BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Oğlunun üzülmesini hiç istemiyordu

Oğlunun üzülmesini hiç istemiyordu

“Ek­mek­le­ri ve tep­si­de o­lan­la­rı bi­tir­miş­ti. Aç ol­du­ğu bel­liy­di. E­liy­le ye­ni­den yok­la­dı a­ma tep­si­de baş­ka bir lok­ma bu­la­ma­dı. İ­çim pa­ram­par­ça ol­muş­tu...”



Ga­ze­te ila­nıy­la bul­du­ğum iş­te hiç bek­le­me­di­ğim bir ai­le ile kar­şı­laş­ma­ma rağ­men ba­ka­ca­ğım yaş­lı tey­ze­nin ha­li­ne acı­mış ve işe baş­la­ma­yı ka­bul et­miş­tim... Da­ha ilk gün­den ev sa­hi­bi ha­nı­mın em­ri­ne iti­raz ede­mez­dim. Do­la­yı­sıy­la yaş­lı tey­ze­nin ye­me­ği­ni ken­dim ye­dir­me­yip onun ken­di ken­di­ne kah­val­tı yap­ma­sı­nı di­va­na ili­şip iz­le­dim. Göz­le­ri pek gör­mü­yor, el yor­da­mıy­la bu­la­bil­dik­le­ri­ni ça­ya ban­dı­rıp ağ­zı­na gö­tü­rü­yor­du. Ek­mek­le­ri ve tep­si­de olan­la­rı bi­tir­miş­ti. Aç ol­du­ğu bel­liy­di. Eliy­le ye­ni­den yok­la­dı ama tep­si­de baş­ka bir lok­ma bu­la­ma­dı. İçim pa­ram­par­ça ol­muş­tu. Öy­le za­val­lı öy­le yar­dı­ma muh­taç­tı ki an­la­ta­mam. Eğer bu olay­la­rı bi­re bir ya­şa­ma­say­dım, ba­na an­lat­sa­lar ben de ina­na­maz­dım. Kup­ku­ru yü­zü as­lın­da nur­lu ve te­miz­di. Gö­re­bi­len tek gö­zü­nü zor­la aç­ma­ya ça­lı­şa­rak yü­zü­me bak­tı. Ya­nı­na gi­dip ku­ru eli­ni eli­me al­dım. Bu tey­ze­yi çok sev­miş­tim. Onun ba­na ih­ti­ya­cı var­dı ve şart­lar ne ka­dar zor ol­sa da ona ba­kı­cı­lık ya­pa­cak­tım. Şef­kat­le sor­dum: -Doy­dun mu tey­ze­ci­ğim, yi­ne bir şey­ler ge­ti­re­yim mi? Fer­siz ca­nıy­la eli­mi sı­kı­ca kav­ra­dı. Gü­lüm­sü­yor­du: -Yok yav­rum doy­dum, sağ ol. Yar­dım et de ilaç­la­rı­mı içe­yim. O ak­şam eve dön­dü­ğüm­de ai­lem ben­de bir fev­ka­lâ­de­lik ol­du­ğu­nu an­la­mış­lar­dı. Bir­ta­kım so­ru­lar sor­du­lar. Ben de on­la­ra, ba­kı­cı­lı­ğı­nı ya­pa­ca­ğım tey­ze­yi çok sev­di­ği­mi, do­la­yı­sıy­la işe se­ve­rek gi­dip ge­le­ce­ği­mi söy­le­dim. Tey­ze gö­zü­mün önün­den hiç git­mi­yor­du. Sa­ba­ha ka­dar uyu­ya­ma­mış­tım... İşe baş­la­ya­lı iki haf­ta ol­muş­tu ki Ra­ma­zan-ı şe­ri­fe gir­dik. Bu­na çok se­vin­miş­tim. Çün­kü o ev­de ye­mek yi­ye­mi­yor­dum. Sel­ma Ha­nım da du­ru­mu fark edi­yor ama ora­lı ol­mu­yor­du. İna­nıl­ma­ya­cak ka­dar acı­ma­sız, hiç gül­me­yen psi­ko­pat su­rat­lı bir ki­şi­lik­ti. Çok şü­kür ki ben eve gi­rin­ce o dı­şa­rı­ya çı­kı­yor­du. Her gün ne­re­le­re gi­di­yor­du bil­mi­yor­dum. Pek ko­nuş­mu­yor­duk. Ar­tık tey­ze­nin kah­val­tı­sı­nı ve ye­me­ği­ni ben ha­zır­lı­yor­dum. Evi de elim­den gel­di­ğin­ce te­miz­le­miş bir neb­ze ol­sun ya­şa­nır ha­le ge­tir­miş­tim. Sel­ma Ha­nım du­rum­dan mem­nun­du. Bir ke­re­sin­de: -Sağ ol Na­zan Ha­nım, ev ter­te­miz ol­du. Gö­rü­yor­sun bi­zim ev­le il­gi­le­ne­cek vak­ti­miz yok. Te­miz­lik­çi ka­dı­nım var­dı ama o da işe ya­ra­ma­zın te­kiy­di. Uzun za­man­dır gü­ve­ni­lir bi­ri­ni bu­la­ma­mış­tım. Sen çok iyi­sin. Bay­ram­da be­ra­ber iyi bir te­miz­lik ya­pa­rız olur mu? -İn­şal­lah Sel­ma Ha­nım o gün­le­re bir ere­lim de. Sel­ma Ha­nı­mın mem­nu­ni­ye­ti umu­rum­da de­ğil­di. Tey­zem mut­luy­du ya... Ona ev­lat­la­rın­dan ya­kın ol­muş­tum. Ye­me­ği­ni en iyi şe­kil­de ha­zır­lı­yor, ku­ru ya­nak­la­rın­dan öpe­rek ye­di­ri­yor­dum. Oda­sı­nı her gün te­miz­le­yip ha­va­lan­dı­rı­yor­dum. Za­val­lı ih­ti­ya­ra âde­ta can gel­miş­ti. Sa­at­ler­ce soh­bet ede­bi­li­yor­duk. Tey­ze­nin ya­şa­dık­la­rı ha­ki­ka­ten ki­tap­la­ra sığ­ma­ya­cak ka­dar çok­tu. Gö­züm­le şa­hit ol­ma­sam inan­maz­dım. Onun tüm çek­tik­le­ri­ni ta­ma­men ya­zıp her­ke­se ib­ret ol­sun di­ye ya­yın­lan­ma­sı­nı is­ter­dim ama bu çok zor­du. Tey­ze her gün bi­raz da­ha iyi­le­şi­yor­du. Ge­li­ni ve to­run­la­rı­nı göz­yaş­la­rı için­de an­la­tı­yor­du. Ben duy­duk­la­rım kar­şı­sın­da de­li­re­cek gi­bi olu­yor­dum. Bu in­san­la­rı ta­nı­dık­ça tey­ze­nin da­ha bir­çok şe­yi ört­bas et­ti­ği­ni de gö­rü­yor­dum. Çün­kü oğ­lu­nun üzül­me­si­ni is­te­mi­yor­du. Hak­lıy­dı. Oğ­lu çok za­val­lı, çok aciz bir adam­dı. Çün­kü Av­ru­pa­lar­da oku­muş kül­tür­lü say­gı­lı bir be­ye­fen­diy­di. Çok ufak te­fek bir ya­pı­sı var­dı. Be­ni ne za­man gör­se say­gıy­la ba­şı­nı eğer, de­fa­lar­ca te­şek­kür eder­di. Ne ya­zık ki ak­si­ne kor­kunç bir ka­rı­sı var­dı. Ço­cuk­la­rı da çok ah­lak­sız ye­tiş­miş­ler­di. Oğ­lu sü­rek­li içi­yor, ba­ba­an­ne­sin­den pa­ra ala­bil­mek için onu teh­dit edi­yor ve hır­pa­lı­yor­muş. Tey­zey­le ay­nı oda­yı pay­la­şı­yor­du. Sa­bah­la­rı tey­ze­nin oda­sı leş gi­bi iç­ki ve si­ga­ra ko­ku­yor­du. Çok şü­kür ki ai­le­siy­le kav­ga et­ti­ği bir gün ken­di­ne bir ev bu­lup ta­şın­dı... Ara­dan dört ay geç­miş­ti. As­ker­den ge­len oğ­lum işe gir­di. Tey­ze de dü­zel­miş­ti. Ben de oğ­lu­ma “Sen iş bu­la­na ka­dar ça­lı­şa­ca­ğım” de­miş­tim. İyi de bu tey­ze­den na­sıl ay­rı­la­cak­tım? (De­va­mı ya­rın) >> Yazışma adresi: Türkiye Gazetesi İhlas Medya Plaza 29 Ekim Caddesi, 34197 Yenibosna/İstanbul Faks: (0212) 454 31 00
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT