BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ortak tarihin ayırdığı aynı toplum!

Ortak tarihin ayırdığı aynı toplum!

Yunan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu, resmi bir ziyaret için, Ankara’ya geldi. Otuz sekiz yıllık bir aradan sonra (son olarak Averof gelmişti), bir Yunan Dışişleri Bakanı’nın Ankara’yı ziyaret etmesi, önemli ve hayırlı bir işaret.



Yunan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu, resmi bir ziyaret için, Ankara’ya geldi. Otuz sekiz yıllık bir aradan sonra (son olarak Averof gelmişti), bir Yunan Dışişleri Bakanı’nın Ankara’yı ziyaret etmesi, önemli ve hayırlı bir işaret. Başbakan Simitis de, Başbakan Ecevit’in davetini kabul eder de, Ankara’ya gelirse, uzlaşma ve barış sürecinde önemli bir adım daha atılmış olur. Ama bu ziyaretin, ancak tam bir uzlaşma sağlanınca, yapılması daha gerçekçi olacak... ASIL CESARET YUNANİSTAN’IN Hemen söyleyeyim, bu ziyaret, bu dostluk adımları, milli bir komplekse rağmen ve Yunan muhalefetinin ve bir kısım müfrit kamuoyunun engellemelerine ve tarizlerine göğüs gerdikleri için, asıl Yunan Hükümetinin Simitis’in ve Papandreu’nun medeni cesaretlerinin ve sağ duyularının eseridir. Ben Yunanlıların bu adımları, diplomatik deyişle, “en az bunları bizim algıladığımız duygu ve mantıkla” atmakta olduklarına inanmak isterim! Hemen ekleyeyim; bunu da sadece, bizi mutlu etmek için yapmıyorlar; kendi çıkarları ve hesapları da var! Bizim, Yunanistanla ilişkilerimizde sağlam bir dostluk kurmak hususunda, hiç kompleksimiz ve dış politikamızı önemli bir yükten kurtarmak dışında hiçbir hesabımız ve ard niyetimiz de yok! Öteden beri, hatta İstiklal Savaşındaki Yunan mezaliminin ve emellerinin acı anılarına rağmen, Venizelos’a dostluk elini ilk olarak Türkiye uzatmıştı ve bu dostluk da müttefikler olarak yıllarca sürmüş ve hatta, iki ülkenin bir konfederasyonda birleşmeleri bile söz konusu olmuştu. 1950’den hemen önce New York’ta Birleşmiş Milletler Teşkilatında görevli idim: İki delegasyon Amerikan ve İngiliz delegasyonları gibi, sıkı işbirliği yaparlardı. Aramızda gizli bile yoktu.. Ta ki, Kıbrıs sorunu ile ilişkilerimiz zehirlenene kadar! Ama, son yılların bütün kötü olaylarına rağmen, iki ülkeyi sarsan depremler, halkları yaklaştırdı ve bu “Sevgi ve nefret” ikileminde sevginin ve yakınlığın ağır basacağını gösterdi. Bir duygu temeli olmasa idi, Yunan halkı hemen içtenlikle yardıma koşamazdı. Bizi yakından tanıyan yabancı bir dostum “Türkler ve Yunanlılar, müşterek bir tarihin ayırdığı aynı topluluktur.” der. Gerçekten de, musiki ve yemek zevkleri, davranışları ve duygusallıkları, hemen hemen aynı olan bu komşu iki halkı, tarihin acı hatıraları hep biribirlerinden ayırıyor, karşı karşıya getiriyor. Tarihteki acıları, büyük ölçüde, ayrı dini inançlara mensup olmamız oluşturmuş. Türkler ve Yunanlılar, bireyler olarak, yabancı bir ülkede karşılaştıklarında, ilk tepki çoğu zaman, karşılıklı, “sempati” veya “empatidir” -fakat ardından hemen tarihin acı olayları ve, düşmanlıklar hatırlanır... Ve özellikle Yunan tarafından, paranoyanın çirkin başı kendisini hemen gösterir! KIBRIS Kıbrıs sorunu küçümsenecek bir sorun değil. Yunan hükümetlerinin ülkelerindeki, müfrit bir kısım kamuoyunun ve kilisenin etkilerinden hemen ve kolayca soyutlanmaları da, mümkün değildir. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki dostluk havasından sonra, Kıbrıs vesilesi ile anlaşıldı ki, Yunanlılar, bütün dostluk gelişmelerine rağmen “Megalo İdea’yı, Büyük Yunanistan hayallerini ve de Türklere karşı paranoyalarını unutamamışlardır ve ilk bahane ile, bunlar kolaylıkla ortaya dökülebilmiştir. “Paranoya” dedim. Şimdi biz bize düşünelim; Türkiye’de resmen veya gayrı resmi olarak, Yunanistan’a saldırmak, toprak almak hatta, aslında anormal olan adalar statüsünü lehimize değiştirmek ve Ege’ye hakim olmak gibi gizli emeller var mıdır? Derin bir Yunan düşmanlığı var mıdır? Ama Yunanlılar, hatta en akılları başlarında olanlar bile, bizim müşterek Ege denizini paylaşmak konusundaki halisane önerilerimizi, artan nüfusumuz yüzünden karşı kıyılarda toprak ve, “hayat sahası” kazanmak “niyetlerimize” izafe ederler. Son yıllarda, bizim de özellikle Ege konusunda ve buradaki Yunan emelleri konusunda, duyarlı ve ihtiyatlı hareket etmemize, Yunanlıların gereksiz tahrikleri sebep olmuştur. Tabii, bizde de, bu komplekslere karşı, düşman boyunduruğuna hiç düşmemiş olmamızın ve gücümüzün rahatlığı vardır. Yunanlılar ise, küçülen nüfusları ve azalan milli dinamizmleri dolayısıyla komplekslidirler.. Tarihte üçyüz yıl Türk hakimiyeti altında yaşadıklarını unutmamışlardır. Aslında, onlar için, bu eksilerini artılara çevirmenin yolu da Türkiye ile her alanda işbirliğinden ve dostluktan geçer. GEÇMİŞTEKİ MÜNASEBETSİZLİKLER Bundan evvelki Yunan hükümetleri Kıbrıs’a ve bu kompleksleri yüzünden, Türkiye’ye karşı açıkça çok düşmanca hareket etmişlerdir. PKK’yı ve Öcalan’ı açıkça desteklemeleri tevil kabul edecek şeyler değildir. Ancak şimdi, ne devletler hukukuna ne komşuluğa, ne de NATO müttefikliğine sığmayan ayıpları ve çirkinlikleri geride bırakmamız, yeni bir sayfa açmamız gerek. Çünkü, iki ülke tarih coğrafya ve reel politika gereği dost ve müttefik olmaya mahkumdurlar. Bunu Almanlar ve Fransızlar büyük ölçüde başarmışlardır. AMA UNUTMAYALIM Ne var ki, Türkiye Avrupa üye “adaylığının” coşkusu içinde stratejik ve milli çıkarlarını gözardı edemez. Kıbrıs Türklerini feda edemez... Profesör Mümtaz Soysal, Yunan Dışişleri Bakanının Ankara’ya gelmesi ile doruk noktasına çıkan duygusal coşku içinde dikkatimizi reel politikaya çekiyor. Avrupa Birliği’ne üye olmak gibi, “vuslata varmayacak bir aşk uğruna Ege, Kıbrıs ve Güneydoğu konularında, Türkiye’nin uzun vadeli çıkarlarına aykırı ödünlerden uzak durmak en akılcı tutum olacaktır” diyor ve ilave ediyor: “Ne yazık ki Türk diplomasisinin ve medyanın yönlendirişinde, pusulayı şaşırma belirtileri görünmeye başlamıştır” Nitekim, Papandreu’nun, ortak basın toplantısındaki şu sözleri gözden kaçırılmışa benziyor: “Bizim yol göstericiliğimizi benimseyip, dediklerimizi yaparsanız Avrupa işiniz kolaylaşır..” Tercümesi: Soysal’a (ve bana göre) “Avrupa aşkı Papandreu aşkını, Papandreu aşkı da Avrupa yolunda Yunan rehberliğini hatta vesayetini getirdi.” Korkumuz bu hava içinde, Kıbrıs konusunda kelenpereye getirilmemiz! Fakat gene de olumlu olan, iki Bakanın, kişisel dostluk gayretleri ile, Türk-Yunan ilişkilerini yeni ve umutlu bir düzeye getirmiş olmaları umududur! Bundan sonra, özellikle Kıbrıs konusunda, gerçek ve kalıcı bir uzlaşma olacaksa bunu, ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar, kendilerine özgü çıkarları bulunan başkalarına ve “akil” (bilge) adamlar aracılığına ihtiyaç kalmadan, ancak iki bakan ve iki başbakan, kişisel güçleri ile sağlayabilirler. Ortak bir gelecek iki milleti gerçekten birleştirebilir.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 102657
    % -0.63
  • 5.4598
    % -0.17
  • 6.2134
    % 0.06
  • 7.1829
    % 0.41
  • 230.417
    % 0.72
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT