BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Siz hiç eşekten düştünüz mü?

Siz hiç eşekten düştünüz mü?

Babam rah­met­li tu­tum­lu, ter­tip­li, gay­ret­li, sa­mi­mi bir adam­dı. Dük­ka­nın dip ta­ra­fın­da iki met­re­ye üç met­re, ya­ni yak­la­şık al­tı met­re­ka­re­lik bir ala­nı odun­luk ola­rak ayır­mış­tı. Bu odun­lu­ğa, yaz gün­le­rin­de bi­ri­ken çı­kın­tı ke­res­te­le­rin ka­lın par­ça­la­rı ga­yet ter­tip­li bir şe­kil­de sı­ra­la­nır. İş­le­rin iyi git­ti­ği yıl­lar­da bu odun­luk dört-beş met­re­ye ka­dar yük­se­lir­di. Bu ka­dar odun bi­zim evin ih­ti­ya­cı­nın iki üç mis­li idi. Ya­zın her gün ge­len kom­şu ve ak­ra­ba­la­ra odun çu­val­lan­mış ola­rak ve­ri­lir­di. Böy­le­ce epey evin ya­ka­cak ih­ti­ya­cı­na bir neb­ze ol­sa da kat­kı­da bu­lu­nu­lur­du.



Babam rah­met­li tu­tum­lu, ter­tip­li, gay­ret­li, sa­mi­mi bir adam­dı. Dük­ka­nın dip ta­ra­fın­da iki met­re­ye üç met­re, ya­ni yak­la­şık al­tı met­re­ka­re­lik bir ala­nı odun­luk ola­rak ayır­mış­tı. Bu odun­lu­ğa, yaz gün­le­rin­de bi­ri­ken çı­kın­tı ke­res­te­le­rin ka­lın par­ça­la­rı ga­yet ter­tip­li bir şe­kil­de sı­ra­la­nır. İş­le­rin iyi git­ti­ği yıl­lar­da bu odun­luk dört-beş met­re­ye ka­dar yük­se­lir­di. Bu ka­dar odun bi­zim evin ih­ti­ya­cı­nın iki üç mis­li idi. Ya­zın her gün ge­len kom­şu ve ak­ra­ba­la­ra odun çu­val­lan­mış ola­rak ve­ri­lir­di. Böy­le­ce epey evin ya­ka­cak ih­ti­ya­cı­na bir neb­ze ol­sa da kat­kı­da bu­lu­nu­lur­du. İşin tat­lı ya­nı kı­şın ya­şa­nır­dı. Ha­va­lar iyi­ce so­ğu­yup, şu­ba­ta, mar­ta da­ya­nı­lın­ca, el­le­ri ve yüz­le­ri so­ğuk­tan mo­rar­mış ak­ra­ba ve kom­şu ço­cuk­la­rı el­le­rin­de çu­val ve­ya se­pet­le dük­ka­na ge­lir­ler. “Mee­met am­ca, ba­ba­mın se­la­mı va­a, ac­cık odun vee­cek­mi­şin!” der­ler­di. Rah­met­li, ço­cuk­la­ra ta­kıl­ma­dan ede­mez­di. “Si­zi gi­di avos­tos bö­cek­le­ri, ya­zın ka­rın­ca Meh­met odun­la­rı bi­rik­ti­rir­ken siz ne­re­ler­dey­di­niz?!.” Son­ra ye­ter­li odun odun­luk­tan aşa­ğı atı­lır çu­va­la se­pe­te dol­du­ru­lur, ev­le­re ve gö­nül­le­re sı­cak­lık ya­yı­lır­dı... Ba­zı yıl­lar ken­di­miz odun sa­tın al­mak du­ru­mun­da da ka­la­bi­lir­dik. İş­te o so­ğuk­tan eli aya­ğı mo­rar­mış yav­ru­cak­la­rın hâ­li hiç gö­zü­mün önün­den git­mez... Şim­di ço­ğu­muz ham­dol­sun çok iyi izo­le edil­miş bi­na­lar­da, ol­duk­ça eko­no­mik ola­rak ısı­tı­lan ev­ler­de ya­şı­yo­ruz. Ha­va­lar so­ğu­du­ğu an­da eli­miz­de ol­ma­dan ev­de so­ğuk­tan tit­re­şen in­san­la­rı dü­şü­nü­rüz. Ha­va­lar so­ğu­yup kar bas­tır­dı­ğın­da her ev­de “Al­lah fa­kir fu­ka­ra­nın yar­dım­cı­sı ol­sun” dua­sı yan­kı­la­nır ha­len. Bu dua­yı eden­ler ve amin di­yen­ler, so­ğuk­tan tit­re­şir va­zi­yet­te gün­ler ge­ce­ler ge­çi­ren­ler­dir ço­ğun­luk­la. Bu zev­ki(!) tat­ma­yan­lar ise Tay­yip Er­do­ğan ve ar­ka­daş­la­rı­nın bü­yük bir ter­tip ve dü­zen için­de yıl­lar­dır ger­çek­leş­tir­dik­le­ri ya­ka­cak des­te­ği­ni ora­dan bu­ra­dan çe­kiş­tir­me­ye ça­lı­şı­yor­lar. İna­nın bu in­san­la­rı an­la­ya­mı­yo­rum. İn­san bu ka­dar da his­siz na­sıl ola­bi­lir? Beş on yıl için­de do­ğal ga­zın ulaş­ma­dı­ğı şe­hir ve ev kal­ma­ya­cak. O za­man ney­le uğ­ra­şa­cak­lar me­rak edi­yo­rum. Hü­kü­me­ti her tür­lü bık­kın­lık ve­ren de­di­ko­du­la­ra rağ­men bu asil dav­ra­nı­şı sür­dür­me­sin­den do­la­yı gö­nül­den teb­rik edi­yo­rum. “Eşek­ten dü­şe­nin hâ­lin­den, eşek­ten dü­şen an­lar.” Bu ara­da Nas­red­din Ho­ca­ya da rah­met ol­sun.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT