BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Eleştiri!..

Eleştiri!..

Bir teknik direktör, bütün bir hafta, bütün bir ay, bütün bir sezon boyu, neredeyse futbolcuları ile yatıyor, futbolcuları ile kalkıyor!..



Bir teknik direktör, bütün bir hafta, bütün bir ay, bütün bir sezon boyu, neredeyse futbolcuları ile yatıyor, futbolcuları ile kalkıyor!.. Hangisinin moralsiz, hangisinin konsantrasyonunun az, hangisinin formda, hangisinin sakat, hangisinin maça hazır olduğunu bilmemesi mümkün mü?.. Bir teknik direktörün “rakip takımı analiz etmemesi” ve “analiz etmediği için” de sahaya yanlış bir taktik ve yanlış bir tertip ile çıkması mümkün mü ? Bir teknik direktörün “Ben yanlış takım kurayım, ben yanlış oyuncuları, yanlış yerlerde oynatayım, ben mağlûp olayım, ben şampiyon olmayayım, ben küme düşeyim” diye düşünmesi mümkün mü?.. Bütün bu soruların ve daha “benzer” bir çok sorunun cevabı, “Eğer bu teknik direktör deli değilse”, elbette “Hayır”dır!.. Peki, mesela ben de dahil olmak üzere çoğumuz, “Fatih Terim ile konuşmadan” ve ona “Neden çağırdın” sorusuna cevap verme hakkını tanımadan, çıkıp “Ergün Penbe’nin Milli takım kadrosuna alınmasıyla ilgili olarak” ağzımıza geleni söyledik ve yazdık; neden?.. Bir teknik direktöre “Falanı neden kadroya almadın” diye soru sormak ve eleştirmek hakkımız, ama “Filânı neden aldın” diye eleştirmek?.. Eğer “filân” oyuncunun “yüz kızartıcı suçu, özel hayatıyla ilgili engelleri” yoksa, yani “sporun ana ilkesi olan sporculuğa uymayan yanlışları” yoksa, ne demek “Neden aldın” eleştirisi?.. “Komutan” o; “savaşı kaybederse” hesabı verecek, “kellesi istenecek” o; rakipleri en iyi tanıyan o; o rakiplere göre “taktik kurguyu yapacak olan” o; o kurguya göre “takımı kuracak” ve “sahaya çıkaracak” o; bırakalım da “bu işleri kim ile yapacağına” o karar versin!.. O rakibe, o kurguya, o kadroya “lâyık olan” bir futbolcuyu unutmuşsa “Onu da al hocam” demek elbette hakkımız, ama “aldıklarını”, daha maç oynanmadan yerden yere vurmak, moral bozmak; işte olmaması gereken bu!.. Ne yazık ki yapıyoruz, hem de hep yapıyoruz!.. Terim, Ergün’u “neden aldığını” açıkladı; maçta oynatır ve Ergün da hocasının “ondan beklediğini” sahaya tam olarak yansıtırsa, ne olacak?.. Elbette, “özür dileyenlerimiz” de olacak ama, ya kırılan kalpler, bozulan moraller?.. Kulüpçülük ve takıntı, kalemlerimize “bir ucundan, öbür ucuna kadar” hakim olmuş; kurtulamıyoruz!.. Olan da mesleğimize oluyor; çok yazık!.. >>> Hangisi yanlış takım?.. Yeni Fenerbahçeli Kezman, ayağının tozu ile dedi ki; “Hakan Şükür’ü iyi tanırım, yanlış takımda oynuyor!..” UEFA Kupası ile Süper Kupa’yı müzesine koyan bir takım, “bir futbolcu için doğru mu, yanlış mı” ya da “Kezman şaşkın mı”; tartışılır ama, “tartışılmayacak” bir başka husus var: Acaba “yanlış takımda olan” Kezman mı?.. Bir; “İstiklâl savaşında verdiği şehitler” ve “Atatürk’ün takımı olmak” ile, hem de “çok haklı olarak” övünen bir Fenerbahçe’de, bir milli maçta Boşnak seyircilere “on binlerce Boşnak’ı öldürmüş olan” Sırp katillerinin, pardon milliyetçilerinin “Çetnik selâmını veren” bir sporcunun işi ne?.. İki; Alex’in liderliğindeki “Brezilyalılar Mangası” nın, “Hooijdonk’a ve Anelka’ya yaptıkları ortada iken”, acaba “bir Sırp” onlara ne kadar dayanacak, hiç düşünmüyor mu?.. >>> Bunlar nasıl hoca? Beşiktaş’ın “geldiğinden beri” yedek kulübesinin devamlı bekçisi olan Ali Tandoğan diyor ki: “Türk oyuncuların yerine başka ülke vatandaşlarının oynamasını kabullenemiyorum. Daha önce Fahri gidiyordu, şimdi yerinde Aurelio oynuyor. Biz ve atalarımız bu ülke için birçok şey yaptık. Ama bir Brezilyalı geliyor, ülke için hiçbir şey yapmadan milli takımda oynuyor. Hem de İstiklal Marşı’nı bilmeden, keyfine göre geliyor oynuyor. Ülke futbolcusuna sahip çıkılmalı.” Buraya kadar, “aynı düşüncede olmamakla beraber” görüşlerine saygım var; kabul edebiliyorum!.. Ama Ali Tandoğan devam ediyor: “Hayatta başka ülkenin formasını giymem. Ben Brezilya Milli Takımı’na aday oluyor muyum?” Buyurun, neresinden yakarsanız yakın!.. Ey, Ali Tandoğan’ın hocalığını yapmış bütün teknik direktörler, sizlere bir sorum var: “Elinizin altında, Brezilya Milli Takımı’nın formasını giymeyi bile hak ettiği hâlde reddeden bir oyuncu varmış, sizler kıymetini bilememişsiniz!.. Kör müsünüz, yoksa futbolu hiç mi bilmiyorsunuz?” >>> Kolayın yanlışlığı, zorun doğruluğu!.. Formula 1’de tam bir “Şark kurnazlığı” yapıldı ve “Uluslararası ilke ve talimatlar çiğnendiği gibi”, bir de “spora siyaset karıştırıldı!..” Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başkanı Mehmet Ali Talat da “bu şark kurnazlığı sebebi” ile “düşünülenin aksine” büyük yara aldı; Batı dünyası nezdinde “korsan ödül verici” durumuna düşürüldü!.. Aslında Mehmet Ali Talat, “kendisine etap birincisi Messa’ya kupasını vermesi” teklif edilince, reddetmeliydi; bilemedi, yapamadı!.. Olay burada da kalmadı!.. Türkiye Odalar Birliği Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu çıktı, “durumu düzeltmek için çırpınan” ve “Türkiye’yi en az ceza ile kurtarmaya çalışan” Federasyon Başkanı Mümtaz Tahincioğlu’nu, bir de “yalancılıkla ve korkaklıkla” suçladı ve istifaya davet etti!.. Yaptığı, açık açık “yangına körükle gitmek!..” Hisarcıklıoğlu ne istiyor?.. Formula 1 İstanbul Etabı’nın elimizden alınmasını mı?.. O güzelim pist, o tesisler, onca yatırım, onca harcanan para boşa mı gitsin?.. Bu işler “Vatan - Millet - Sakarya nutukları atarak” ve “spora siyaset bulaştırarak” yürümez!.. Soruyorum: Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı’nı ve Türkiye’yi dünya önünde “bu duruma düşüreceğimize”, neden zat-ı âlinizin başkanlığında, yıllardır “ambargolar, izolasyonlar altında inim inim inleyen” Kuzey Kıbrıs ekonomisine “destek çıkacak” bir “büyük yatırıma öncülük etmedi” TOBB?.. Biri “bedava ve kolay” fırsatçılık, öteki “pahalı, paralı ve zor bir iş” öyle değil mi, sayın Hisarcıklıoğlu; öyle değil mi?.. >>> Bombalı gazetecilik!.. Bugünkü Uluçmarket’in “ana yazısı”, Hürriyet Gazetesi’nin spor sayfasında “manşete çıkan” ve gazetecilik mesleğinin “g’si” ile bile bağdaşmayan “Halûk Ulusoy, Fenerbahçe’yi 100. Yılında şampiyon yaptırtmayacakmış” şeklindeki haber olacaktı!.. Ne var ki, sevgili kardeşim Hıncal Uluç, dün Sabah’ta, bu konuyla ilgili “enfes” bir yazı yazdı; ders niteliğinde bir yazı!.. Zaten gergin olan Futbol Dünyamızın ortasına “fitili ateşlenmiş bir büyük bomba” olarak bırakılan ve “gazeteciliğin zerresinin bulunmadığı”, aksine “gazeteciliğin bütün ilkelerini paspas eden” bu haberin üzerinde “böylesine durmamın” iki ayrı sebebi var: Bir; “bu” manşetin atıldığı ve gazetecilikle taban tabana zıt “böyle yazılmış” bir haberin yayınlandığı sayfanın sorumlusu, bugün “Türkiye Spor Yazarları Derneği Başkanı” unvanını taşıyor!.. Sevgili Başkanıma soruyorum: Fenerbahçe Başkanı ile ilgili, “onlarca defa haber, yazı ve yorum konusu olmuş” bir toplantı olayından sonra “Sağır Sultan’ın bile duyduğu bazı iddialardan söz etti” diye, gazetecileri “Dernek Disiplin Kurulu’na veririm” diye uyaran bir TSYD Başkanı’na, şimdi “Bu ne çelişki sevgili Başkan” demek hakkımız değil mi?.. Bu işin “gazetecilik” tarafı!.. İki; Hürriyet’in Spor Müdürü olan sevgili başkanımız, “Galatasaraylı” olarak tanınıyor; bu da “konunun kulüpçülük tarafı”; acaba “tarafsız” olduğunu mu göstermeye çalışıyor?.. İkisi de yanlış, hem de öyle bir yanlış ki; “haberi doğru kabul edenler” daha ertesi gün köşelerinde “döşenmeye başladılar”; inanmayanlar perşembe günkü Sabah’ta Ergun Babahan’ı okusunlar; okusunlar da ortaya bırakılan bombanın vahametini anlasınlar!.. >>> İşte temel sorun!.. Fenerbahçeli yöneticiler, Merkez Hakem Kurulu Başkanı Mustafa Çulcu’yu ziyaretlerinde “Ortam gerildiği zaman bunun bedelini kulüpler ödüyor, dolayısıyla hakem arkadaşların çok daha dikkatli olmaları gerekiyor. Mesela bu hafta Zafer Önder İpek. Yani biraz daha dikkatli olsunlar, yazık günah değil mi Konya takımına?” demişler. Doğru, hem de çok doğru; çok doğru da, geçen sezon “bir hakem” Konyaspor-Fenerbahçe maçında Konyaspor’u “dilim dilim doğradığında” nerede idi, bu Fenerbahçeli yöneticiler?.. “Tıpkı geçen yıl” kıyameti koparan Beşiktaşlı ve Galatasaraylı yöneticilerin, bu yıl “sütre gerisine gizlendikleri gibi” gizleniyor; “Oh. oh. oh.” diye ellerini ovuşturuyorlardı!.. İşte “futbolumuzu hakem kararları çıkmazının içine sokan ve çıt kartmayan” zihniyet, bu zihniyet!.. Hakem yanlışı benim işime gelirse ne âlâ. Ne âlâ. Hakem yanlışı benim aleyhime ise herkese oku belâ; hem de ne belâ.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT