BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Koltuğun asıl sahibi ne yapacak?..

Koltuğun asıl sahibi ne yapacak?..

Bu satırları “cuma sabahı erken saatlerde” yazıyorum!.. Yani, “Anayasa Mahkemesi tarafından önü açılan” Haluk Ulusoy’un “Başkanlığa aday olup olmayacağına dair” yapacağı açıklamadan “henüz” haberim yok!..



Bu satırları “cuma sabahı erken saatlerde” yazıyorum!.. Yani, “Anayasa Mahkemesi tarafından önü açılan” Haluk Ulusoy’un “Başkanlığa aday olup olmayacağına dair” yapacağı açıklamadan “henüz” haberim yok!.. Genel Kurul’da “açık ara seçimi kazanacağı” belli iken, önü kesilen ve yerine “eline liste verilerek” koltuğa oturtulan bir Başkan, böylece dünya futbol tarihine, “Federasyon Başkanı olmasın” diye “özel kanun çıkarılmış tek Federasyon Başkanı” olarak geçen Ulusoy ne yapacak?.. Belki de, siz bu satırları okurken, “onun kararı” belli olmuş olacak; ben, “o kararı öğrenmeden” görüşlerimi yazmak istiyorum!.. Muhtemelen “Ben de adayım” diyecektir; Ulusoy, “zoru sever, mücadeleyi sever”; böyle derse, hiç şaşırmam!.. Asıl, “Ben aday değilim” derse şaşırırım!.. Amma velâkin, “aklını cesaretinin önüne koyan, koyabilen adam”, böyle bir ortamda “aday olmaz!..” Madde bir; iktidar ona “soğuk bakmaya devam edecek”, bitip tükenmeden “müfettiş - teftiş - dosya” iddiaları gündemde tutulacaktır!.. Madde iki; Aziz Yıldırım ve “onun güdümündeki” Fenerbahçe medyası “hiç rahat vermeyecektir!..” Madde üç; bunların dışında Celal Doğanlar, İlhan Cavcavlar, Şenes Erzikler ve hele hele Erzikçiler, “el altından” ya da “üstünden” onu ve federasyonunu hırpalamaya başlayacaklardır!.. Madde dört; bugünkü kaos kolay düzelmez ve “Fetret Devri”kolay bitmez; Fatih Terim’in başına gelen ya da getirilenlere benzer olaylar, “ilk fırsatta” Ulusoy’un da başına getirilecek ve “aleyhine” kampanyalar düzenlenecektir!.. Geliyorum “asıl” soruya; “Peki ben olsam ne yapardım?..” Cevap; “İyi ki Ulusoy değilim ve de onun yerinde değilim!..” Ama, diyorum ki: “Erzikçilerin önünü kesmek için!..” “Ayhan Doğan Bıçakcı”, pardon “Ayhan Bıçakcı”, pardon pardon “Ayhan Doğan”, gene olmadı özür dilerim; “Ayhan Bermek Federasyonu’ndan çok daha iyi” bir federasyon kuracağı için.. Mehmet Ali Yılmazlara ve bilumum diğer adaylara meydanı boş bırakmayacağı için... “İyi yapacağına inandığı” için... Ulusoy aday olacaktır ve olmalıdır!.. “Bıraktığı” yerden, “daha hırslı, daha tecrübeli”, olaylardan “ders almış” olarak, “dostunu düşmanını” daha çok tanımış olarak!.. “Olmazsa” kendisi, “olursa” Türk futbolu için iyi olacak!.. Hangisi?.. Hangisi hayırlısıysa... Hem kendisi, hem futbolumuz için!.. Kazanır mı?.. Onu, “sandık bilir!..” Ben kahin miyim?.. Turşu yiyen perhizciler!.. Savundukları şu: “Herkes kendi işini yapsın!..” Yani; mesela “Hıncal Uluç’tan, Fatih Altaylı’ya kadar hayatlarını sporun içinde geçiren, olimpiyatlardan, dünya atletizm, güreş, eskrim, basketbol şampiyonalarından, dünya futbol şampiyonalarına kadar sporun her dalını yerinde ve yakından izlemiş, yazmış, yorumlamış, kulüp ve federasyon yöneticiliği görevlerini üstlenmiş”, onlarca yıl “fiilen” spor yazarlığı yapmış, yorumlamış, spor dergileri çıkarmış, o dergilerin genel yayın müdürlüklerinde, yazı işleri müdürlüklerinde bulunmuş, yüzlerce gazeteci ve spor yazarının yetişmesi için el vermiş, ders vermiş, onlara iş vermiş “gazeteciler”, spor sayfalarında yazmasınlarmış; “Kendi uzmanlık işlerini yapsınlarmış..” Sevgili Kâzım Kanat böyle yazmış; sonra da sevgili Ercan Güven’e telefon edip “Beni doldurdun, doldurdun, ben de yazdım, okudun mu?” demiş. Ercan Güven de cevap yazmış; “Evet okudum ve bayıldım, her satırına katıldım..” “Saçma sapan ve de yalan” olmadıkça her fikre saygım vardır; sevgili Kanat’ın da sevgili Güven’in de “yazdıklarını” saygı ile karşılardım, amma... Yıllar yılı, hem de “bakla kadar imzalar” ile senin yazılarının üzerine “yazıları konan” ve spor yazarlığıyla, gazetecilikle “hiçbir ilgisi olmayan”, eski hakemlere, eski futbolculara, “yarın iş bulunca gene hocalığa başlayacak” eski teknik direktörlere tahammül edecek, spor sayfalarında yazı yazan, spor programlarda yorum yapan , eski kulüp yöneticilerine, hatta onlardan da öte, “iş adamlarına, restorancılara, bar-pavyonculara, play boylara, mankenlere, artistlere” ve daha nicelerine “burada ne arıyorsun arkadaş” demeyeceksiniz, onların TV ekranlarında ve sizlerin de olduğu programlarda hatta “Ben spor yazarıyım arkadaş” demelerine sesinizi çıkarmayacak, “Sen nereden spor yazarı oluyorsun, arkadaş” diye terslemeyeceksiniz, dernek genel kurulları başta olmak üzere birçok platformda “Bu çirkin ve çarpık uygulamaya karşı yapılan mücadeleye fiilen katkı koymayacaksınız”, sonra da çıkıp “Hıncal Uluç, Fatih Altaylı neden spor sayfalarında yazı yazıyorlar” diyeceksiniz; oldu mu ya?.. Gelin önce, “spor sayfalarını ve spor programlarını” hep beraber “spor yazarı olmayan” spor yazarlarından, “gazeteci olmayan” gazetecilerden temizlemenin mücadelesini verelim, o mücadeleden başarı ile çıkalım; sonra “gazeteciler, spor sayfalarında yazmalı mı, yazmamalı mı” onu tartışalım!.. Hodri meydan!.. Çocuklar haklı çıktı!.. Herkes ama herkes “onları” eleştirdi; “Neden tepki koyuyorsunuz, bakın takım kazanıyor ve sizin yaptığınız Galatasaray’ın aleyhine oluyor!..” Bugün ise, bütün gazetelerin spor sayfaları, manşetlerine kadar “Galatasaray’ın yürekler acısı” hâlini ve “bunun sorumlularını” anlatan haber ve yorumlarla dolu!.. Ne yazılar yazılıyor, nasıl bir “kara” mizah yapılıyor!.. Hem de kimler tarafından; “Bu yönetimin ne olduğunu” herkesten önce gören ve “tepki koyan” gençleri “yerden yere vuranlar” tarafından!.. Ne demiş atalarımız: “Türkün aklı sonradan gelir!..” Durum açık değil mi: “O gençler” gibi, “Akıllar başlara önceden gelseydi”; Galatasaray bugün bu durumlara düşmeyecekti!.. Yoksa, “bu durumlara düşeceğini görebilen” bazılarının işine mi geldi?.. Brütüs!.. Özhan Canaydın “Hainler var, günü gelince hesap verecekler” dediğinde kulaklara “bir isim” fısıldanmış ve gözler Turgay Kıran’a çevrilmişti!.. “Hain” sözü ile Özhan Canaydın’ın “kimi kastettiğini” ben bilemem!.. Ama, “bir şey” biliyorum; Turgay Kıran “bir büyük gazeteye yaptığı çarşaf gibi açıklama ile” tam bir “Brütüs adayı” olduğunu gösterdi!.. “Bunca yıldır” başkanlık yapan ve son dönemde de “Turgay Kıran’ı başkan yardımcılığına getiren” Özhan Canaydın için “düne kadar tıkı çıkmayan” Turgay Kıran, “Başkan’ın en kritik döneminde” onu yerden yere vurmaktan çekinmedi, resmen ve alenen Canaydın’ı “sırtından hançerledi!..” Hasan Cemal’in İlhan Selçuk’a yaptığının “bir benzerini”, Kıran, Canaydın’a yaptı!.. Ne var ki, “Cumhuriyet olayında bitenin Hasan Cemal olması gibi”, burada da Kıran, “hançer yerine kullandığı bumerangı ile” kendi kendini vurdu!.. O da “Galatasaray’ın güvenilmezleri arasında” yerini aldı!.. İhtirasın gözü kör olsun, insana neler yaptırıyor!.. Turgay Kıran’ın “100. Yıl vaatleri ile ilgili olarak yaptığı basın toplantısındaki açıklamaları, bilgisayarımda duruyor!..” İnsan “onu hatırlar” ve hiç olmazsa “yüzü kızararak” susar, oturur!.. “Bize hiçbirini yaptırmadı” diyor, Canaydın için!.. “Öyleydi” de bugüne kadar neden sustun ve neden istifa etmedin?.. “O yaptırmadı” diyerek “sorumluluktan kurtulabilir” misin?.. Ayıp; hem de çok ayıp!.. Neden yaptırmadılar?.. Murat Özaydınlı, Vatan’da açıklıyor: “Aziz Yıldırım, Özhan Canaydın’a ‘Stadı yenilemeniz için destek olalım’ teklifini yaptı. Onlar bu işte geç kaldı!..” Özaydınlı, “Canaydın’ın bu teklifi neden kabul etmediğini” ise söylemiyor!.. Kim bilir belki de ve “kuvvetli” ihtimal; Galatasaray yönetimi, “Biz kaçak inşaat yapamayız” diye düşünmüştür!.. Ya zat-ı âlinizin?.. Futbol Federasyonu Başkanlığı’nın “gedikli” adayı Mehmet Ali Yılmaz dedi ki: “Ben Başkan seçilirsem, Fatih Terim’le çalışmam, onun devri kapandı!..” Madde bir; Mehmet Ali Yılmaz “aday olursa” 20 oy bile alamaz!.. Madde iki; Terim “zaten” onunla çalışmaz, “çalışmayacağını” söyledi de!.. Madde üç ve asıl önemlisi; sayın aday hiç aynaya bakmazlar mı; mesela yarın sabah bakarsa, “asıl kimin devrinin hem de çoktaaan kapandığını” çok iyi görecektir!.. İki yanlış, iki doğru!.. Yanlış bir; “Merkez Hakem Komitesi Başkanı olmak için”, ille de “eski hakem olmak şart değildir!..” Türk futbolunun “en iyi MHK başkanları” arasında “hakem olmayanlar” başta gelir; Halim Çorbalı ağabeyimiz gibi, Ahmet Güvener gibi!.. Yanlış iki: MHK Başkanı’nın “bir kulübe üye olmaması” gibi bir şart yoktur; Halim Çorbalı başta “birçok” MHK Başkanı “bir kulübe üyedir” ve “bu durum” onların “görevlerini en iyi şekilde yapmalarını” engellememiştir!.. Doğru bir; hatasıyla, sevabıyla Ufuk Özerten, son yıllarda görev yapmış”MHK başkanlarının çoğundan iyidir” ve mesela Bülent Yavuz’dan çok çok daha iyidir!.. Doğru iki; mesela, hafta içinde orada burada ve de TV ekranında, bazıları “bazı”, bazıları da “bütün” başkan adaylarını “bol bol pohpohlayan” ve böylece aklımıza “acaba MHK başkanlığı mı istiyorlar” sorularını getiren”eski “ hakemlerden, “çok daha iyi bir MHK Başkanı olduğundan ve olacağından” da eminim!..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT