BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mâtürîdî ve Mâtürîdîlik sempozyumu

Mâtürîdî ve Mâtürîdîlik sempozyumu

Yanlış düşüncelerin, inançların boy gösterdiği bir zamanda, İmam-ı Mâtürîdî’nin ortaya çıkarak koyduğu kaideler, İslam âlemini kargaşadan, dağınıklıktan kurtardı...



Mayıs ayının son haftasında (22-24 Mayıs), İstanbul İlahiyat Fakültesi ile İSAV’ın (İslami İlimler Araştırma Vakfı) ortaklaşa düzenlediği uluslararası, “Büyük Türk Bilgini Mâtürîdî ve Mâtürîdîlik“ sempozyumuna katıldım. (Aynı günlerde Ankara’da da, “Ehl-i Sünnet Mezheplerinin Doğuşu ve İmam-ı Azam’ın İslam Fıkhı’na Hizmetleri” sempozyumu yapıldı.) Sempozyumda çok güzel şeyler dinledik. Neler mi, kısaca özetlemeye çalışayım... İmam-ı Mâtürîdî’nin büyüklüğünden, geniş ilminden, bildirdiği kaidelerin gerçek İslamı, Ehli sünneti temsil ettiğinden, ilk asırdaki Müslümanların iman ve amel anlayışında farklı yolların ortaya çıktığı, Haricilik, Selefiyye, Şia, Mutezile ve Cebriye gibi, yanlış düşünceleri ve siyasi eğilimleri temsil eden ekollerin boy gösterdiği bir zamanda, İmam-ı Mâtürîdî’nin ortaya çıkarak, koyduğu kaidelerle İslam âlemini kargaşadan, dağınıklıktan kurtardığından bahsedildi. HOŞGÖRÜ VE HUZURUN KAYNAĞI İmam-ı Mâtürîdî’ye bağlı olarak, hocası İmam-ı azam Ebu Hanefi’den, kurduğu Hanefi mezhebinden, Mâtürîdîliğin İmam-ı a’zamın Fıkhı Ekber adlı eseri üzerine bina edildiğinden, itikatta Mâtürîdîliğin ve amelde Hanefi mezhebinin İslam âleminin dörte üçünü teşkil ettiğinden, bunun için geçmişte, Selçuklular ve Osmanlılar zamanında İslam âleminde hoşgörü, huzur ve sükun bulunduğundan, günümüzde, İslam âlemindeki terörün altında, İslam âleminin bu yoldan sapmasının yattığından bahsedildi... Bu tespitlere kim ne diyebilir? Sadece teşekkür edilir. Fakat konuşmalar beni çok şaşırttı! Çünkü, bu camiadan beklenmeyen, şimdiye kadar pek işitmediğimiz tespitler. İlahiyat camiasında, akademisyenlerin çoğu kafalarından mezhepleri çoktan sildiler. Her biri doğrudan içtihad eden, kendilerini müçtehid sanan kimseler. Bu şaşkınlığımı, toplantıyı takip eden değerli meslektaşım Ali Eren’e açtım. “Ne kadar samimiler gel bir test edelim” dedi. Baktık, “Hocaların hocası” diye anılan, sempozyuma tebliğ sunan, kıdemlı bir ilahiyat profesörü ayakta birisi ile konuşuyor. Yanına vardık, hal hatırdan sonra Ali Bey sordu: “Hocam, daha önce filan ilahiyat profesörü ince çorap üzerine meshin caiz olduğunu söylemişti, bu konuda siz ne dersiniz?” Hoca, “Evet, ben de onun gibi düşünüyorum, ince çorap üzerine mesh ediyorum. Sadece ben değil falan falan da böyle yapıyor” diye sıraladı. Bunun üzerine Ali Bey, “Ama hocam Hanefi mezhebinin temel kitapları olan şu şu kitaplardan bunun mümkün olmadığını anlıyoruz” deyince, anlı şanlı Prof. “Mezhepler beni bağlamaz, bu Ebu Hanife’nin görüşü, beni ilgilendirmez, ben Ebu Hanife’nin sözü ile değil hadis-i şerif ile amel ederim. Bahsettiğiniz kitaplar ilmihal mesabesinde kitaplardır, asırlar öncesini temsil eder, günümüzde geçerliliklerini kaybetmişlerdir. Zaten bu kitaplar Müslümanları geri bıraktı. İbadet konusunda hassas olmak lazım, hadis-i şerife göre amel etmek lazım” deyince Ali Bey, “Peki hocam İmam-ı azam hazretleri bu konuda sizden daha mı az hassastı, siz ondan daha hassas olduğunuzu mu söylemek istiyorsunuz?” deyince hemen konuyu değiştirdi... Bu arada benim, “Hıristiyanların, Yahudilerin de Cennete gideceği konusunda siz ne dersiniz?” soruma, “Resulullaha inanmayan Cennete gidemez” dedi. Buradan anlıyoruz ki, mezhepler konusunda olduğu gibi, bu konuda ilahiyatçılar arasında daha ittifak sağlanamamış! İSLAMI YAŞAMAK VE YAŞATMAK Peki, mezheplere inanmadıkları halde, bunları gündeme getirip, övmelerinin sebebi ne olabilir? Konuşmalar arasındaki şifre cümlelerden benim anladığım şu: İslam âlemindeki terörü, yukarıda isimleri geçen ekollerin, “amel imandan bir parçadır” yanlış inancına bağlıyorlar. Ehli sünnetin, “amel imandan bir parça değildir“ akidesini yayarak; kişi Müslüman olduğunu söylesin, gerisi bizi ilgilendirmez, ne yaparsa yapsın, düşüncesi yayılmak isteniyor. Namazsız, niyazsız, fıkıhsız, içi boşaltılmış bir Müslümanlık tipi geliştirilmeye çalışılıyor. İmam-ı Mâtürîdî hazretlerinin bildirdiği, emri maruf, herkesin İslamı yaşaması ve yaşatmaya çalışması farzdır, düsturu görmezlikten, bilmezlikten geliniyor. Çünkü bu, işlerine gelmiyor! (Yarın da, Mâtürîdîliğin esaslarını ele alalım)
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT