BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Şu başımıza gelenler!

Şu başımıza gelenler!

Millî tarihimizin son acıklı sayfalarını meydana getiren ve tarihe “93 Harbi” olarak geçen Osmanlı-Rus Savaşı’nın bilinmeyen yönlerini anlatan Mehmed Arif Bey’in “Başımıza Gelenler” isimli kitabı çok uzun bir aradan sonra kitapseverlerle buluştu.



Babıali Kültür Yayıncılığı (BKY), Mehmet Arif Bey’in uzun süredir çıkması beklenen, tarih bilme şuurunu yansıtan ve Sarıkamış’ta yaşananlara ışık tutan “Başımıza Gelenler” isimli eseri kitapseverlerle buluştu. 1877-1878 yıllarında Osmanlı Devleti ile Rusya arasında patlak veren savaşın başından sonuna kadar, Anadolu Ordusu Başkumandanı Mareşal Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın Mühimme Başkitabeti görevinde bulunması sebebiyle bütün yazışmalar elinden geçen Mehmet Arif Bey tarafından kaleme alınan satırlarda, yazar, tarih şuurunun ülkeler açısından ne kadar hayati bir önem arz ettiğine değiniyor. Savaş sırasında askeri ve mülki yazışmalar elinden geçen yazarın, her türlü savaş vukuatına detaylarına kadar vakıf olması hasebiyle önem taşıyan “Başımıza Gelenler” okuru aslında tarihi bir yolculuğa çıkarıyor. Kendisi de yaşadı Satırlarda ilerledikçe Mehmet Arif Bey’in düşünce, değerlendirme ve izlenimlerini, memuriyeti gereği elinden geçen resmi vesikalara dayandırarak yürüttüğü ve mizacındaki ‘hürriyet’ isteği gereğince olayları tarafsız bir bakış açısıyla yazarak gelecek nesillere hatıra olarak bırakmayı arzuladığı görülüyor. Eser; savaşa ait olayları ve yazarın şahsi hallerini anlatmakla beraber, büyük bölümü bizzat şahit olduklarından ve biraz da işittiklerinden meydana geliyor. Mehmed Arif Bey Erzurum’da iken millî tarihimizin son acıklı sayfalarını meydana getiren ve tarihe 93 Harbi olarak mâl olan Osmanlı-Rus Savaşını başından sonuna kadar bizzat yaşayarak, izlenimlerini toplayarak, gelecek nesillere birer ibret vesikası olarak sunuyor. Eserin ilk baskısı 1903’te Mısır’da, ikinci baskısı ise 1910 tarihinde Mehmed Arif Bey’in evlatları Celaleddin Arif ve Necmeddin Arif Beyler tarafından İstanbul’da yapıldı. Savaşa nasıl girdik? Devletçe savaşa girişimiz ile başlayan eserde Avrupalıların her işimize karışmasından bahsedildikten sonra, Erzurum’daki askerî hazırlıklar ve kuvvetlerimizin miktarından, ordunun Kars’a varışı ve Kars’ın durumu, Ruslar’ın Kars önlerine gelmesi ve Muhtar Paşa’nın Kars’ı kuşatmaya terk ederek çıkması, Askerin düştüğü perişanlıklar, Ardahan’ın düşman eline düşmesi, hatalı subay tayinleri, Kars kuşatmasının kaldırılmasıyla ortaya çıkan durum, kumandanlar arasındaki telgraflar, ordumuzun geri çekilmesi, bozgun askerimizin Kars’a dolması, ordumuzun bir kısmının esarete düşmesi, Kars’ın düşmesi ile orduda kara humma hastalığının ortaya çıkması gibi konularda teferruatlı bilgilerin mevcut olduğu eserde ayrıca bizleri millet yapan hasletlerden nasıl koptuğumuz da ele alınıyor. ------ Mehmed Arif’in kaleminden... Bu satırlarda kaleme aldıklarımın çoğu, savaşa ait olaylardan oluşacağından bir maceradan ziyade ‘savaş tarihi’ niteliği kazandığından ismine ‘Anadolu Tarihi Harbi’ de denilebilir. Dünya durdukça, her toplum başlı başına siyasi hayata ve bağımsız bir varlığa sahip oldukça, her millet kendi menfaatlerini temin etmek veya zararlarını gidermek için menfaatlerinin çatıştığı devletlere karşı eline silah alarak hücum ve savunma halinde olacaktır. O zaman içinde bulunduğumuz asırda başımıza gelen siyasi belaların her çeşidine, gelecek nesillerin de fazlasıyla uğrayacaklarında şüphe yoktur. Görüp geçirdiğimiz sıkıntılardan ve meydana gelme sebeplerinden kendilerini haberdar edip uyanık tutmak mecburiyetindeyiz. Bu konuda susmak, günden güne önem kazanan dünyanın gidişine karşı affedilmez bir hata veya ihanet olur... ------- Önemli bir kaynak Kitapla ilgili düşüncelerini aldığımız Yard.Doç.Dr. Ömer Kul, eseri, üzerinde düşünerek ibretler çıkarılması gereken bir başvuru kaynağı olarak niteliyor. Yeni nesil tarihi iyi bilmek durumunda olduğunun altını çizen Kul, “Bizim kolumuzu kanadımızı kırıp hareketsiz kılan yok edici silah, hepimizin ve bilhassa iş başındaki devlet adamlarımızın birçoğunun, tarihten ibret almamasıdır. Karşımızdakilere şöhret kazandıran ise, her ferdinin, millî tarihini ve devletinin başından geçenleri bütün teferruatlarıyla bilip bunlara inanmasıdır. Tarih ilmi bir milletin aynasıdır. Bu ayna milletlerin gerçekleri görmesine hizmet eder. Maalesef Tanzimat’tan bu yana bizde adet haline gelen kendini küçük görme, şefkat dilenme gibi pısırıklıklar, bir şahsın edep ve terbiyesinin delili sayılmakta. Bu durum bize sadece tarihi değil, yakın bir zamanda korkarım ki, hayat kaynağımız olan inancımızı da unutturarak, büsbütün yok olmamıza sebep olacak. Mehmed Arif Bey’e katılmakla beraber şunu iddia edebilirim ki, gerçekleri çarpıtmadan, tarihî hadiseleri birbiriyle karşılaştırarak tahlil süzgecinden geçiren bir tarih eğitimi, yalnız başına insanı kendine getirebilecek güce sahiptir. Tarihteki bu yüksek ruhu, aydınlık bir fikirle birleştiren eğitimciler, gençlerin zihinlerine taşa kazır gibi kazımalıdır. Burada en büyük görev de yeni nesillerin yetiştirilmesine ilk başta ön ayak olan şuurlu, mantıklı, tahlil yapabilen tarih öğretmenlerine düşmektedir” diyor.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 106785
    % -0.69
  • 5.696
    % -0.32
  • 6.3069
    % -0.37
  • 7.3615
    % -0.05
  • 269.137
    % -0.21
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT