BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Reh­ber­siz doğ­ru yo­la ka­vu­şu­la­maz

Reh­ber­siz doğ­ru yo­la ka­vu­şu­la­maz

Al­la­hü teâlâ, in­san­la­rı ba­şı­boş bı­rak­ma­mış, on­la­ra reh­ber o­la­rak Pey­gam­ber­ler, Ki­tap­lar gön­der­miş­tir. Ay­rı­ca in­sa­na, bu Pey­gam­ber­le­ri ve gön­de­ri­len ki­tap­la­rı an­la­ya­cak ka­dar da, a­kıl ve­ril­miş­tir...



Tâ­rîh in­ce­le­ne­cek olur­sa, in­san­la­rın, ön­le­rin­de bir reh­ber ol­ma­dan hep yan­lış yol­la­ra sap­tık­la­rı gö­rü­lür. İn­san, ak­lı sâ­ye­sin­de Ya­ra­tı­cı­yı an­la­mış fa­kat ona gi­den yo­lu bu­la­ma­mış­tır. Pey­gam­ber­le­ri işit­me­yen­ler, Ya­ra­ta­nı et­râf­la­rın­da ara­mış ve ken­di­le­ri­ne en bü­yük fay­da­sı olan Gü­neş’i, ya­ra­tı­cı sa­na­rak ona ta­pın­mış­lar­dır. Fır­tı­na­yı, ate­şi, de­ni­zi, ya­nar dağ­la­rı ve ben­zer­le­ri­ni gör­dük­çe bun­la­rı ya­ra­tı­cı­nın yar­dım­cı­la­rı zan­net­miş­ler­dir. Her bi­ri için sem­bol­ler yap­mış­lar ve bun­dan da put­lar doğ­muş­tur. Kı­sa­ca­sı in­san, Al­la­hü te­âlâ­yı ken­di ba­şı­na bir tür­lü ta­nı­ya­ma­mış­tır. Bu­gün bi­le Gü­neş’e, ate­şe ta­pan­lar var­dır ve bun­la­ra da şaş­ma­ma­lı­dır. Çün­kü reh­ber­siz, ka­ran­lık­ta doğ­ru yol bu­lu­na­maz. Kur’ân-ı ke­rîm­de, İs­râ sû­re­si­nin 15. âye­tin­de meâ­len; (Biz, Pey­gam­ber gön­de­re­rek bil­dir­me­den ön­ce azâb ya­pı­cı de­ği­liz) bu­yu­rul­mak­ta­dır. EN BÜ­YÜK REH­BER­LER!.. Al­la­hü teâ­lâ, kul­la­rı­na ver­di­ği akıl, dü­şün­me kuv­ve­ti­nin na­sıl kul­la­nı­la­ca­ğı­nı on­la­ra öğ­ret­mek, ken­di­ni on­la­ra ta­nıt­mak ve iyi iş­le­ri kö­tü, za­rar­lı iş­ler­den ayır­mak için, dün­yâ­ya Pey­gam­ber­ler gön­der­di. Pey­gam­ber­ler, in­san­lık sı­fat­la­rı iti­ba­riy­le bi­zim gi­bi in­san­dır, yer, içer, uyur ve yo­ru­lur­lar. Biz­den fark­la­rı, ze­kâ ve mu­hâ­ke­me kuv­vet­le­ri­nin çok üs­tün ol­ma­sı, ter­te­miz ah­lâk­lı ve Al­la­hü te­âlâ­nın emir­le­ri­ni bi­ze teb­lîğ ede­cek bir güç­te bu­lun­ma­la­rı­dır. Bu­nun için Pey­gam­ber­ler, en bü­yük reh­ber­ler­dir. İs­lâm dî­ni­ni teb­lîğ eden, Mu­ham­med aley­his­se­lâm­dır ve ki­tâ­bı da Kur’ân-ı ke­rîm­dir. Mu­ham­med aley­his­se­lâ­mın mü­bâ­rek söz­le­ri­ne Ha­dîs-i şe­rîf de­nir. Kur’ân-ı ke­rîm ve ha­dîs-i şe­rîf­ler ya­nın­da bi­ze reh­ber­lik eden bü­yük din âlim­le­ri de var­dır. Ba­zı kim­se­ler; “Böy­le âlim­le­re lü­zûm var mı­dır? İn­san iyi bir Müs­lü­mân ol­mak için İs­lâm dî­ni­nin ki­tâ­bı olan Kur’ân-ı ke­rî­mi oku­ya­rak ve ha­dîs-i şe­rîf­le­ri in­ce­le­ye­rek doğ­ru yo­lu bu­la­maz mı?” di­ye­bi­lir­ler ve bu din reh­ber­le­ri­ne kıy­met ve ehem­mi­yet ver­me­ye­bi­lir­ler. Hâl­bu­ki bu, çok yan­lış­tır. Zî­râ, din esâs­la­rı hak­kın­da hiç­bir bil­gi­si ol­ma­yan bir in­san, bir reh­ber ol­ma­dan Kur’ân-ı ke­rî­min ve ha­dîs-i şe­rîf­le­rin de­rin ma­na­sı­nı an­la­ya­maz. En mü­kem­mel spor­cu bi­le, yük­sek bir da­ğa çı­kar­ken ken­di­si­ne bir reh­ber arar. Bir bü­yük fab­ri­ka­da mü­hen­dis­le­rin ya­nın­da us­ta­ba­şı­la­rı ve us­ta­lar var­dır. Böy­le bir fab­ri­ka­ya ilk gi­ren iş­çi, ön­ce us­ta­la­rın­dan, son­ra us­ta­ba­şı­la­rın­dan işi­nin in­ce­li­ği­ni öğ­re­nir. Bun­la­rı öğ­ren­me­den ön­ce, yük­sek mü­hen­dis ile te­mâs eder­se, onun söz­le­rin­den, he­sâp­la­rın­dan hiç­bir şey an­la­maz. Çok iyi si­lâh kul­la­nan bir kim­se bi­le, ken­di­si­ne ve­ri­len ye­ni bir si­lâ­hın na­sıl kul­la­nı­la­ca­ğı ken­di­ne öğ­re­til­me­den, onu doğ­ru kul­la­na­maz. Bu­nun için­dir ki, din ve îmân iş­le­rin­de, Kur’ân-ı ke­rîm ve ha­dîs-i şe­rîf­ler ya­nın­da ken­di­le­ri­ne mür­şid-i kâ­mil is­mi ve­ri­len bü­yük din âlim­le­ri­nin eser­le­rin­den fay­da­lan­mak ge­rek­mek­te­dir. MÜR­ŞİD-İ K­MİL­LE­RİN EN ÜS­TÜ­NÜ İs­lâm dî­nin­de­ki mür­şid-i kâ­mil­le­rin en üs­tün­le­ri, dört mez­heb imâm­la­rı­dır. Bun­lar, imâm-ı a’zam Ebû Ha­nî­fe, imâm-ı Şâ­fi’î, imâm-ı Mâ­lik ve imâm-ı Ah­med bin Han­bel haz­ret­le­ri­dir. Bu dört imâm, İs­lâm dî­ni­nin dört te­mel di­rek­le­ri­dir. Kur’ân-ı ke­rî­min ve ha­dîs-i şe­rîf­le­rin ma­na­la­rı­nı doğ­ru ola­rak öğ­ren­mek için, bun­lar­dan bi­ri­nin ki­tap­la­rı­nı oku­mak lâ­zım­dır. Bun­la­rın her bi­ri­nin ki­tâp­la­rı­nı açık­la­yan bin­ler­ce âlim gel­miş­tir. Bu açık­la­ma­la­rı oku­yan, İs­lâm dî­ni­ni doğ­ru ola­rak öğ­re­nir. Bu ki­tap­la­rın hep­sin­de­ki îmân bil­gi­le­ri ay­nı­dır. Bu doğ­ru îmâ­na Ehl-i Sün­net iti­kâ­dı de­nir. Son­ra­dan uy­du­ru­lan, bun­la­ra uy­ma­yan bo­zuk, sa­pık inanç yol­la­rı­na bid’at ve da­lâ­let yol­la­rı de­nir. Ne­ti­ce ola­rak, Al­la­hü teâ­lâ, in­san­la­rı reh­ber­siz, ba­şı­boş ola­rak bı­rak­ma­mış, on­la­ra, reh­ber ola­rak Pey­gam­ber­ler, Ki­tap­lar gön­der­miş­tir. Ay­rı­ca in­sa­na, bu Pey­gam­ber­le­ri ve gön­de­ri­len ki­tap­la­rı an­la­ya­cak ka­dar da, akıl ve­ril­miş­tir. İn­sa­nı, da­lâ­let­ten, kö­tü yol­dan ilim ve âlim­ler kur­ta­rır. Zi­ra reh­ber ol­ma­dan doğ­ru yo­la ka­vu­şu­la­maz. Bu­nun için, Ehl-i sün­net âlim­le­ri­ni ve bun­la­rın yaz­dı­ğı doğ­ru din ki­tâp­la­rı­nı ara­yıp, bul­mak ve oku­mak lâ­zım­dır.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT