BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ramazan Günlüğü

Ramazan Günlüğü

Bir kimse, bu ayda, bir oruçluya iftar verirse, günahları affolur. Hak teâlâ, onu cehennem azabından azat eder. O oruçlunun sevabı kadar, ona sevap verilir.



HADİS-İ ŞERİF Bir kimse, bu ayda, bir oruçluya iftar verirse, günahları affolur. Hak teâlâ, onu cehennem azabından azat eder. O oruçlunun sevabı kadar, ona sevap verilir. HER GÜNE BİR DUA Günahların affı için... Her günahın affı için, kalb ile tevbe etmek ve dil ile istigfâr etmek ve beden ile kaza etmek lâzımdır. Yüz kere tesbîh etmek, yâni “Sübhânallah-il-azîm ve bi-hamdihi” demek ve sadaka vermek ve bir gün oruç tutmak, çok iyi olur. “Sübhânallahi ve bi-hamdihi sübhânallahil-azîm” Bunu, her gün ve her gece yüz kerre okumalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: “Sabah-akşam 7 defa ‘Allahümme ecirni minennar’ diyen cehennemden kurtulur” Sabah-akşam 7 defa, “Hasbiyallahü la ilahe illa hu, aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbül-arşil-azim” okuyanın dünya ve ahiret işine Allah kâfi gelir. Sabah akşam yüz defa “Sübhanallahi ve bihamdihi”, diyenin, günahları deniz köpüğü kadar da olsa affedilir. Bir iftar şakası İlmiye sınıfından Şemseddin Efendi o akşam üzeri köşe penceresinin önünde oturmuş iftar saatinin gelmesini bekliyordu. Birden Rumeli Kazaskerinin maiyetiyle birlikte sokak başında belirdiğini gördü. Allah Allah, bu civarda kimin konağına gidiyordu bunlar? Şemseddin Efendi pencereye yapışmış ve gözlerini daha da açmış bakarken, şaşkınlığı iyice arttı. Çünkü, kafile onun evinin önünde durdu ve kapı tokmağı vurulmaya başladı... Apar topar fırlayan ve önce hareme dalan efendi, “Aman hanım! Rumeli Kazaskeri teşrif buyurdular. Ona göre sofrayı hazırlat!” dedikten sonra merdiven başında gelenleri karşıladı. Ama o da ne! Daha misafirler yerine oturmamıştı ki, Anadolu Kazaskerinin de maiyeti ile birlikte çıkageldiği haber verilmez mi? Ardından, Eski Rumeli Kazaskeri, onun ardından üçer beşer ilmiye ricali sökün etti. İyice bunalan evin hanımı söylendi: - Ben bu dar zamanda bu kadar adamı neyle, nasıl ağırlayacağım aman yarabbi? Evet, akın devam etmekteydi. Şimdi de Şeyhülislam Hazretleri, öncekilerden daha kalabalık bir maiyetle kapıdan girmekteydi. Ve iftara birkaç dakika kala son misafir arz-ı endam ediyor. Kim mi? Suratında gülümseme, tavırlarında maksadına erişmiş bir kimsenin rahatlığı farkedilen asıl davet sahibi Veliefendizade... Şemseddin Efendi onu görür görmez, başını duvarlara vurmaktan zor alıkoydu kendisini. Demek bu oyunu kendisine en yakın arkadaşı oynamıştı ha?.. İftar topu atılır atılmaz, Veliefendizade’nin iki adamı davetlilere seslendi: - Buyurun efendiler gidelim!.. Dışarı çıktıklarında, hemen bitişikteki Veliefendizade’nin konağı işaret ediliyor, orada bekleyen birkaç adam da gelenleri “Hoş geldiniz, safalar getirdiniz” sözleriyle içeri buyur ediyorlardı. Konağın odalarına ve sofalarına mükellef sofralar kurulmuş, göz kamaştıracak zenginlikte iftariyelikler hazırlanmıştı. Sözün kısası, anlata anlata bitirilemeyecek bir iftar sofrasıydı bu... Peki nasıl ve niçin hazırlanmıştı bu oyun? Veliefendizade bütün davetiyeleri Şemseddin Efendinin ağzından yazdırdı ki ilmiye sınıfının bütün ileri gelenleri fakirhanesini şereflendirsinler... Onun korkusu, kendi daveti olursa bazılarının mazeret beyan ederek gelmemeleriydi. Tabii sonunda Şemseddin Efendi ile helalleşerek gönlü alınmış, iş tatlıya bağlanmıştı... > Tolga Uslubaş Hırka-ı Şerif ziyarete açıldı * Müminlerin ziyaret edebilmek için birbirleriyle yarıştığı Hırka-ı Şerif on binleri ağırlıyor > Osman Sağırlı-Cemil Yıldız İSTANBUL - Peygamber Efendimiz’in, Veysel Karani Hazretleri’ne hediye ettiği Hırka-i Şerif, Fatih’teki Hırka-i Şerif Camii’nde ziyarete açıldı. Hırka-i Şerif’in ziyarete açılışı sebebiyle Türkiye’nin dört bir yanından gelen binlerce Müslüman, Fatih Hırka-i Şerif Camii’ne akın etti. Hırka-i Şerif, ramazanın son günü ikindi namazına kadar, her gün saat: 09.00-17.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek. Kalabalık sebebiyle ziyaret sırasında öncelik kadınlara veriliyor; ardından da erkekler Hırka-i Şerif’i ziyaret edebiliyor. Görevliler, Hırka-i Şerif’in daha önceki ramazanlarda 700 bin kişi tarafından ziyaret edildiğini söyledi. * 8 parçadan oluşuyor Peygamber Efendimizin , üzerinden çıkararak Veysel Karani Hazretlerine verilmesini vasiyet ettiği hırka, 8 parçadan oluşuyor. 1 metre 20 santim boyundaki bej renkli hırka, genç develerin boğazlarının altındaki ince tüylerden yapılan yünden örülmüş ve bol kolları bulunuyor. Bu arada Hırka-i Şerif’in muhafaza edildiği gümüş sanduka iki yıl önce değiştirildi. Sanduka’nın bulunduğu bina ise emniyet tarafından yerleştirilen kameralarla 24 saat boyunca izleniyor. * Hâlâ gül kokuyor Bu arada 40 yıldır Hırka-i Şerif’in bakımı ve korunması ile ilgili hizmetlerde bulunan Hırka-i Şerif Camii İmam Hatibi Mustafa Uyar, “Peygamber Efendimizin Miraca çıkarken üzerinde bulunduğu rivayet edilen bu mübarek hırka, hiçbir koku sürmememize rağmen kendi gül kokusunu muhafaza ediyor” dedi. Yorulmayan seyyah İbn-i Batuta -3 Batuta, bir yılda Nil kıyılarına ulaşır * Nehir üzerinde yaklaşık 40 bin tekne dolaşır, ki her biri servet taşır... Haremeyn sevdası ile yola çıkan, ancak Kuzey Afrika’da bir yılı aşkın oyalanan İbn-i Batuta sonunda Mısır’a vasıl olur. İskenderiye’den çıktıktan sonra, Mahalle-i Kebire’de keşif ve kerametler sahibi şeyh Merzuk’un kabrini ziyaret eder. Burası sulaktır, hurmalıktır. Adı geçen zaviye derya kenarına pek yakışır. Tuyûr-ı bahriye (deniz kuşları) bağrında barınır. Tinnis tatlı sulu bir göl kenarına kurulmuştur. Meyveler sebzeler bir yana Buri adlı balığı yemekten bir hâl olurlar. Buri haşlama, buri ızgara, buri tuzlama... Artık aklınıza ne geliyorsa... Nil’in Bahrisefid’e (Akdeniz’e) açıldığı yerde bir adacık vardır. Burada sevimli bir cami ve dergah yer alır. Gün batınca şakirler zakirler toplanır, Cenab-ı Hakk’ın şükrü ve zikri ile yıkanıp, arınırlar. Atalarımızın pirince gittiği Dimyat adeta Nil üzerine bağdaş kurar ki halk pencereden kova atıp su çeker, acıkan odasından olta salar. Hevenk hevenk muzları, iri dişli narları toplar teknelerle Kahire’ye yollarlar. İbadet ehlidirler, gece sokaklarında Kur’an-ı kerim sadaları çınlar. Avrupalılar zaman zaman bu şirin beldeleri basar, kırar döker, can yakarlar. Nil gemilerine binen birinin yanına azık almasına gerek kalmaz, zira nehir cadde gibidir, iki yanında ışıl ışıl tezgahlar, dükkanlar... Burada ufacık bir köyün geliri koca eyaletlerin vergisini aşar. * Nurlu şehir Kahire zengin fakir, cömert cimri, mümin kafir her meşrepten insanın fink attığı bir şehirdir ve kalıbına dar gelir. İnsanları hoş simalı, bahçeleri verimlidir. Nurlu şehir minare ormanını andırır hoş minare kelimesi de “nur” kökünden (münir) türer ya... Efendim bu coğrafyada ahali yağmurun yağıp yağmaması ile ilgilenmez, bereketli Nil alayına yetişir zira.Nehir üzerinde yaklaşık 40 bin tekne dolaşır ki her biri servet taşır. Zenginler mutlaka bir tekke açar, masrafını da üstlenirler. Hankâhlarda misafirlere ne yemek istedikleri sorulur ve “arzu ettikleri” pişirilir. Dervişlere yazlık kışlık elbiseler giydirilir, talebenin kandil yağından, sabununa kadar ne lazımsa tedarik edilir... Mısırlılar eğlenceyi de sever, bu yüzden değişik vesilelerle şölenler, şenlikler tertiplenir. İbn-i Batuta Kahire’de Mansur Kalavun’un türbesi civarında bir hastaneyi gezer, tabiplerin bilgeliği, ilaçların çeşidi, mutfağın zenginliğini anlatacak kelime bulamaz. * Ehramlar arasında Nil değişik bir nehirdir. Dicle, Fırat, Seyhun, Ceyhun, Sind, Hind (Ganj), Cumna, İtil ve Sarı Irmağın aksine şimale (kuzeye) akar. Ciddi bir çöl geçer ama buharlaşmaz, aksine kullanıldıkça suyu artar, halk belki de bu yüzden onu bahr (deniz) diye anar. Kahireliler Karafe Kabristanına abdestsiz girmez, hafızlar rahat okusun diye odacıklar yaparlar. Mukattam dağından bakıldığında kubbeler dağılmış bilyaları andırırlar. İbn-i Batuta da, Kahire’de Amr İbn-i As, Hazret-i Hüseyn (Radıyallahü anhüm), İmam-ı Şafii ve Seyyidet Nefise gibi büyüklerin (Rahmetullahi aleyhim ecmain) kabirlerini ziyaret eder, feyzlerinden hissedar olmaya bakar. Bu arada ehramları da inceler. Anlatılanlara bakılırsa bu dev prizmalar 60 yılda yaptırılmıştır ama yıkmak isteyen 600 sene de uğraşsa boşa çabalar. Üzerinde sanat ve fen aletlerine dair işaretler vardır ki gelecek nesiller baksın ders çıkarsınlar. Me’mun halife olunca bunların sırrını çözmeye niyetlenir, ancak ulema yıkılmasına izin vermez, o da ateş ve sirke yardımıyla bir delik açtırır ve eski devirlerden kalma altın paralara ulaşır. Ancak çıkarılan para, edilen masrafı kurtarmaz. İbn-i Batuta’nın dolandığı yıllarda Mısır Sultanı Seyfüddin Kalavun’dur. Sultan bir zamanlar köledir, Melik Salih onu “bin” dinara satın aldığı için “Elfi” adıyla anarlar. Aslen Kıpçak Türküdür, hacıları candan ağırlar, dualarını almaya bakar. Bek Timur ve Emir Tuştu gibi beyler de fukara babasıdırlar. Kıbti asıllı Fahreddin Kıbti hoş bir insandır, cömertlikte sınır tanımaz, gelene geçene para dağıtır. Nil kenarında yaptırdığı mescitten ayrılmaz, halkasındakiler Buhari-i şerif okurlar... * Devamı yarın... İFTAR LEZZETİ Malzeme: * Piliç göğüs (2 adet) * Domates (2 adet) * Mantar (1 bardak) * Sıvı yağ (1 kaşık) * Limon (1 adet) * Tereyağı (1 çorba kaşığı) * Kekik (1 tatlı kaşığı) * Tuz-Karabiber Yapılışı: Piliçlerin derisini temizleyip kuşbaşı doğrayın. Kağıtları yağlayın Piliçleri, mantarı, kekiği, tuzu, baharatları, domatesleri harman yapın. Limonun kabuğunu soyun ve lira gibi kesip malzemenin üzerine koyun. Daha sonra tereyağını koyun ve kağıtları paket şeklinde yapıp tepsiye dizin. Fırında 30 dakika pişirip servis yapın. > Yemek Zevki Dergisi’nin katkılarıyla...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT