BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kutsala sığınmak

Kutsala sığınmak

İnsan, kutsalsız yapamaz. Bu bir yaradılış olgusudur. İnanmayan bile inanmamaya imân etmiş olur. Ateist, kendi bâtılının sahte peygamberidir.



İnsan, kutsalsız yapamaz. Bu bir yaradılış olgusudur. İnanmayan bile inanmamaya imân etmiş olur. Ateist, kendi bâtılının sahte peygamberidir. Bu gerçeği bize ceza usul kanununda yapılmak istenen “yemin” değişikliği hatırlattı. Bizde bir söz vardır “malın çoksa kefil ol, vaktin bolsa şahit ol” der. Bir görevden kaçma telkinidir. Halbuki her ikisi de cemiyet halinde yaşama ihtiyacının doğurduğu zaruretlerdir. Bu menfi telkine rağmen yine de sorumluluk sahibi vatandaşlar, şahit olurlar. Fakat bazı mahkemelerde gördükleri, yaşadıkları onları şüphesiz ki tövbe ettirir: Şahit, ilk defa hakim huzuruna çıkmaktadır. Hakim, ilkin hüviyet tesbiti yapar, o sırada sanki söz birliği etmişcesine huzurdaki, her şahit gibi olmadık hatalar işler, yüklü dosyalar altında ezilmiş hakim de o ân otokontrolü kaybeder ve şahidi azarlar. Sonra işler yoluna konur. Bu defa yemin teklifi yapılır. Şahit, daha evvel bu işin idmanını yapmadığından televizyonda gördüğü anglo-amerikan kültürüne uygun şekilde elini havaya kaldırarak yemin etmeye çalışır, hakim tekrar yüksek tonda müdahale eder. Şahidin mahkeme salonuna girme ürkekliğinden ayağa kalkma talimatına, elini indirme emrine kadar her şey bir tuhaftır. Nasıl olmasın ki? Bir memlekette okul başka, cami başka, televizyon başka, adliye başka olursa işler de böyle seyreder. En tuhafı ise şahitliğe dair çıkmış yüz karası laf. Hafif olan deyimi az evvel yazmıştık. Ağır sözse herkesçe malum: -Yalancı şahit. Zira sistem öylesine kaçaklarla dolu ki bazen adliye karşısındaki kıraathanede oturmuş insanlar saat ücretiyle mahkemeye getirilip görgü şahidi olarak dinletilir. Hâkim, hakîmâne bir tecahülü ârif içinde olarak bu tiyatroyu bilmezden gelir. Ne yapsın? O bir demir yolu makinistidir. Buna rağmen gündelikçi şahide “yemin” teklif edilir. O da az önceki acemilik, bağırma, azarlama, sinme safhalarından sonra ceza veya medeni usule göre sözlerinden önce veya sonra güya yemin eder. İşte bu ve benzeri ayıplar Türk hukuk müessesine yalancı şahitlik diye bir çirkin kurumu sokmuştur. Neden? Çünkü... Çünkü o “yemin” yemin değildir. Şahit ve şahidi dinletmekte menfaati olan taraf için o bir geçiştirme cümlesidir. Vekillerin TBMM’de seçildiklerinde and içme keyfiyeti daha mı farklı? Yeminde behemehâl bir kutsal taraf olacaktır. Aksi halde gerekli müeyyideyi/caydırıcılığı temin edemezsiniz. Usul kanununun yeni metninde “...inandığım bütün kutsal değerler adına” diye bir cümle ilave edilmiş. Bu kadarı bile “vallahi ve billahi” kadar olmasa bile yine de bir temizlik aracı olacaktır. Bu dahi yalancı şahitliğe darbedir. Ama, bu kadarcık bir cümle de tahammülsüzlük sebebi olabilir. Laikliği bir demokratik müessese olarak değil de bâtıl bir din gibi telakki edenler, iptal için mahkemeye gidebilirler. Onların kutsalı budur. Halbuki kutsalın semavi tarafı olması gerekir. İnsan semavi olandan, ilâhî olandan soyutlandığında canavarlaşıyor. O canavar, yalan da söyler ırza da geçer.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT