplı, kan içer gibi... Sence görünse de, tez geçer gibi, İnan ki sultânım, yaram pek derin! > Mehmet Şensöz / Bursa > Yalnızlık... Yalnız bir değirmendim. Kızıl ağaçların dalları altında değilse de yerim, şimdi yalnız değirmen misâli öğütecektim, ruhumu acıtan yalnızlığımda, yalnızlığını. Sitemim sana değilse de, sensizliğeydi. Sensizliğin, pencere diplerine sıralanmış şişelerde, su gibi durgun sessizliğineydi. Sarmaşıkların sardığı köhne basamaklarımdan çıkan, adımların olsun istedim. Yalnızlığından akan tanelerin vardı avuçlarımda. Tanelerini avucumun toprağı örtsün diye bekledim. Buğdayların kızıla duran başaklarından öpmek istedim seni. Al kurdelelerin uçtuğu gelincik tarlasından toplamak, doyasıya koklamak istedim.Toprağın çatlayan dudağından sevdim seni; hayat buldu yüreğim...Yaprakların örttüğü penceremin aralığında, ışıktan huzmelerin vardı; perçemlerinin düştüğü gözlerinden yüreğime dökülen... Bilemedim neydi bulamadığın; bilemedim yalnızlığında kaybolan ben miydim? Çöktü çökecek bir dam altındaydı, gerçeğe uzanan rüyâlarım; gerçek ki, kızıla bürülü ağaçların gölgesinde beklemekti; ya beklemek olmasaydı adın... Sebebimdin, sebebiydin bu kuytularda özleyişin. Acı veriyor olsa da, özlemekti hayatı yaşanılır kılan. Kanadı kırık serçe misâli, uçmayı bilmeyendim ve duvar diplerinde kökleri yuvalayan... Şimdi dalgaların vardı, uzak denizlerden gelip, duvar diplerime değen... Vadimde kokunla karışan ümit, denizindi; dağlardan akıp, vadilerde nehir olan hayallerimi; ihtimal ki kıyılarında, güneşin rengine bulayacaktı. Şimdi geçse de bahar, yeşil bahçelerin bekçisi çekirgelerin nağmeleridir kulaklarımda seni çığıran. Geceler ki hilâldir yalnızlığımda yüzüme gülen... bazen de hüzün; yüreğime gölge düşüren... Vadimde açan zambaktın, ay ışığını gölgeleyen damlaların vardı. Yapraklarından ışık olup üzerime düşüyordun. Beni mest ederek kuytularına çeken kokun vardı. Bilir miydin, zambak kokmanın bedeliydi sevmek... Sevmek, solan güllerin yapraklarında tomurcuğa durmaktı... Mısralar var dilimin ucunda. Şiir gibi beyaz sayfalara düşüyorsun. Ürpertiyor cümleler. Kızıl dalların gölgesinde, yalnız kelimelerle üşüyorum.. > İlhan Kalender / İstanbul
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 95613
    % 0.77
  • 6.2712
    % -1.23
  • 7.3272
    % -1.06
  • 8.2567
    % -1.66
  • 242.701
    % -1.35
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT