BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yunus, Veysel Karani ve anneler

Yunus, Veysel Karani ve anneler

Yunus Emre’nin doğu illerinden geldiği ve Horasan eri olduğu söylenir. Bildiğimiz kaynaklarda annesi babası hakkında aydınlatıcı bilgi yoktur, olsa olsa bir gariptir Yunus.



Yunus Emre’nin doğu illerinden geldiği ve Horasan eri olduğu söylenir. Bildiğimiz kaynaklarda annesi babası hakkında aydınlatıcı bilgi yoktur, olsa olsa bir gariptir Yunus. Hem de gariplerin garibi. Zaten kendisi de şiirlerinde bu halini, dile getirir. “Acep şu yerde var m’ola Şöyle garip bencileyin. Bağrı başlı gözü yaşlı Şöyle garip bencileyin” Evet garip... Ama sevgi dolu... Ucu bucağı olmayan bir sevgi bu. Onun bunca kimsesizliğine, garipliğine rağmen şiirinde o kadar canlı, o kadar insan sevgisiyle lebâleb yüklü olması şaşılacak şey. Ya tabiat sevgisi? Kurduyla kuşuyla, ırmağıyla ağacıyla tek tek gönlüne doldurduğu yaratılmış herşey, işte bu sevginin sınırsızlığını ortaya seriyor. Yunus yuvasızlığın boşluğuyla mı kendisini kırlara, ovalara, ilden ile vurdu acaba? Şüphesiz onun bu gezginliğinde ilahi aşkın kaynak olduğunu biliyoruz. Ama dünya hayatıyla ilgili olarak içinde bir ayrılık tortusu taşıdığı da âşikar. Yarinden, yoldaşından ayrı düştüğünü anlattığı kıtalarda onun dünyevi duygularını da görebilmeliyiz. Yunus’la ondan çok daha önce yaşamış olan Veysel Karani arasında işte bu dağlara, çöllere kendini vurmak açısından hep bir benzerlik bulmuşumdur... Veysel Karani, Peygamberimize ulaşma yolculuğunun benzersiz meşakkati ile hatırlanır daima. Bir de sözünü, hatırını asla kıramadığı annesine duyduğu o yüce sevgiyle. Yunus’unki ilahi aşk yolculuğu dedim. Elbette Peygamber sevgisi onda da güçlü bir pınar. “Çalab nurdan yaratmış canını Muhammed’in Âleme rahmet saçmış adını Muhammed’in” diye seslendiği naatlerinde o bağı görebiliriz. Yunus’la Üveysi’nin gayeleri bir noktada birleşir. Görüntülerini düşündüğümde iki şahsiyet her nedense bende, benim hayalgücümün önünde benzerleşiyorlar... Anneler gününde anne sevgisini işte ben bu isimlerle birlikte düşündüm. Ve sıcak yuvalarında bütünlükleri bozulmamış insanların ne kadar bahtiyar olmaları gerektiğini... Çünkü bir yanda annesizler var, evlatlarını yitirmiş anneler... Sevgiyi garipliği bir arada yaşayanlar. Onların boyun büküklüğü... Böylesi günlerde annelere çiçekler yağdırılıyor, ama asıl verilmesi gereken, yürekten koparılmış, solmayacak bir güldür. Anneleri kırmadan, yüreklerine dert koymadan yaşatabiliyor muyuz? İşte budur önemli olan. Usul gereği verilen armağanların ömrü elbette kısadır. Yunus’u hatırlayalım. Gel gidelim bizim il’e Kim giresin bahçelere Daim öter bülbülleri Daim tazedir gülleri.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT