BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘Edebiyatımız köklü bir geçmişe sahip’

‘Edebiyatımız köklü bir geçmişe sahip’

TGRT HABER TV’de yayınlanan “Çerçeve’den Yansımalar” programına konuk olan Doç. Dr. Ömür Ceylan “Dünyada eğer bir edebiyat müzesi açılsaydı, Türkçe kendini divan şiiri ile temsil ederdi” şeklinde konuştu



> Hüseyin Türkoğlu İSTANBUL - Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömür Ceylan, kültürün milletler için adeta bir büyü olduğunu belirterek, bu gücün kaybedilmemesi gerektiğini söyledi. TGRT HABER TV’de canlı olarak yayınlanan “Çerçeve’den Yansımalar” programında Gazetemiz Genel Yayın Müdürü Fuat Bol ile Yazarımız İsmail Kapan’ın bu haftaki konuğu, İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömür Ceylan oldu. Üniversitelerin genel bir değerlendirmesini yaparak konuşmasına başlayan Doç. Ceylan, öğrencilerin birtakım problemlerle üniversiteye geldiğini ve üniversitelerin öteden beri tartışılageldiğini söyledi. Doç. Ceylan, “Üniversiteye gelen öğrenciler seçilerek geliyor ama kazandığı bölümde ne ile karşılaşacağının farkında değil” diye konuştu. Üniversitelerden yeterince faydalanılmadığını da belirten Doç. Ceylan, üniversitelerde üretilen profesyonel bilginin amatörce tüketildiğini belirtti. Üniversitelerin ortak ve kendilerine has problemleri olduğunu, bu problemlerle mücadele edildiğini belirten Doç. Ceylan, “Özel üniversiteler, ileride, eğitim hayatında çok daha işlevsel olacak kanaatindeyim” dedi. Osmanlıca bir ‘yazı dili’dir Geleceğin edebiyat eğitimiyle ilgili olarak öncelikle geçmişe baktığını ifade eden Ceylan şunları söyledi: “Aslında edebiyatımız köklü bir geçmişe sahip. Medrese eğitiminde her ilim adamının bütün bilimler hakkında bir şeyler bilmesi istenirdi. Ancak bu durum günümüz bilimi için doğru değil. Şimdi ise her şey hakkında bir şeyler bilen bilim adamı tipinden bir şey hakkında her şeyi bilen bilim adamı tipine geçmeye çalışıyoruz. Modern dünya da bunu gerektiriyor. Ancak bu geçiş sürecinde birtakım sıkıntılar yaşanıyor. Eğer sahanızda orijinal bir çalışma yapmak istiyorsanız, geçmişten bir şeyler alabilmeniz, güç alabilmeniz gerekir. Kütüphanelerinizde ağzına kadar dolu olan Osmanlıca eserlerin günümüze kazandırılması gerekir.” Osmanlıca öğrenmenin sadece alfabe öğrenmekten ibaret olmadığını ifade eden Ceylan, “Osmanlıca bir yazı dilidir. Kendine has bazı özellikleri vardır. Öğrenci her harf ile birlikte yeni bir kültür öğreniyor. Ancak günlük hayatında daha ziyade öz Türkçe’yi kullanıyor. Halbuki şu andaki Türkçe ve günümüzde kullanılan diğer diller hem yazı hem de konuşma dilidir. Fakat ihtisas liselerinde bu ders verilmelidir ve bu bizim için de gereklidir. Ancak bütün okullarda olması yerine Türkçe’nin daha iyi öğretilmesi konusunda gayret edilmelidir” şeklinde konuştu. Yükselen edebi gelenek Osmanlı döneminde okuma yazma oranının yüzde 3-5 olduğunu belirten Ceylan, “Ancak bu kimseler taşıdıkları entelektüel endişeler dolayısıyla sürekli yükselen bir edebi gelenek oluşturdular. Çok ince ve derinlikli bir söyleyiş tarzı geliştirdiler. İçinde Arapça, Farsça kelimeler olsa da bu Türkçe bir sanattır” dedi. Doç. Ceylan şöyle devam etti: “Divan şiiri ortalama Osmanlı aydınlarının ürünüdür. Şiir onlar için bir sığınaktı adeta. Osmanlı hayatında dokunulmaz bir iklimdi. Bir divan şairinin asıl mesleği başka bir saha ile ilgili olabilir. Ancak aharlı kağıt alıp oturduklarında asıl mesleklerini unutur, düşündüklerini özgürce ifade ederlerdi.” Ceylan, “Divan Edebiyatı kuralcıdır. Ancak bu kurallar kalitenin yükseltilmesi içindir. Divan Edebiyatı’nda kullanılan benzetmelerin arkasında ise çok farklı manalar vardır. Divan Edebiyatı’nda meyhane, kadeh, saki, sevgili, şarap gibi benzetmelikler çok kullanılmaktadır. Ancak bunları kullanmak da her divan şairinin harcı değildir. Bunun aslı tasavvufi bir örfe dayanır. Yaradılıştaki ifadeler, divan edebiyatı için bir ilhamdır. Oradaki ‘bel⒠ifadesi ‘evet’ anlamına geldiği gibi, Arapça’da ifade ettiği gibi ‘musibet’ anlamında da değerlendirilmiştir. Orada kullanılan meyhane bulunulan yerdir, dergahtır, bazen dünyadır” dedi. > Müfredat değişmemeli Doç. Ceylan, ilkokuldan itibaren üniversite bitinceye kadar verilen Türkçe eğitimi konusunda şunları söyledi: “Sürekli müfredat değişikliğinden dolayı yeterli Türkçe öğretildiğini söyleyemeyiz. Müfredata şu anda yapılan müdahale isabetli ve belki de geç kalmış bir müdahale. Ancak sık sık müdahale de yapılmamalı. Bir çocuk kitapçı dükkanının vitrininde gördüğü kitabı alabilmeli ve okumalı. Gençlere bu özgüveni ve cesareti vermeliyiz. Bir genç, kitabın, kim yazarsa yazsın önemli olduğunu idrak etmelidir. Bunun için 3-5 dakikalık TV programları yerine, aydınların yer aldığı daha geniş kültür programlarının yapılması gerekir.” Yazılı ifadenin önemsenmesi gerektiğini belirten Doç. Ceylan, “Kendisini yazılı olarak ifade edemeyen insan, sözlü olarak da ifade edemez. Bu konuda yazılı ve görsel basınımız da çok fazla yardımcı olmuyor. Bu kelime haznesiyle gençlerin kendilerini ifade etmelerini bekleyemeyiz” diye konuştu. Divan şairlerinin topluma kazandırdıklarının ramazan için de geçerli olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Ömür Ceylan, “Birçok konakta şaban ayından, hatta recep ayından itibaren hazırlık yapılır ve ‘hilal’ gözetlenirdi. Ramazan için erzak hazırlanırdı. Hilalin görülmesiyle birlikte tatlı bir telaş başlardı. Bugün olduğu gibi o gün de Osmanlı toplumunun dört gözle beklediği eğlencelerdi ramazan geceleri. Geceleri fener alayları düzenlenir, insanların bu eğlencelerden faydalanmaları sağlanırdı. Ramazan geldiğinde küçüğün büyüğe iftara gitmesi adı konulmamış bir kuraldır. Konaklarda her gece için davetliler vardı. Divan edebiyatı kültür mirasımız Hatta konak sahipleri iftarına katılanlara ‘diş kirası’ adı altında küçük hediyeler verirdi. Konaklarda ramazan için özel aşçılar getirilirdi. Bu ramazan kültürü birçok ramazan anekdotuna da yansımıştır. Yemekler yenilir kahveler fokurdatıldıktan sonra edebi sohbetler yapılırdı. Her yönüyle doyurucu bir kültürdür” şeklinde konuştu. Kültürün milletler için adeta bir büyü olduğunu belirten Doç. Ceylan, “Eğer siz ‘büyü’nüzü kaybederseniz, güce ihtiyacınız olduğunda bunu kaybettiğinizi görürsünüz. Dünyada eğer bir edebiyat müzesi açılsaydı, Türkçe kendisini divan şiiri ile temsil ederdi. Bu kültür adına okunacak şeyler asla beyhude şeyler değildir, bu bizim kültür mirasımızdır” diye konuştu.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT