BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sadece annem ölünce ağladı!

Sadece annem ölünce ağladı!

“Babam ağlamazdı ama annem öldüğünde, ilk defa hıçkıra hıçkıra ağladığını gördüm.” “Sözüne sadıktı. Dürüst olmayı, çalışmayı, görevlerini yerine getirmeyi çok önemserdi.”



HATIRA “BABAM TÜRKEŞ” -1- Hazırlayan: Süleyman DEMİR suleyman.demir@tg.com.tr OĞLU TUĞRUL TÜRKEŞ, “AİLE BABASI BAŞBUĞ’U GAZETEMİZE ANLATTI: “Babam ağlamazdı ama annem öldüğünde, ilk defa hıçkıra hıçkıra ağladığını gördüm.” “Sözüne sadıktı. Dürüst olmayı, çalışmayı, görevlerini yerine getirmeyi çok önemserdi.” Herkes onu “bilge lider”, “karizmatik lider”, “tarihî şahsiyet” ve en çok da “başbuğ” adıyla anar. Sokağa çıkıp herhangi bir kişiye adını fısıldasanız, hemen hayat hikayesini dinleyebilirsiniz. Mutlaka onun hakkında anlatacak bir şeyleri vardır herkesin. O kadar çok tanınan ve bilinen bir isim. Yakın tarihe damgasını vurmuş, kitleleri peşinden sürüklemiş ve bir nesli yeniden yetiştirme ve şuurlandırma çabasıyla zihinlerde yer edinmiş bir şahsiyet. O bir mücadele, azim, gayret, sabır ve eylem insanı. Belki de son devrin yetiştirdiği nadir siyaset duayeni. 80 yıllık ömrünü dolu dolu geçiren ve inişli-çıkışlı dönemler olsa da davasından vazgeçmeyen, başarıya programlanmış bir isimden bahsediyoruz: Türk dünyasının Başbuğu Alparslan Türkeş... BABA-OĞUL, USTA-ÇIRAK Bugün merhum Alparslan Türkeş’in ölüm yıldönümü. Onu 11 yıl önce bugün, 4 Nisan 1997’de, kaybettik. Soğuk ve yağışlı bir ilkbahar gününde uğurladı, onu sevenleri ebedi aleme. Dünyanın ve Türkiye’nin dört bir yanından gelen sevenleri, saatler süren bir kortej yolculuğu sonrasında anıt mezara teslim etti aziz bedenini. Ebedi aleme uğurlansa da, fikirleri ve davası süren nadir insanlardan biri olan Türkeş’i, siyaseten hep konuştuk veya dinledik. Ancak bu sefer, “Baba Türkeş”’i tanıyacağız, hem de Türkeş ailesinden bir ismin ağzından. Ömrünün son 17 yılını beraber geçiren ve bir yandan baba-oğul bir yandan da usta-çırak ilişkisinin imbiğinden süzülen cümleleri duyacaksınız bu yazı dizimizde. Dava Adamı Türkeş’i değil, Aile Reisi Türkeş’i, Dede Türkeş’i tanıyacaksınız? Şimdi Aradan çekilip, oğul Türkeş’e kulak veriyoruz: Yoğun siyasi hayatına rağmen çocuklarıyla tek tek ilgilenen, çocuklarının derslerini günlük takip eden bir babaydı. Herkesin okulu, kursu, dersi, ne yapacağı, işiyle ilgili meseleleri bilirdi. Hayatını değişik kompartımanlara ayırıp disiplinli bir şekilde bunları birlikte götürmeyi bilen biriydi. DEMOKRAT BİRİYDİ Siyasi hayatında da demokrat biriydi ama o bilinmez. O günün Türkiyesinde siyasetin dili çok keskindi. Onun için o dönemdeki demeçler, beyanlar yüzünden yanlış intiba uyandırmıştı kamuoyunda. Ancak 12 Eylül’den sonra birçok gazeteci, “Biz Türkeş Bey’i bu şekilde tanımazdık” dediğinde aslında Türkiye değişmedi ama Türkiye Türkeş Bey’i tanımaya karar verdi. BİZE KARŞI BİLE SAYGILIYDI Toplumdaki her ferde saygı duyduğu gibi kendi çocuklarına karşı da çok dikkatliydi. Mesela, vefatından sonra öğrendim ki, beni arattırdığı zaman, “Tuğrul Bey’i arayın, müsaitse bağlayın” dermiş. Oğlumu çağırın veya Tuğrul’u çağırın demezdi. Hitap tarzı hep öyleydi. Mesela Umay Hanım’a “Profesör Hanım” derdi. Akademik kariyer yaptığı için çok mutluydu, iftihar ederdi. TORUNUNU ÇOK SEVERDİ Bizimle öyle mıncıklama şeklinde bir sevgi gösterisi yapmazdı. Daha çok torunlarını öyle severdi. Annem sağ iken, evde bir yardımcımız vardı. Bir olay olduğunda, “Ah ah, bu evde torun olsaydım. Şanslı olsaydım, bu evde torun olurdum” derdi. Ben 1995-96 yıllarında küçük bir rahatsızlık geçirdim ve babam beni evde ziyaret etti. O zaman benim oğlum henüz küçük. Aldı yanına, sevdi. Oğlumun elinde de büyükçe bir plastik kamyon var, onula oynuyor. Oynarken de, babamın yüzüne, kafasına vuruyor. Ben hemen müdahale etmek istedim ama izin vermedi. “Sen duuur, sana ne oluyor, sen karışma, aramıza girme, çekil” dedi. Bütün torunlarına karşı çok müşfikti. Bizi de tabiî ki sever di ama tarzda sevgisini göstermezdi. Ama genel olarak çocuklara karşı ayrı bir hassasiyeti vardı. Henüz siyasetle içli dışlı olmadığı zamanlarda yani annem sağ iken, henüz 1970’li yıllardı. Akşam eve gelir, birlikte yemek yerdik. Herkes sofrada, sohbet edilirdi. Çok ama çok eskiden yani siyasete ilk başladığı yıllarda, bazen sinemaya gitmek isterdi ve “Bakın bakalım, sinemalarda ne var” derdi. Hep birlikte sinemaya giderdik. Ancak siyasette yavaş yavaş dikkat çekmeye başlamıştı. Bir gün yine Sıhhiye’deki Ankara Sineması’na gittik. Ara verildiğinde bütün herkes dönüp babama bakmaya başladı. Bunun üzerine, “Benim sinema dönemim sona erdi. Ben herhalde sinemaya gidemem” dedi ve bir daha gitmedi. ANNEM VEFAT ETTİĞİNDE... Babam ağlamazdı ama annem öldüğünde, babamın ilk defa hıçkıra hıçkıra ağladığını gördüm. Başka zaman görmedim ama o zaman çokça ağladığını hatırlıyorum. Bir kere dürüst olmayı, çalışmayı, görevlerini yerine getirmeyi çok önemserdi. Kendisine karşı değil sadece, bizim dışarıdaki diğer insanlarla ilişkilerimizde de çok hassastı. Mesela randevu verdiysen, o saatte orada olman gerekir. Gitmeyeceksel, mutlaka bildirmen gerekir. Biri senden bir haber bekliyorsa, mutlaka o haberi ulaştırman gerekir. Bu konuların, insanlar arası ilişkilerde çok önemli olduğunu düşünürdü ve buna itina gösterirdi. VEFAT EDELİ 11 YIL OLDU.... 80 yıl mücadele Yakın dönem Türk siyasi hayatına damgasını vuran isimlerden olan Alparslan Türkeş, 1917’de Lefkoşa’da doğdu. 1933 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ne girdi. Harp Okulu’ndan başarıyla mezun oldu. 1940 yılında Muzaffer Hanım’la evlendi ve 5 çocuğu dünyaya geldi. Muzaffer Hanım vefat edince 1976 yılında Sevâl Hanım’la evlendi. Bu evlilikten de iki çocuğu oldu. 1940’lı yıllarda üsteğmen iken Türkçülük/Turancılık davasından tutuklandı. Ancak bu davadan beraat etti. 27 Mayıs 1960 Askeri darbesinin önde gelen simalarından oldu. 1964’te Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne (CKMP) gir ve partinin adını MHP olarak değiştirdi. 65-69, 69-73, 73-77 ve 1977’den 12 Eylül 1980’e kadar dört dönem Ankara ve Adana milletvekilliği yaptı. 1975’den sonra kurulan Milliyetçi Cephe (MC) hükümetinde başbakan yardımcılığı görevlerinde bulundu. 12 Eylül’den sonra dört buçuk yıl tutuklu kaldı. 1991’de Yozgat’tan milletvekili oldu. Mücadelelerle dolu 80 yılı geride bırakan Türkeş, 4 Nisan 1997’de vefat etti ve Ankara’da defnedildi. Bu arada merhum Türkeş, bugün saat 10:30’da Anıt Mezar’da dualarla yâd edilecek. Saat 15:00’te de MHP Genel Merkezinde adına düzenlenen araştırma ödülü sahibine verilecek. KÖŞK’ÜN BAHÇESİNDE 27 Mayıs İhtilali sonrasında Cumhurbaşkanlığı Köşkünde çekilmiş bir fotoğraf... Alparslan Türkeş, eşi Muzaffer Hanım ve henüz sünnet olmuş olan Tuğrul Türkeş ile... HİNDİSTAN HATIRASI 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra çıkan fikir aykırılıkları sonucu Türkeş ve 13 arkadaşı, 13 Kasım 1960’da Mili Birlik Komitesi’nden çıkarılır ve 19 Kasım 1960’ta hükümet müşaviri göreviyle Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’ye gönderilir. 1961’de çekilen bu fotoğraf da Hindistan’dan hatıra kalmış. Soldan Sağa: Türkeş’in kızları Sevenbige, Ayzıt, Selcen ve Umay. Oturanlar- Türkeş’in eşi Muzaffer Hanım ve Alparslan Türkeş. Kucaktaki ise Tuğrul Türkeş... AYNI YASTIKTA 36 YIL Alparslan Türkeş, 23 yaşındayken Muzaffer Hanım ile hayatını birleştirdi. 36 yıl aynı yastığa baş koyduğu eşini, 1974 yılında kaybetti. Bu yaşadığı en büyük acılardan biriydi.. OKUL YILLARI Alparslan Türkeş’in Lefkoşa’da henüz ilk okula giderken çekilen bir fotoğrafı... GÖRÜLMÜŞTÜR! 12 Eylül 1980 İhtilali sonrasında Türkeş, Ankara Merkez Komutanlığı’nda tutulur. Bu sırada, ailesine mektup yazar ancak tüm yazdıkları okunur ve onaydan geçer. Tuğrul Türkeş, babasının kendisine gönderdiği, üzerinde görülmüştür imzası bulunan bir mektubu hatıra olarak saklıyor. AİLE ZİYARETLERİ Türkeş ailesi sık sık bir araya gelirdi. Yine bir aile buluşması... Türkeş torunu Uğur ile şakalaşıyor. Yanında da Türkeş’in eniştelerinden rahmetli Yaşar Saraç bulunuyor. YARIN: OKUMADAN YATMAZDI
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT