BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > G. Doğu’dan haber getirmişem...

G. Doğu’dan haber getirmişem...

Geçen haftanın son üç gününü İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclis üyeleriyle birlikte Mardin ve Şanlıurfa’da geçirdim. Güneydoğu Anadolu’daydım yani. Hemen belirtmeliyim ki, bu şehirlerde terör merör yok. Yola çıkmadan önce eş dost “Aman ha. Dikkatli ol” diye tembihte bulundu. Sanki, savaş muhabiriyim ve ateşin içine gidiyorum. Mezralarda veya uzak köylerde bazen ufak tefek şeyler olmuyor değil, oluyor tabii ama bunlar lokal şeyler. Şehir merkezlerinde yok. Ahali işinde gücünde. Hayat İstanbul’dan daha sakin ve emniyetli oralarda.



Geçen haftanın son üç gününü İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclis üyeleriyle birlikte Mardin ve Şanlıurfa’da geçirdim. Güneydoğu Anadolu’daydım yani. Hemen belirtmeliyim ki, bu şehirlerde terör merör yok. Yola çıkmadan önce eş dost “Aman ha. Dikkatli ol” diye tembihte bulundu. Sanki, savaş muhabiriyim ve ateşin içine gidiyorum. Mezralarda veya uzak köylerde bazen ufak tefek şeyler olmuyor değil, oluyor tabii ama bunlar lokal şeyler. Şehir merkezlerinde yok. Ahali işinde gücünde. Hayat İstanbul’dan daha sakin ve emniyetli oralarda. Neyse... Sadede gelelim. “Gündüz seyranlık, gece gerdanlık” diye tanımlanan Mardin’in güzelliği, gelip görenleri mest ediyor. Çarşı pazarı kıpır kıpır. Yemekleri zaten, yeme de yanında yat, cinsinden. Sabunu ve yöredeki ismi “imlebbes” olan badem şekeri. Bir kuruyemişçiden bayağı bir aldım. Dayanamadım yanındakinden de aldım. En makbul hediye o çünkü. Mardin malum, Türk, Arap, Kürt, Süryani ve Ermeni vatandaşların yaşadığı bir şehir. Yüzlerce yıldır karşılıklı saygı ve hoşgörü içinde, birlikte yaşayan bu insanlar, bölge hakkında çıkan olumsuz haberlere bakıp adeta isyan ediyorlar. “Yok” diyorlar. “Bizim buralarda sen - ben kavgası yok. Olmasına da izin vermeyiz zaten.” Cami ve kilise yan yana duruyor. İbadet yerleri farklı ama işleri aynı. Üzüntüleri, sevinçleri, acıları, neşeleri hep ortak. Bir vücut gibi onlar. Bir organın acısını diğer organ hissediyor. Mardin’den Şanlıurfa’ya karayolu ile gittik. Mardin - Şanlıurfa arası gerçekten görülmeye değer yerler. Mezopotamya Ovası’nı boydan boya geçiyorsunuz. Onun bitiği yerde Harran Ovası başlıyor. Uçsuz bucaksız ovaları ilk defa gören iş adamları hayranlıklarını ifade edecek kelime bulamadı. Bir yandan da “Bu muhteşem topraklarda yaşayanlar nasıl olur da yoksulluk sınırı altında yaşarlar” diye hayretlerini ifade ettiler. Kim etmiyor ki? Mantık sahibi herkes, bu topraklar üzerinde böyle bir çelişkinin yaşanmaması gerektiğini söylüyor ama nedense yaşanıyor? Şanlıurfa “Peygamberler Şehri.” Manevi havası çok yüksek. Şehrin mistik havası insanın başını döndürüyor. Ayrıca, kültür ve sosyal yapı. Kardeşliğin, dostluğun ve birlikte yaşamanın örneklerini vere vere gelen bir şehir. Her yönüyle dört dörtlük. Şimdi bir de Göbeklitepe var. Bu höyükte bulunan mabet 12 bin 500 sene evveline ait ki, bu mabedin bulunmasıyla, dünyanın bilinen tarihi değişti. Dolayısıyla, Şanlıurfa “tarih yazan şehir” unvanı ile taltif edildi tarihçiler tarafından. Bu şehirlerin problemi yok mu? Olmaz olur mu var tabii; geçim sıkıntısı! Suriye, İran ve Irak başta olmak üzere birçok ülkeye sınır bu iller. Sınır ticareti istenilen seviyeye gelse, GAP’ın sulama ayağı hızlandırılıp topraklar tarıma müsait hale getirilse ve bir de bölgenin turizm potansiyeli harekete geçirilse, bu şehirler uçar ama nedense olmuyor!.. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Tanıl Küçük’ün bir tespitini paylaşayım sizinle ve bitireyim bu mevzuu. “Edirne’den Van’a kadar atıl duran o kadar organize sanayi bölgesi (OSB) varken hâlâ sanayi diye ısrar etmenin bir alemi yok. Tarım ve turizm de geçim kaynağı. Bu sektörlere yatırım yapalım.”
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT