BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Futbol ûleması olmak kolay mı?

Futbol ûleması olmak kolay mı?

Perşembe gecesi TV’lerde, cuma sabahı spor sayfalarında, Futbol ûlemamızın büyük çoğunluğu yorumlarının başında “Fenerbahçe’nin rakibi” olan Danimarka takımını anlatıyor:



Perşembe gecesi TV’lerde, cuma sabahı spor sayfalarında, Futbol ûlemamızın büyük çoğunluğu yorumlarının başında “Fenerbahçe’nin rakibi” olan Danimarka takımını anlatıyor: “Daha geçen yıl ikinci ligden çıktılar. Sadece 4 tane profesyonel futbolcuları var. Duran toptan attıkları gol dışında tek ciddi akın yapamadılar. Mahalle takımından farksızlar. vs. vs.” Yazılarının sonunda da “şu noktada” birleşiyorlar: “Bu takımı Fenerbahçe Danimarka’da da rahat yener ve turu atlar, kimse endişe etmesin!..” “Buraya kadar”, zaten “böyle” düşünmek, “böyle” konuşmak ve “böyle” yazmak için “futbol ûleması olmaya” gerek yok; futbolu biraz bilen ve maçı tribünden ya da TV’den izleyen herkesin düşüncesi zaten bu!.. Peki “ûlemalık” nerede başlıyor ve bitiyor?.. Avrupa standartlarında “ikinci sınıf bir takım bile olmayan” böyle bir ekibe karşı, Zico’nun sahaya “Fenerbahçe’nin ileride de, orta sahada da bütün hücum silâhlarını sürmesine karşı” koparttıkları kıyamette!.. “Vay efendim, bunca defans yapmasını bilmeyen adam aynı anda oynatılır mıymış. Böyle risk alınır mıymış. Bu acemi Zico, ne yapmak istiyormu?.” Koca koca sütunlarda “maçı, oyuncuları, hakemi, rakibi analiz etmek yerine”, böylesine zayıf ve “doğru dürüst hücum bile yapamayan” bir amatör takıma karşı, defansta ve orta sahada Mehmet Orelyu da dahil “onca savunma adamı yetmiyormuş gibi”, başka “savunması güçlü adamları” da sahaya sürmediği gerekçesiyle Zico’yu yerden yere vurmak için herhalde “futbol ûleması olmak gerekiyor”; işte onun için biz bir “ömür boyu” futbol ûleması olamayacağız, anlaşılan!.. Bilmem ki, Beşiktaş’ın maçını yorumlayan Sinan Engin’i dinlediler mi, bizim futbol ûlemamızın en anlı ve de şanlıları?.. Üstelik Beşiktaş’ın rakibi nerde, Fenerbahçe’nin rakibi nerde?.. Kah. Kah. Kah. Kah. > Gerçekten salak mıyız?.. Gazetelerden bir haber: “Samandıra Tesisleri’nde yapılan basın toplantısında sorulan bazı sorulara sinirlenen F.Bahçeli Tümer Metin’in, toplantı sonrası, gazetecileri kastederek, “Bunların hepsi salak. Aylardır salak salak aynı soruları soruyorlar” dediği öğrenildi. Tümer’in F.Bahçe muhabirlerine söylediği bu sözler gazeteciler tarafından tepkiyle karşılandı.” “Basın toplantısına katılan gazeteciler tarafından tepki ile karşılandı” ama, gazetecilerin “orada olmayan” çoğunluğu ve gazetecilerin “meslek örgütleri” tarafından nasıl karşılandı?.. Mesela Gazeteciler Cemiyetleri, Basın Konseyi ve Türkiye Spor Yazarları Derneği’nce nasıl karşılandı?.. Tümer, “Bunların hepsi salak” dediğine göre Gazeteciler Cemiyetleri “salaklar cemiyetleri”, Basın Konseyi “salaklar konseyi”, Türkiye Spor Yazarları Derneği “spor salakları derneği” olmuyor mu?.. Utanç verici ve yüz kızartıcı bir tablo var ortada; “Tümer gibi” bir kişinin açık hakaretini bile bir - iki “mırıltı sesi” hariç, “yiyip yutan” bir meslek grubu hâline geldik!.. Konseyler, Dernekler bu hâlde, peki ya anlı - şanlı yazar çizerlerimiz, müdürlerimiz, genel yayın müdürlerimiz ne yapıyor?.. Muhtemelen çoğu “Tümer iyi oynarsa ve gol atarsa” alkışlamaya hazırlanıyor!.. Yazıklar olsun!.. > Korkanlar Mangası!.. Adam çıkıp, “Benim maç taktiğime uymuyordu, onun için kadroya almadım” diyemeyecek kadar korkuyor, ağzında geveliyor: “Efendim, hastaydı da, iyi durumda değildi de, dinlenmesini istedim!..” Ortaya çıkıyor ki; “Hakan Şükür hiç olmazsa bir devre oynayabilecek durumda!..” (Hakan’a perşembe günü zorunlu olarak yaptırılan açıklamayı bile okuyanlar neyin ne olduğunu çok iyi anlarlar.) Derken, “Gerets’i hedef tahtasından çekebilmek için” kulaklara “başka” şeyler fısıldanıyor: Yok “Erdal Keser Hakan’a şöyle demiş”, yok “Hakan’ı kesen Stump’muş!..” Koca Galatasaray işte “böyle” bir ekip ve “böyle” kafalar tarafından yönetiliyor!.. “Gerçeği söyleyemeyen”, ondan daha da kötüsü “söylemekten korkan” bir ekip tarafından!.. “Korkanlar Mangası’nın yönettiği” bir Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’nde başarılı olması mümkün mü?.. Not: Hakan Şükür’ün, “gerekçesi ne olursa olsun” bir hanıma karşı otoparkta yaptığını tasvip etmek mümkün değil!.. Ona da, Galatasaray takımı kaptanına da, o “efsane” mazisine de yakışmadı, hiç yakışmadı!.. Anlaşılıyor ki; son olaylar sinirlerini iyice yıpratmış; yazık!.. > Türkçemiz, her şeyimiz!.. Merkezi Ankara’da olan Gazeteciler Cemiyeti ile Türkiye Spor Yazarları Derneği Ankara Şubesi, geçen pazartesi günü Karaman’da, “Karamanoğlu Mehmet Bey’in, Anadolu Selçukluları Devleti’nin sınırları içinde Türkçe’den başka bir dilin konuşulmasını yasaklayan fermanını çıkardığı” yerde “Türkçemiz her şeyimiz” adlı bir panel düzenlemişti!.. Bu paneli yönetmek üzere, bu yaşta İzmir’den kalkıp (uçağa binmediğim için) karayolu ile bin kilometre gittim, bin kilometre döndüm!.. Yoruldum ama, değdi!.. Karaman’da ve Konya’da çok güzel iki gün ve bir gece geçirdik, eski dostlarla, meslektaşlarla beraber olduk. Profesör Doktor Nevzat Gözaydın, Profesör Doktor Korkmaz Alemdar ve gazeteci - yazar Hasan Yılmaer, Türkçe üzerine, medyanın Türkçesi üzerine “öyle güzel konuşmalar” yaptılar, “öyle enteresan örnekler” sundular ki; salona gelenler panelin bitmemesi için, iş “sorular ve cevaplar” bölümüne gelince, ellerinden geleni artlarına koymadılar!.. Ne var ki, “zaman sınırlı idi” ve bu güzel panel “Gene yapalım” temennileri ile bitti!.. Gazeteciler Cemiyeti Başkanı sevgili Nazmi Bilgin “konuşmaların bir kitap hâline getirilerek” özellikle TV’lere ve gazetelere dağıtılacağına söz verdi; “O güzelim Türkçemizi yozlaştırmak için elinden geleni ardına koymayan” TV’lerimizde ve gazetelerimizde “hiç olmazsa” yetkili olan arkadaşlarımızın “gözleri belki açılır” diye!.. Cemiyetimizin, TSYD Ankara Şubesi’nin yöneticilerine, değerli konuşmacılara, “genç” Karaman Valisi ile “genç” Karaman Belediye Başkanı’na, bu panele verdikleri destek ve el ele yaptıkları bu “çok anlamlı” organizasyon için, bir Türk vatandaşı ve “Türkçemizin yozlaştırılmasından büyük üzüntü duyan” bir gazeteci olarak şükranlarımı sunarken, “darısı başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere bütün illerimize” diyorum!.. > Denizli!.. Spor sayfalarına bakılırsa, “Tigana gitti, gidecek” yerine isimler yakıştırılıyor; bunların arasında Mustafa Denizli de var!.. Hımmm, Galatasaray ve Fenerbahçe’den sonra, Beşiktaş’ın da başına gelirse, Mustafa Denizli hiçbir teknik direktörün başaramadığı bir işi başaracak; “Üç Büyükler’in hepsinde hocalık yapmış olmak!..” Beşiktaşlılar “Denizli’yi düşünüyorlarsa”, neden “Gerets’in gitmesini isteyenlerin çoğunlukta olduğu” Galatasaray’da Denizli düşünülmüyor?.. Galatasaray’ı da, Galatasaraylı futbolcuları da, Galatasaray camiası ve taraftarını da çok iyi tanıyan Denizli’yi?.. Polat - Denizli ikilisinin hem ligde, hem Avrupa’da yaptıkları Galatasaray tarihinde yazılı!.. Neden tekrarlanmasın?.. > Avrupa’daki şansımız!.. Perşembe gecesi kanallar arasında “maç zapingleri yapmaktan başım dönerken” düşünüp durdum; “Bu futbolla hangi takımlarımız tur atlar?..” Maçlar bittiğinde “bu” soruya “başka” bir soru daha ekledim; “Bu sonuçlardan sonra kim atlar?..” Öncelikle söyleyeyim: Beşiktaş; turu geçer, hem de rahat!.. Fenerbahçe; turu geçer, hem de rahat!.. Kayserispor; turu geçebilir; işi zor; çok dikkatli olması ve “her şeyden önce” inanması gerek!.. Trabzonspor; işte Avrupa Kupaları’nda Galatasaray ile beraber “ümidimin en az olduğu” T ürk takımı!.. Acı da olsa düşünüyorum ki; Galatasaray grubunda sonuncu olarak, UEFA Kupası’na bile katılamaz, Trabzonspor da UEFA’ya ilk turda veda eder; tabii futbol bu; bazen “inanılmaz” sonuçlar da alınabilir; temennim Galatasaray’a ve Trabzonspor’a “böyle” birer piyangonun vurması!..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT