BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İlk se­çim, ilk baş­kan Ge­or­ge Was­hing­ton

İlk se­çim, ilk baş­kan Ge­or­ge Was­hing­ton

Baş­kan Oba­ma za­fer nut­kun­da sık sık “ku­ru­cu bü­yük babalara” atıf­ta bu­lun­du. İş­te Ge­or­ge Was­hing­ton on­lar­dan bi­ri, bel­ki de en önem­li­si...



Kris­tof Co­lom­bus Hin­dis­tan’ı ara­mak­ta­dır ma­lum, ye­ni bir kı­ta onun için de sür­priz olur as­lın­da. Evet Ame­ri­ka’yı İs­pan­yol­lar keş­fe­der ama ye­ni dün­ya­nın par­lak ge­le­ce­ği­ni İn­gi­liz­ler fark eder. Por­te­kiz­li­ye, Fran­sı­za, Fle­men­ke rağ­men kı­ta­ya çö­rek­le­nir, yer­li­ler­le de di­di­şir­ler. Kı­zıl­de­ri­li­ler me­se­le de­ğil­dir, dip­çik­le eğil­me­ye­ni kur­şun­la­ra ge­ti­rir­sin bi­ter. Ol­ma­dı sü­rer­sin, ze­hir­ler­sin, sa­ri has­ta­lık ya­yar­sın ge­be­rir­ler(!) Ama Av­ru­pa­lı ça­kal­lar­la raks et­mek ko­lay de­ğil­dir, en şey­tan­ca­sın­dan si­ya­set is­ter. Uzat­ma­ya­lım Bri­tan­ya­lı­lar Ame­ri­ka’da hız­la ya­yı­lır sü­rek­li göç­men ta­şı­yıp ko­lo­ni­ler ku­rar­lar. Bu şe­hir dev­let­çik­le­rin­de de­mok­ra­si var­dır gü­ya. Halk alt mec­li­sin üye­le­ri­ni se­çe­bi­lir ama üst mec­lis­te­ki bey­ler Lon­dra’dan ta­yin edi­lir, pa­ra­şüt­le in­di­ri­lir­ler. Bu de­rin am­ca­lar bü­yük bir iş­tah­la mal top­lar, ül­ke­nin zen­gin­lik­le­ri­ni aparırlar. Kra­li­yet, kı­ta­nın ili­ği­ni em­me­si­ne rağ­men doy­maz, ko­lo­ni sa­kin­le­ri­ni de ver­gi­ye bağ­lar. İyi ama on­lar Ame­ri­ka’ya dön­mek de­ğil kal­mak için gel­miş­tir­ler. Ye­ni ka­sa­ba­lar kur­ma­lı, ya­tı­rım­lar yap­ma­lı­dır­lar. Nü­fus hız­la art­mak­ta, göm­lek da­ral­mak­ta­dır zi­ra. İn­gil­te­re Ye­di Yıl Sa­vaş­la­rın­da (1756 - 63) Avus­tur­ya, Fran­sa ve Rus­ya ile ta­kı­şır ve ba­şı­nı der­de so­kar. Ölen on­ca genç bir ya­na, ka­sa­da man­gır kal­maz. İn­gi­liz ma­li­ye­si de Ame­ri­ka’da­ki ko­lo­ni­le­re aba­nır, ex­tra ver­gi­ler ko­yar. Ko­lo­ni sa­kin­le­ri yağ­ma­cı­lı­ğın bu ka­da­rı­na da­ya­na­maz, “pes ya­ni” der, soy­gu­na tep­ki ko­yar­lar. İyi de İn­gil­te­re ku­ru teh­dit­çi de­ğil­dir, güç­lü bir do­nan­ma­sı ve dü­zen­li bir­lik­le­ri var­dır. Kı­zar­sa li­man­la­rı ba­sar, ka­sa­ba­la­rı ya­kar! Ame­ri­ka­lı­lar, cen­de­re­den kur­tul­ma­ya ka­rar­lı­dır­lar. İca­bın­da or­du ku­ra­cak pos­ta ko­ya­cak­tır­lar! İş­te ün­lü ge­ne­ral Ge­or­ge Was­hing­ton’un hi­kâ­ye­si bu­ra­da baş­lar. Ka­dAs­tro­cu sİ­lah­şör Ge­or­ge, Vir­gi­ni­alı bir sa­ya­cı­nın oğ­lu­dur as­lın­da, ale­la­de de­ni­le­cek bir eği­tim bi­le al­maz. Kü­çük yaş­lar­da çor­ba pe­şi­ne dü­şer, bir sü­rü tı­rı­vı­rı iş­ten son­ra ka­das­tro­cu­luk­ta ka­rar kı­lar. Penns­ylva­ni­a’nın bas­ma­dık ye­ri­ni bı­rak­maz, de­ği­şik çift­lik­ler­de ge­ce­ler, in­san­la­rı ta­nı­ma şan­sı ya­ka­lar. Bu çift­lik­le­rin ye­ga­ne eğ­len­ce­si, ka­ran­lık çö­kün­ce or­ta­ya bir ateş yak­mak­tır. Ki­mi gi­tar tın­gın­da­tır, ki­mi se­re­nat atar. Za­man za­man ih­ti­yar­lar söz alır, Kı­zıl­de­ri­li­ler­le na­sıl sa­vaş­tık­la­rı­nı an­la­tır­lar. Ge­or­ge da genç­tir, te­sir al­tın­da ka­lır, be­li­ne bir ça­kar al­maz ta­kar, mah­muz­la­rı­nı şı­kır­ta­da şı­kır­da­ta yü­rü­me­ye baş­lar. Sa­lon­la­rın ka­nat­lı ka­pı­la­rı­nı asa­bi eda­lar­la it­ti­rir, sa­ğa so­la ke­sik ba­kış­lar atar. Ge­or­ge bel­ki kim­se­nin dik­ka­te al­ma­ya­ca­ğı bir kov­boy ola­rak ka­la­cak­tır ama üvey ağa­be­yi Law­ran­ce ve­rem­den ölün­ce uç­suz bu­cak­sız top­rak­la­rın (ve muh­te­şem ma­li­ka­ne­nin) sa­hi­bi olur, iki gün­de sı­nıf at­lar. Bu bek­len­me­dik ser­vet hır­sı­nı kam­çı­lar, sü­rek­li top­rak­la­rı­nı ge­niş­le­tir ve kö­le­le­ri­nin sa­yı­sı­nı ar­tır­ma­ya ba­kar. Evet em­rin­de si­lah­lı adam­la­rı var­dır ama da­ha­sı­nı ar­zu­lar. Tek ko­mut­la bin­le­ri yü­rüt­me­nin bi­li­nen bir yo­lu var­dır: Su­bay ol­mak! Vir­gi­ni­a va­li­si on­dan iyi­si­ni bu­la­cak de­ğil­dir ya, me­rak­lı mil­yo­ne­rin sır­tı­nı sı­vaz­lar kı­rık dö­kük bir­lik­ler­le Ohi­o’ya yol­lar. Kah yer­li­ler­le vu­ru­şur, kah Fran­sız­lar­la to­ku­şur­lar... Zor ve ma­na­sız sa­vaş­lar­dır bun­lar, an­cak Ge­or­ge al­tın­dan kal­kar. Onu ön­ce yar­bay, son­ra al­bay ya­par­lar. Baş ko­mu­tan Ge­or­ge ge­ne­ral­lik rü­ya­la­rı gör­dü­ğü gün­ler­de Fran­sız­lar ta­ra­fın­dan ka­pa­na (Fort Ne­ces­sity) kıs­tı­rı­lır. Evet, yar­ma ha­re­ka­tı müm­kün­dür ama pa­ha­lı­ya pat­lar. İt­ti­hat­çı­lar gi­bi “si­ze öl­me­yi em­re­di­yo­rum” de­mez, ser­best­çe ge­ri çe­kil­me kar­şı­lı­ğı, mü­ta­re­ke im­za­lar. Öl­çü­lü dav­ra­nıp za­yi­at­sız kur­tul­ma­sı ba­şa­rı ha­ne­si­ne ya­zı­lır, ce­za­lan­dı­rıl­ma­yı bek­ler­ken baş­ko­mu­tan ya­pı­lır ki he­nüz 23 ya­şın­da­dır da­ha... Bu ara­da zen­gin bir dul ile ev­le­nir (1759), top­rak­la­rı mis­li mis­li ar­tar. Pa­ra­sı olan ko­nu­şur der­ler ya, her mev­zu­da fik­ri gel­me­ye baş­lar. Bu hız­lı çı­kış ba­şı­nı dön­dü­rür, ken­di­ne bü­yük he­def­ler ko­yar. De­ği­şik ke­sim­ler­den dost­lar edi­nir ve ma­son ol­mak­tan sa­kın­maz. Kra­li­ye­te hâ­lâ sa­dık­tır ama ko­lo­ni­le­re ver­gi ko­nu­lun­ca (1764) vi­tes­ten atar. Efen­dim tü­tün sat­tın ver pa­ra! -Ni­ye? -Ver den­di! So­ru sor­ma! Ge­or­ge o gün­den iti­ba­ren ra­di­kal ta­vır­la­rı ile gö­ze ba­tar. Teş­ki­lat­çı­dır da, her ta­şın al­tın­dan çı­kar. Sa­de­ce Vir­gi­ni­a’da de­ğil, di­ğer dev­let­çik­ler­de de isim ya­par. Le­xing­ton ve Con­cor­de ça­tış­ma­la­rı (1775) par­lak za­fer­ler de­ğil­dir ama önü­nü açar. Bü­tün ko­lo­ni­ler si­lah­lı güç­le­ri­ni Was­hing­ton’un em­ri­ne ve­rir, or­tak ha­re­ket et­me ka­ra­rı alır­lar. Was­hing­ton bu gü­ruh­lar­dan dü­zen­li or­du­lar ku­rar ve Bos­ton’u ku­şat­ma al­tın­da tu­tar. Kim­se ih­ti­mal ver­me­se de şeh­ri İn­gi­liz­le­rin elin­den alır, bay­ra­ğı burç­la­ra asar. Di­sip­lin­li­dir, ta­viz­siz­dir, as­ke­rin he­ye­ca­nı­nı yük­sek tu­tar. On­la­ra he­def gös­te­rir ve sa­vaş­ma az­mi aşı­lar. İs­tik­lal uğ­ru­na ABD, ba­ğım­sız­lı­ğı­nı ilan edin­ce (4 Tem­muz 1776) İn­gi­liz­ler çok kı­zar­lar. Bri­tan­ya­lı Ge­ne­ral Wil­li­am Ho­we, Ağus­tos’ta New York’u iş­gal edip, tav­rı­nı ko­yar. Was­hing­ton 4 ay bek­ler ve kış or­ta­sın­da kar­şı ham­le ya­par. Ça­tır ça­tır ayaz­da De­la­wa­re neh­ri­ni ge­çer, New Jer­sey’de­ki pa­ra­lı as­ker­le­ri esir alır. Ar­dın­dan Prin­ce­ton’da­ki İn­gi­liz bir­lik­le­ri­ni boz­gu­na uğ­ra­tır ve iş­gal­ci­le­ri New York çev­re­sin­den çe­kil­me­ye zor­lar. Bu ara­da Ho­we, ani bir ka­rar­la New York’u terk edip baş­kent Phi­la­delp­hi­a’ya yö­ne­lir ve şeh­ri ele ge­çi­rir. An­cak Bur­goy­ne ko­mu­ta­sın­da­ki İn­gi­liz or­du­su or­ta­da kal­mış­tır, Was­hing­ton bu or­du­yu Sa­ra­to­ga’da sı­kış­tı­rır ve hiç acı­maz. İn­gi­liz­ler Phi­la­delp­hi­a’yı ka­zan­mak uğ­ru­na güç­le­ri­nin ya­rı­sın­dan olur­lar. Fran­sız­lar ba­kar­lar den­ge­ler de­ği­şi­yor, ko­lo­ni­le­re omuz çı­kar­lar. İs­pan­yol­lar ve Hol­lan­da­lı­lar da on­la­rı iz­ler, bir­lik­te İn­gi­liz­le­re vu­rur­lar. Was­hing­ton bü­tün kı­şı ara­zi­de ge­çi­rir 2500 as­ke­ri so­ğuk­tan öl­me­si­ne rağ­men kav­ga­yı bı­rak­maz. Bu ara­da ya­lan ha­ber­ler­le İn­gi­liz­le­ri hu­zur­suz eder, do­nan­ma­nın ala­ka­sız yer­le­re de­mir at­ma­sı­nı sağ­lar. Uzat­ma­ya­lım iş­gal­ci­ler si­nir har­bi­ne da­ya­na­maz Phi­la­delp­hi­a’yi bo­şalt­mak zo­run­da ka­lır­lar. Çe­ki­lir­ken Was­hing­ton’un eline düşerler. Genç ko­mu­tan ay­lar­dır bu anı beklemektedir, kan kusturur onlara. 1781’de Ge­ne­ral Corn­wal­lis’i ye­ner (York­town Mu­ha­re­be­si) ve İn­gi­liz­le­rin son ka­le­si­ne (New York’a) adım atar. Çok par­tili sis­tem Ge­or­ge, or­ta­lık sü­ku­ne­te erin­ce üni­for­ma­sı­nı çı­ka­rır, as­ker­le­ri­ni si­vil ira­de­nin em­ri­ne so­kar. Dik­len­me­ye ça­lı­şan su­bay­lar ol­maz mı? Olur ama ala­yı­nın rüt­be­le­ri­ni sö­ker, ka­pı önü­ne ko­yar. Bi­lir­si­niz is­tik­lal sa­va­şı kah­ra­man­la­rı ge­nel­de ye­ni bir re­jim ku­rar ve yö­ne­ti­mi ele alır­lar. Dev­let ge­mi­si kap­tan bek­ler­ken Ge­or­ge bi­ga­ne ka­la­cak de­ğil­dir ya? İn­gi­liz­ler def edil­di­ği­ne gö­re ko­lo­ni­le­ri der­le­me­li top­la­ma­lı otu­rup bir ana­ya­sa ha­zır­la­ma­lı­dır­lar. Was­hing­ton, zikr olu­nan top­lan­tı­ya Vir­gi­ni­a de­le­ge­si ola­rak ka­tı­lır­sa da ka­riz­ma­sı­nı kul­la­nıp ko­mis­yo­na ağır­lı­ğı­nı ko­yar. Oyu­nu ku­ra­lı­na gö­re oy­nar ve Baş­kan­lık kol­tu­ğu­na otur­mak­ta zor­lan­maz (30 Ni­san 1789). G.W. iki dö­nem va­zi­fe ya­par. Ka­bi­ne­ye gü­ney­li­ler­den de, ku­zey­li­ler­den de eşit mik­tar­da ba­kan ça­ğı­rır, den­ge­le­ri ayar­da tu­tar. Ha­sı­lı “ilk çok par­ti­li de­mok­ra­si”yi ABD uy­gu­lar, Fran­sız ih­ti­la­li­ne de ma­ya ça­lar. Ka­ğıt üze­rin­de in­san hak­la­rı, adil yar­gı­la­ma, kuv­vet­ler ay­rı­lı­ğı gi­bi pren­sip­ler yer al­sa da ırk­çı­lık ya­ra­sı 60’lı yıl­la­ra ka­dar ka­nar. Her­kes eşit ama WASP’lar (be­yaz ang­lo sak­son pro­tes­tan­lar) da­ha eşit­tir, dev­le­ti on­lar­dan so­rar­lar. GW üçün­cü dö­nem (ıs­rar­la­ra rağ­men) aday ol­maz. Ölün­ce­ye ka­dar ko­nut­ta otu­rup, genç­le­rin önü­nü tı­ka­maz. Bu te­ma­yül ya­zıl­ma­mış bir ka­nun ha­li­ne ge­lir, ABD’de Ro­ose­velt ha­riç (sa­vaş yıl­la­rı­dır) kim­se üç dö­nem baş­kan­lık yap­maz. Ku­man­dan­lı­ğı za­ma­nın­da ma­aş al­ma­dı Was­hing­ton., Kı­ta Or­du­su’nun baş­ko­mu­tan­lı­ğı­nı üc­ret­siz yap­mış­tır, Baş­kan olun­ca da pa­ra­ya pu­la bak­maz. An­cak şöy­le bir teh­li­ke be­li­rir, bun­dan böy­le Baş­kan­lık sa­de­ce zen­gin­le­rin ta­lip ola­bi­le­ce­ği bir ma­kam ha­li­ne ge­le­bi­lir. Olur ya al­ma­dı­ğı do­lar­la­rın acı­sı fu­ka­ra­dan çı­kar. ABD Kon­gre­si ona yıl­da 25.000 do­lar (o za­man iyi pa­ra) ma­aş bağ­lar ve lüt­fe­dip al­ma­sı­nı ar­zu­lar. Was­hing­ton üs­te­le­mez, an­cak dev­le­tin zir­ve­sin­de sa­ray soy­lu bir ha­yat sür­mek­ten ka­çar. “Ame­ri­ka’nın yö­ne­til­mek için kral­la­ra de­ğil halk­tan in­san­la­ra ih­ti­ya­cı var” der ve ge­re­ği­ni ya­par. Haş­met­li ya­kış­tır­ma­la­rı es ge­çer, sa­de­ce ‘Mr. Pre­si­dent’ (Sa­yın baş­kan) ol­ma­ya ba­kar. Ye­ri­ne gö­re sert­le­şir, kon­gre­nin al­kol­lü içe­cek­le­re ver­gi koy­ma­sı üze­ri­ne (1791) is­yan ko­pun­ca der­hal mi­lis­le­ri top­lar, di­re­niş­çi­le­rin kar­şı­sı­na çı­kar. Hal­bu­ki ken­di­si de bi­ra ve vis­ki üre­ti­ci­si­dir, men­fa­ati nü­ma­yiş­çi­ler­le bir­lik­te ol­ma­yı ge­rek­ti­rir ama bu­nu as­la yap­maz. G.W. se­her vak­ti (4’de fi­lan) kal­kar, ak­şam 9 ol­du mu ya­tar. Üze­ri­ne gün do­ğan in­san­lar­dan hii­iç hoş­lan­maz. Sa­de­ce iki öğün yer, ki­tap­la­rı­na za­man ayır­ma­ya ba­kar. Çap­kın ol­du­ğu da söy­le­nir, la­kin ABD ga­rip bir ül­ke­dir, bu özel­lik ina­dı­na prim ya­par. Ma­na­sız ba­kış­lar O yıl­lar­da kov­boy­lar kir­li­dir­ler, at ko­kar­lar. Ağız ve diş sağ­lı­ğın­dan ha­ber­siz ya­şar­lar. Ge­or­ge da cep­he cep­he do­lan­dı­ğın­dan ola­cak diş­le­ri­ne ba­ka­maz. Çü­rük­ler yü­zün­den uy­ku­suz ge­ce­ler ge­çi­rir ve genç ya­şın­da pro­tez tak­ma­ya baş­lar. Dev­rin pro­tez­le­ri yay­lı­dır, dik­kat edil­mez­se ağız­dan fır­lar, bu yüz­den du­dak­la­rı­nı büz­mek zo­run­da ka­lır, ki gü­lü­yor mu kı­zı­yor mu bel­li ol­maz. 1 do­la­rın üze­rin­de ki re­sim­den ha­tır­la­yın, ma­na­sız ma­na­sız ba­kış­lar... He­kim­ler ona su ay­gı­rı diş­le­rin­den yon­tup diz­dik­le­ri bir pro­tez ha­zır­lar. An­cak bu­nu da kul­la­na­maz, ye­di­ği önün­de ye­me­di­ği ar­dın­da­dır ama bir hı­ya­rı kı­rıp da kırt­la­ya­maz. Kah­ra­ma­nın kor­ku­su O gün­ler­de di­ri di­ri gö­mü­len has­ta­la­rın hi­ka­ye­le­ri çok­ça an­la­tıl­mak­ta­dır. Gü­ya ta­but­la­rın iç yü­zün­de tır­nak iz­le­ri bu­lun­muş­tur fi­lan. Bu yüz­den mev­ta­la­rın bi­lek­le­ri­ne ip sa­rar, ucu­nu bir çın­gı­ra­ğa bağ­lar­lar. So­nu “sa­ved by the bell” ya da “de­ad rin­ger”la bi­ten bir sü­rü ma­sal... Ge­or­ge za­ten ka­pa­lı alan­lar­da du­ra­ma­yan (Klos­tro­fo­bik) bir adam­dır, me­zar me­zar­lık den­di mi içi­ni sı­kın­tı­lar ba­sar. Söy­len­ti­le­ri cid­di­ye alır ve öl­dük­ten son­ra üç gün me­za­rı­mı bek­le­yin di­ye yal­va­rır ya­kın­la­rı­na. An­la­tıl­dı­ğı­na gö­re ağır bir za­tür­re ge­çir­miş­tir, ta­bip­ler vü­cu­du arın­sın di­ye ka­nı­nı akı­tır­lar, ha şim­di ra­hat­la­ya­cak, ha bi­raz­dan der­ken adam kan kay­bın­dan ka­yar! 67 ya­şın­da­dır, tak­vim­ler­de 1799 ya­zar. GİT DAYIYA ANLAT! ABD de­niz­ler­de ye­ni ye­ni bay­rak gez­dir­me­ye baş­la­mış­tır, Ak­de­niz’e de des­tur­suz gi­rer ve be­de­li­ni ö­der­ler. Sa­de­ce 1793 E­kim Ka­sım ay­la­rın­da 11 A­me­ri­kan ge­mi­si Os­man­lı­la­rın e­li­ne ge­çer. ­Mec­bu­ren hi­za­ya gi­rer Der­sa­a­det’ten i­zin is­ter­ler. Sul­tan 3. Se­lim mu­ha­tap bi­le ol­maz, “git­sin­ler Ce­za­yir da­yı­sı­na arz et­sin­ler” der, “ka­bul e­der­se ta­mam, et­mez­se gö­zük­me­sin­ler!” ­Ce­za­yir Da­yı­sı Ha­san Pa­şa ma­kul­dür, “ne­den ol­ma­sın” bu­yu­rur, “ha­ra­cı­nı­zı ö­de­dik­ten son­ra!” ABD 642 bin al­tın ve­rir ve her yıl 12 bin Os­man­lı al­tı­nı ö­de­me­yi ka­bul e­der.­ Ce­za­yir­li Ha­san Pa­şa ö­nü­ne ko­nan İn­gi­liz­ce anlaşma metnini bu­ruş­tu­rup a­tar, “gi­din ye­ni­den ya­zın” der, “bi­ri Türk­çe ol­sun, di­ğe­ri A­rap­ça!” ABD ta­ri­hin­de ilk ve tek İn­gi­liz­ce ol­ma­yan an­laş­ma­ya, biz­zat Baş­ka­n Ge­or­ge Was­hing­ton im­za ko­yar. Ya­ni ken­di­le­ri ver­gi mü­kel­le­fi­miz o­lur­lar bir ba­kı­ma. ­Ne­re­den ne­re­ye... Gel de kah­rol­ma! WASHINGTON’I PARLATAN SALDIRILAR Amerikalılar ça­tır ça­tır ayaz­da De­la­wa­re neh­ri­ni ge­çer ve New Jer­sey’de­ki as­ker­le­ri esir alırlar. Washington, Yorktown muharebesinde ünlü İngiliz Generali Cornwallis’i yener ve işgale nokta koyar.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT