BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İyi ki...

İyi ki...

Bilinen kaidedir. Aynı kutuplar birbirini iter, karşıt kutuplar birbirini çeker.



Bilinen kaidedir. Aynı kutuplar birbirini iter, karşıt kutuplar birbirini çeker. Belki de birbiriyle uyum sağlayamayacağı baştan belli olan insanların aşka düşmesi bundandır. Asla anlaşamazlar ama bir diğeri olmadığında da yaşayamazlar. Hayatın şirin cilveleri bunlar. Ve aynı kural arkadaşlıklar için de geçerli. Bir arkadaşınız vardır. Onu çok seversiniz ama bir türlü geçinemezsiniz. Pek çok konuda aynı fikirde olduğunuz halde bir de bakarsınız ki kavga ediyorsunuz. Bu sonuç her iki taraf için de üzücüdür. Çünkü insan ilişkileri demek emek demektir. Zaman ayırmak, derdini paylaşmak, neyiniz varsa bölüşmek anlamına gelir. Ve “can dostum” diyebileceğiniz insanlar hergün çıkmaz karşınıza. Onları bulmak bir şans işidir. Kim olursanız olun, ne kadar güçlü olursanız olun, gecenin bir vaktinde arayacak bir dostunuz yoksa siz garipsinizdir. Buradaki garip kelimesi “tuhaf” ile eş anlamlı kullanılmadı. Bilinen en arabesk manasıyla ifade edildi. Yani boynu bükük, yalnız ve hatta zavallı anlamında. Yalnızlık affa uğramayacak bir hücre hapsidir. Eğer bu cezaya çarptırılmışsanız bir defa; artık hiçbir avukat sizi kurtaramaz. Karşnızdaki savcı çok güçlüdür. Savcı kostümü giymiş olan muhatabınız aslında kaderinizdir. Ve yalnızlık denen illet, ilacı bulunmamış bir felakettir aynı zamanda. Bu kaderi paylaşmış bir insan var. Mesela son günlerin en çok satan kitabı Füreya’da, bir bölüm, Atatürk’ün kendisini nasıl yalnız hissettiğinden dem vuruyor. Kılıç Ali’nin, yani Mustafa Kemal Paşa’nın yaverinin ki aynı zamanda benim çok saygı duyduğum, gazetemiz yazarlarından sayın Altemur Kılıç’ın babasıdır, ikinci eşi olan Füreya’nın Ata’yla bir dertleşmesi var. Hastalığı iyice ilerlemiş ve bu yüzden Dolmabahçe açıklarında demirli olan Savanora’ya taşınmış olan Atatürk, yanında Füreya ve birkaç dostu daha olduğu halde, çok sevdiği Müzeyyen Senar’ın plağını dinlemekte. Günün en güzel ve en hüzünlü saatleri olan akşamüstünü paylaşırlarken, bir milleti kurtarmış olan başkomutan, “herkes evine çekildikten sonra ben...” diyor ve cümlesini yarım bırakıyor. Çünkü biliyor ki o cümlenin devamında su yüzüne çıkacak olan zayıflık bir cumhurbaşkanına yakışmayacak. Ama yakışsa da yakışmasa da, cumhurbaşkanı da olsanız kral da, yalnızlık acıdır. En acı modeli ise dışarıdan bakıldığında anlaşılmayanıdır. İzlediğiniz kişi, kocaman bir kalabalığın ortasındadır. Şıktır, zengindir, ilgi odağıdır. Hiç kimse onun yalnızlık çektiğini ve bundan dolayı mutsuz olduğunu aklına bile getirmez. Hatta çoğu “keşke ben de onun gibi olsaydım” der, neyi istediğini bilmediği halde. Bazı insanlar yalnız kalmak zorundadır. Çünkü onlar zor insanlardır. Taviz veremeyen, boyun eğemeyen tiplerdir onlar. Griyi bilmezler. Ya siyah vardır ya da beyaz onlar için. Onlara tahammül etmek ikinci ve üçüncü şahıslar için adeta imkansızdır. Bu yalnızlar, kendilerine bahşedilmiş bazı özel yeteneklerinin ya da zekalarının bedelini ödemektedirler. Bu ağır bir bedeldir. Sıradan çizginin dışında yaratılmışsınızdır bir defa ve isteseniz de o çizginin içine dönemezsiniz. Zaten bunu istemezsiniz. Çünkü başkalarına fazlasıyla parlak gelen renkleri görmüşsünüzdür bir defa ve artık daha soluk olanlara tahammül edemezsiniz. Bunun fiatı yalnız kalmaksa, sizi zorlasa da kabul edersiniz. Bazı akşam üstü vakitlerinde ya da karanlık gecelerde kendinize acırsınız. Ama bu ruh durumu geçtiğinde yine kendinizi seversiniz. Ve bu kez cümleniz “iyi ki” diye başlar. En yakın arkadaşlarınız sizi anlamasa bile. Sözün özü Bir işin ters gidebileceği dört yol varsa, çok geçmeden ortaya beşinci bir yol çıkacaktır. LEVHA Bir işe başladığımızda sonucun ne olduğunu önceden bilsek, hiç o işe kalkışmayız.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT