BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bel altına vurmak varken!..

Bel altına vurmak varken!..

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül geçenlerde Pakistan’a giderken uçakta gazetecilere kendisini üzen bir olaydan bahsetti. Yaptığı tek rektör atamasıyla ilgiliydi bu olay.



Cumhurbaşkanı Abdullah Gül geçenlerde Pakistan’a giderken uçakta gazetecilere kendisini üzen bir olaydan bahsetti. Yaptığı tek rektör atamasıyla ilgiliydi bu olay. Atanan rektörün kim olduğu da çıktı sonradan ortaya: Osmangazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fazıl Tekin. Gül’ün açıklaması şöyle: “Üç isimli bir atama geldi bana. İsimlerden biri ile ilgili olarak, ‘Karısı kara çarşaflıdır’ notu vardı.” Bu yetmiyormuş gibi nota, “Her gün fakülteye gelir ve hocaları tehdit eder” ibaresi de ilave edilmiş. Kafası karışan Gül “Bakın” demiş. Bakmışlar tabii. Sıkı durun şimdi. O profesör bekarmış. Gül, “Bir daha bakın” demiş. “Hiç evlenmemiş” demişler. “Dehşete düştüm” diyor Gül. Düşmesin de ne yapsın? Türkiye bu işte. Çamur at izi kalsın. Bir rektörde aranması lazım gelen vizyon, bilgi, yetenek, basiret gibi değerleri elin tersiyle bir kenara it; rekabetini iftira ile yap! İnsaf! YÖK Başkanı Prof.Dr. Erdoğan Teziç, hemen ertesi gün bir basın toplantısı yapıp “Köşk’e belge gönderen biz değiliz” dedi sıcağı sıcağına. Ah be mirim! Sizin belge göndermeniz şart değil ki; klonlandınız adeta. Sizin söyleyeceğinizi söylemek isteyen çok var artık?!. Ayrıca, Teziç’in “Rektörlerin özel hayatları bizi ilgilendirmez” yorumu var bir de ki, tutarsızlık bu kadar olur. Geçmişte, öğretim üyelerinin kapıcı ve çaycılardan alınan bilgilerle fişlendiği herkesin hatırında. Aradan çok süre geçmedi çünkü. Dedim ya, burası Türkiye. Binlerce örnek var bu ülkede. Sayıştay, Türkiye’deki 138 hastanenin temizliğini araştırmış. Rezalet. Hastaneler mikrop yuvasıymış! “Hastaneler kara çarşaflılar tarafından yönetiliyordur mutlaka!” de ve çık işin içinden. Ekvator Türkiye’ye 260 kilometre yaklaşmış. Ah, şu kara çarşaflılar! Yapmışlar yine yapacaklarını!.. Çarşaflılar mı yapıyor? Isparta’da vuku bulan uçak kazasında ölen hostes Mümine Bulut’un cenaze namazını kıldıran emekli müftü Abdullah Cihangir, “Bunlar günah” diye, önce tabut önündeki fotoğrafları kaldırtmış; ardından da yakalardaki fotoğrafları çıkarttırmış. Uzmanlardan gecikmeden cevap geldi: “Cenazelerde fotoğraf takmak, ne dinimizde, ne geleneğimizde var. Ancak, bugün cenaze merasimlerinde olağan hale geldi. Buna dini bir anlam yüklemek kimsenin aklından geçmez.” Daha başkaları var da, en yuvarlağı bu. Yorumu yapan işi öğrenmiş. Ne şiş yansın, ne kebap fikrinden hareket edişinden belli bu. Böyle şey olur mu, yahu? Dinî mevzular lastik gibi sündürülmez ki. Günahsa, günahtır. Değilse, değil. Uyan uyar, uymayan uymaz. Uyulmadı diye yuvarlamak niye? “Müftü’nün eşinin başı kapalıdır zahir” deyip geçmek neyi çözer acaba? Deprem mesela. Bu gibi afetler, ciddi tehdit sayılmaz benim güzel ülkem insanları tarafından. “İstanbul’da büyük bir deprem olacak” diyen onca bilim adamı var. Onların sesine kulak asan var mı? Yok! Varsa yoksa, lüzumsuz işler. Gerçeği gördün mü, başını kuma göm. Sıra dedikoduya geldi mi, demediğini bırakma!.. Daha olmadı, iftira at!.. Enflasyon hedefin iki katını aşmış!.. Bu enflasyon denen merete hiç güvenilmez. Ya karısı kara çarşaflıdır, ya kızı! 2006’da 32.8 milyar dolar olan cari açığın bu sene 34.3 milyar doları bulması bekleniyormuş. İlk 9 ayda 26 milyar doları aşmış zaten. Olsun. Bir not yazar, “karısı çarşaflı” der sıyrılırız işin içinden. Kayıt dışı ekonomi, Türkiye’nin en büyük meselesi olup çıkmış. Ne gam!.. İsteyen vergi kaçırıyor ya! Şikayetçi olan kara çarşaflıdır mutlaka!.. Hemen yanıbaşımızda başlayan bir proje var ve sınırlar değişiyor. Bize ne? ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, belgesel filmci Randy Bean ile aynı evi paylaşıyormuş. Bizi ilgilendiren esas mevzu bu. “Rice, lezbiyenmiş!” der geçeriz. Japon bilim adamları geliştirdikleri harika robota “Twendy” adını vermişler. Bir kadının yaptığı her işi yapıyormuş. Sabah kahvaltısını hazırlamak da varmış bu maharetli robotun görevleri arasında. Çarşaf giymediği müddetçe bizi ilgilendirmez!.. Türkiye’nin bu çamur atma huyundan ve belden aşağı vurma hastalığından kurtulması lazım. Bilimi kuruttu bu hastalık. O yetmiyormuş gibi ekonomiyi etkiledi. Rekabeti de yozlaştırdı. Bileğini bükemediğin rakibi, karala olsun bitsin. İhracatta, sanayide, ticarette, bürokraside ve de mevki, makam sahibi olmada da görmek mümkün bu belden aşağı vurma hastalığını. Yazık!
Kapat
KAPAT