BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dolmabahçe’de bir sultan (Diyalog köşesi)

Dolmabahçe’de bir sultan (Diyalog köşesi)

Bilmiyorduk; ne hikayelerin vardı, kapalı kapılar ardında asılı. Sana dair saklı kalan neler vardı; bilmiyorduk. Sana çıkan yollar, geçit vermeyen bahçelerle çevriliydi. Yüksek tavanlı odaların duvarları devrilmez sütunlara yaslıydı.



Bilmiyorduk; ne hikayelerin vardı, kapalı kapılar ardında asılı. Sana dair saklı kalan neler vardı; bilmiyorduk. Sana çıkan yollar, geçit vermeyen bahçelerle çevriliydi. Yüksek tavanlı odaların duvarları devrilmez sütunlara yaslıydı. Duvarlarını örten portrelerin yalnızlığıysa başka bir hikayeydi. Koridorların çevrelediği yolda, sarı yaprakların verdiği hüzün vardı. Kapılar, hatıraların bile usuldan terk ettiği odalara açılıyordu. Bir tuğraydı başını süsleyen; süslemekten öte bir şeydi. İki göz vardı; fotoğraflarda hatıra kalan. Kapılar bu iki mührün eseriydi. Onlar ki, saray bahçelerine açılan şahin kanatlarıydı. Yüksek tavanlı odalarına, bir resme bakar gibi bakıyorduk. Ne bin bir gece masalıydı, ne de peri uydurması. Gözlerini kaldırıp pencerelerden bakınca, rüzgârın eteklerine tutunup, karşı kıyıya uzanıveriyordum. Hayal aleminden hayatın anlamına varıyordum. *** Gül yapraklarının uçuştuğu saçlarından ufka bakıyordum. Seni, itinayla budanmış ardıçın gölgesinden düşlüyordum; iğne yapraklarına sonbahar güneşin değiyordu. Seni bu tenhadan seviyordum. Gönlünün kıyılarında yüzüyordum; önüm sıra uzayan koridorlardan geçip, kapalı kapılar ardında seni bulmak, yalnızlığın çevrelediği duvarlarımdan sana ulaşmak istiyordum. *** Zarif ellerin, dün kapıların tokmaklarını açıyordu; önünde çökenlerin eteklerine gül yaprakların düşüyordu. Rüzgârın, tarihin sayfasından bir yaprak savuruyordu; ağaçlar gül oluyordu. Dün yüksek kapılarından geçtiğim salonlara bakıyordum; içine düştüğün yalnızlığını hayâl bile edemeden. İhtişamlı sözler ardına saklı acı gerçekler, iz düşüyordu zihnimize. Kendimizi ihtimallerle avutup, yalnızlığın pençesinde bırakıyorduk. Biz, içimizde yalnızdık. Sen ise önemli kararlar arefesinde... Atlastan bir örtü gibi, yalnızlığını üzerimize çekip, derin uykulara dalıyorduk. Sırtımızı, yarınları düşünmeden meydan okuduğumuz geçmişe dayıyorduk. Bilmediğimiz insanlara duvar diplerini satıyorduk. Kaftanının eteklerini, gül rengi kayıkların çektiği kıyılarını seyrediyorduk. *** Geçmiş zaman tadında çıkıyorduk merdivenlerinden. Tarihin en kuytu köşesinden; gölgesinden bakıyorduk hayata. Geçmişin yaşanılabilir ayrıntılarında oyalanıyorduk. Gün, geceye dönüyordu bahçelerde. Hayatın anlamına varıyordum. Zamanı düşlerimden kaldırıp, kapılarımı sana açıyordum; mehtaplı gecelerin aynasından, gönlüme düşüyordun. *** Maharetli parmakların değdiği her yerde kalem işleri şekilleniyordu. Gül ağacı kanepelerde serinliyordu akşam vakti. Çini fincanlardan içilen şekersiz kahve tadındaydı geçmişte olanlar; seni anlayamıyorduk; bir şeylerin ucundan tutup kıyılardan yelken olup açılmak istemiyorduk. Şimdi aynı dili konuşuyor olsak da, paravanlarla açılmış mesafelerden işitemiyorduk birbirimizi. Omuzlarına çöken ağırlığın sebebini anlayamıyorduk. Anlam veremediğimiz rüyâlardan tekrar derin uykulara dalıyorduk. Yük her gün biraz daha ağırlaşıyordu; kervan bu yükü çekemiyordu. Kıyılarda sürükleniyorduk. Martıların kanatlarından, enginlere açılmak için bir gemi bekliyorduk. Hayata, kaybettiğimiz güzelliklerin penceresinden bakıyorduk. Ufkun çizgisinde yeniden yeşerebilmek için, gecenin mehtaba teslim olduğu vakitlerde, güneş doğacak umuduyla yıldızları söndürüyorduk. *** Sarmaşık güllerinin kokusuyla balkonlarda sabahlıyordum. Kirpiklerimin arasına rüzgârın hareler çizdiği bulutlardan düşüyordun. Seni gözlerimde hapsediyordum. Damlalar değiyordu karşı kıyıya. Sandallar, bitmeyen baharı peşin sıra sürüyordu. Mevsimleri aynı kılıyordun. Saçlarında hazan, eteklerinde hazan, gözlerinde hüzün duruyordu. Gün değmemiş geceleri sabahlıyordum. Kapılarımı sokaklara kapayıp, kubbesiz evlerden kaçıyordum. Tenha köşelerinden geçmişe dönüyordum. Anılarını yaktığım şehrine çekiyordum kürekleri; kıyılardan sana ulaşamıyordum... > İlhan KALENDER Hicvediyorum Şu insanlığın haline bakınız bir garip! Kimileri neşeli, kimileri mustarip... Zulmet baştan başa her yanımızı sarıyor Mazlumlar adaleti Avrupa’da arıyor! Şeref, namus kirli bir havlu gibi atıldı! Kanla sulanan toprak, bir mal gibi satıldı! Milletim sustukça, hainler uluyor tek tek İş birlikçiler tepemizde oynuyor seksek! Şehitler kemikleri sızlayarak yatıyor! Misyonerler dört yanımızda cirit atıyor! Kapılıp gitmem sele, hakkımı yemesinler “Haksızlığa karşı susan şair” demesinler! Zaman birlik zamanı, susmayalım diyorum Elimden gelen bu, acizce hicvediyorum!.. > Ömer BOLAT Tsunami felaketi Okyanusta şimşek çaktı Yükseldi dalgalar göğe Görenlerin aklı şaştı Kaçıştılar sağa- sola Çaresiz kaldı insanlar Zamanla geçer bu günler Harabeye dönmüş evler Tsunami felaketi... Peş peşe kırıldı faylar Göğe yükseldi feryatlar Seyreden dünya ağlar Tsunami felaketi... Haritadan silinmiş köyler Kurumuş ırmaklar, çaylar Yok olmuş bahçeler, bağlar Tsunami felaketi... Artçı depremler sürüyor Dünya yerinden oynuyor Kimse bunları bilmiyor Tsunami felaketi... Kimi babayı kaybetmiş Kimi ana, kimi kardeş... Yaşanmasın böyle acı Tsunami felaketi... > Ali DEMİR Beyaz bir aşk Sevmek adım adım, sevmek koşarak Gizli bir menzili bulmaya denir Sevmek su gibidir serin ve berrak Sevmek gölgeleri silmeye denir Gönül kafesine sevda cemresi Düşünce yürekler yelpazelenir Kapalı gözlerle zaman öncesi Seviyorum diyen can tazelenir Sevenin içinde muhabbet kuşu Şakır baştan sona sevgi demini Şelale duruşlu kalbin atışı Padişah aşkıyla kırar gemini Beyaz bir hüzündür aşk ıstırabı Tebessüm katılır kan uykusuna Esriyen canlarda sevgi şarabı Son verir sevende can kaygusuna Acıyla sevinci nikâhlar âşık Çözer med cezirli suyun bendini Varlık âleminde yok’la barışık Ummanlar içinde bulur kendini Seven adım adım, seven koşarak Gizli bir menzili bulmaya gider Seven su gibidir, serin ve berrak Seven gölgeleri silmeye gider > Yusuf DURSUN Ömür dediğimiz Gözlerimin önünden yılların hâli geçti, O dimdik yiğitlerin bir bir hayâli geçti, Eyvah, hiç bitmeyecek sandığımız şu ömür, Dün başlamışçasına bir gün misali geçti. > Hüseyin ÖZKAYNAKÇI
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT