BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Emr-i marûf yapmamak!..

Emr-i marûf yapmamak!..

Allahü teâlânın cihâd, emr-i marûf yapmak emri, yalnız Eshâb-ı kirâm için değildir. Kıyâmete kadar gelecek bütün Müslümanların üzerine cihâd etmek yani emr-i marûf yapmak farzdır...



Cihâd; emr-i marûf ve nehy-i anil-münker demektir. Yani Allahü teâlânın emir ve yasaklarını, Onun kullarına ulaştırmak, inkâr edenlere imânı, imân edenlere de ilm-i hâllerini öğretmek, onların harâm işlemelerine mâni olmak, sonsuz felâketten kurtarmak demektir. Peygamber efendimiz, Eshâb-ı kirâm, Tâbiîn ve Selef-i sâlihînin hepsi, emr-i marûf ve nehy-i münker yapmak için çok uğraştılar ve bu yolda nice eziyet ve cefâlara katlandılar. Hadîs-i şerîfte; (Günâh işleyeni, elinizle menediniz, buna kuvvetiniz yetmezse, sözle mâni olunuz. Bunu da yapamaz iseniz, kalbinizle beğenmeyiniz! Bu ise, îmânın en aşağısıdır) buyurulmuştur. Âmirler el ile, âlimler dil ile, câhiller ise kalb ile Emr-i marûf yapar. Günâh işleyene tatlı sözle Emr-i marûf, yani nasihat edilir. Dinlemezse, fitne çıkacaksa edilmez, susulur. İyiler de kurtulamaz!.. Emr-i marûf terk edilerse, gelen belâdan, iyiler de kurtulamaz. Nitekim hadîs-i şerîfte; (Allahü teâlâ, Cebrâîl aleyhisselâma, filân şehri yerin dibine geçir, diye emretti. Cebrâîl, yâ Rabbî! Bu şehirdeki filânca kulun sana bir ân isyân etmedi. Hep itâat ve ibâdet ediyor deyince, onu da berâber geçir! Zîrâ günâh işleyenleri görünce, bir kerecik yüzünü değiştirmedi) buyuruldu. Eshâb-ı kirâm, Allahü teâlânın dinini, Onun kullarına yaymak, ulaştırmak için, vatanlarını, evlerini terk ettiler. Halbuki bunların, hanımları, çocukları, evleri, bağları, bahçeleri vardı. Bunların hepsini yani bağlarını, bostanlarını terk ettiler ve bir daha da geri dönmediler. Eshâb-ı kirâmın hanımları, evlatları, yakınları da ne kadar sabırlı imiş. Hiçbir zaman, zorluk çıkarmadıkları gibi, hep destek olmuşlardı. Eshâb-ı kirâm, Allahü teâlânın dinini, insanlara duyurmak için gittiler ve bir daha da geri gelmediler. Anadolu’da, Erzurum’da dağın tepesinde eshab-ı kiram kabri bulunmaktadır. Nereden nereye gelmişler. Sadece Anadolu’nun değil, dünyanın her yerine dağılmışlar. Halbuki gittikleri ülkelerin lisanını bilmiyorlardı ve o ülkelerde yaşayan insanlar, inkâr bataklığında idi. Tanıdık, bildik, tek bir dost sima da yoktu. Peki niçin gitmişlerdi? Kendilerinin tattığı imân nimeti ile, Allahü teâlânın diğer kulları da şereflensin, inkâr bataklığından kurtulsunlar ve bu uğurda vefât ederlerse, şehitlik rütbesine kavuşmak için gitmişlerdi. Her şeyden önce, Allahü teâlânın, cihâd ediniz, emr-i marûfta bulununuz emrini yerine getirmek için, yurtlarını terk etmişlerdi. Allahü teâlânın cihâd, emr-i marûf yapmak emri, yalnız Eshâb-ı kirâm için değildir. Kıyâmete kadar gelecek bütün Müslümanların üzerine cihâd etmek yani emr-i marûf yapmak farzdır. Müslüman olarak hepimize farzdır. Herhangi bir Müslüman, nasıl ki namazdan, oruçtan, hacdan, zekâttan sorumlu ise, bunları yerine getirmekten kurtulamazsa, cihâd etmekten, emr-i marûf yapmaktan da kurtulamaz. Çünkü namazın, orucun farz olması gibi, emr-i marûf yapmak da farzdır. Eğer bir Müslüman, cihâd etmezse, emr-i marûf yapmazsa, Allahü teâlânın bu emrini dinlememiş olur. Allahü teâlâ kime ne imkân vermişse, onu, Allah yolunda, yani insanların dünya ve âhiret saâdetlerine kavuşmaları için sarf etmesi gerekir. Sarf etmezse, namazı, orucu, zekâtı terk etmiş gibi vebâl altında kalacaktır. Eğer İslamiyet, bizden öncekilerin canlarıyla, mallarıyla, her türlü fedakârlıklarıyla bize kadar gelmeseydi, biz de bugün, inkâr bataklığında boğulur giderdik. Hiç dönmemek üzere... Ecdâdımız da, Eshâb-ı kirâm gibi, terki diyar, terki vatan ederek, bir daha dönmemek üzere, İslamiyeti, dünyanın ulaşabildikleri yerlerine yaymışlardır. Onların evlatları ve torunları olarak bizler de, İslâmiyeti yayacağız ki zaten iş de budur. Kime yayacağız? Önce hanımımıza, çocuğumuza, komşumuza, sonra lafımız kime geçiyorsa onlara anlatacağız. Fitneye sebep olmadan, hiç kimseyi incitmeden, kırmadan ya bir kelime söyleyerek, veya doğru bir kitap vererek, bir şey yaparak mutlaka Cenab-ı Hakkın dininden bahsetmeliyiz. Eğer emr-i marûf, nehy-i anil-münker terk edilirse, en kötülerimiz, başımıza gelir. Çünkü hadis-i şerifte; (Siz elbette iyiliği emir, kötülükten de nehyetmelisiniz. Emr-i marûf ve nehy-i münkeri terk ederseniz, Allahü teâlâ en kötülerinizi, hayrlılarınızın üzerine musallat eder. O zamân hayırlılarınız, kötülerin defi için duâ ederlerse, duâları kabûl olunmaz) buyurulmuştur. Netice olarak, eğer biz, huzûrlu olmak ve iyi insanların başımıza gelmelerini istiyorsak, önce bize düşen vazifeyi yapmamız lâzımdır. Biz, Allahü teâlânın emirlerine, yasaklarına ne kadar uyarsak, âmirlerimiz de, büyüklerimiz de o kadar güzel olur. Biz, emr-i marûfu terk edersek, hem dünyada azâp çekeriz, başımıza belâlar gelir, hem de âhirette azâp çekeriz.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT