BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Müslümanları zaferlere koşturan arzu...

Müslümanları zaferlere koşturan arzu...

Müslümânları, harp meydânlarında zaferden zafere koşturan biricik arzû, âhirette şehîdlere verilecek sonsuz ni’metlere îmân etmeleri ve bunlara kavuşmak için cân atmalarıdır...



Dünkü makâlemizde birazcık kendisinden bahsettiğimiz Hâlid bin Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî (radıyallahü anh), 83 yaşında İstanbul’un fethine; “Hala Sultân” diye meşhûr, Peygamberimizin süt teyzesi Ümmü Hırâm (radıyallahü anhâ), 86 yaşında Kıbrıs’ın fethine; Alasonya kahramanı Hâdim’li Hâfız Abdülezel Paşa, 86 yaşında iken kendisini ata urganla bağlatarak harbe iştirâk etmişlerdir. Bunun benzeri pekçok misâli zikredebiliriz. Burada şunu ifâde edelim ki, Müslümânları, asırlar boyu, harp meydânlarında zaferden zafere koşturan biricik arzû, âhirette şehîdlere verilecek sonsuz ni’metlere îmân etmeleri ve bunlara kavuşmak için cân atmalarıdır. Dünyânın fânîliğine, âhirette Cennetin ve ni’metlerinin sonsuzluğuna yakîn derecede îmân eden Müslümânlar, harp meydânlarında kahramânca dövüşmüş, düşmândan aslâ yılmamış, şehîd olmaktan büyük bir haz ve zevk duymuşlardır. Bütün kâmil Müslümânların samîmî bir şekilde arzû ettikleri şehîdlik mertebesinin fazîleti, yüceliği hakkında pekçok âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf vardır. [Burada sâdece 7 âyet-i kerîme ve 2 hadîs-i şerîf meâli verebileceğiz.] Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki: “Allâh yolunda öldürülenlere, ‘ölüler’ demeyin; bilakis, onlar diridirler, ama siz farkında olamazsınız (sezemezsiniz, anlayamazsınız).” (Bakara, 154) “Andolsun ki, eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, kesinlikle Allah’ın bir bağışlaması ve rahmeti, (sizin için) onların dünyâda kalıp toplayacakları şeylerden (dünyalıklarından, dünyâ malından) daha hayırlıdır. Andolsun ki, ölseniz de öldürülseniz de, kesinlikle Allah’ın huzûrunda toplanacaksınız.” (Âl-i İmrân, 157-158) “Allah katında öldürülenleri, sakın ölüler sanma! Doğrusu onlar Rableri katında diridirler, Cennet meyvelerinden rızıklanırlar. Onlar, Allah’ın kendilerine verdiği ihsândan (şehîdlik rütbesinden) dolayı neş’eli hâldedirler ve arkalarından kendilerine (şehîdlik rütbesiyle) katılamayan mücâhitler hakkında şunu müjdelemek isterler: ‘Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzûn da olmayacaklardır’.” (Âl-i İmrân, 169-170) “Kim Allah’a ve Peygambere itâat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine ni’metler verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehîdlerle ve sâlihlerle [iyi kimselerle, velîlerle] berâberdirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar.” (Nisâ, 69) “Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlara gelince, elbette Allah, onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Çünkü Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Hacc, 58) Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) de buyurmuşlardır ki: “Allahü teâlâ, şehîdin, kul borcundan başka bütün günâhlarını affeder.” “Allah yolunda şehîd olmayı gönülden isteyen kimse, şehîd olmasa dahî şehîdlik sevâbına nâil olur.” Gerek “Mukaddes İslâm” târihinde, gerekse şanlı “Türk Milleti”nin târihinde, târihe altın harflerle yazılmış pekçok “Zafer” vardır. Türk-İslâm devletlerinden Karahânlılar, Gazneliler, Tîmûr Oğulları, Bâbürlüler, Selçûklular ve Osmânlılar döneminde çok önemli zaferler elde edilmiştir. Tabîî ki kısa bir makâle çerçevesinde onların hepsini ele almamız mümkün değildir. Ama dost-düşmân herkesin kabûl ettiği bir husûsu belirtelim ki, Endonezya’dan İspanya’ya, Kırım’dan Yemen’e kadar bütün Müslümân milletlerin hâmîliğini yapan Osmânlılar, aynı zamânda, dâimâ mazlûmların yanlarında yer almışlar, fethettikleri yerlere, hizmetin en üstününü götürmüşlerdir. Osmânlı Devleti, İslâmiyet’in emrettiği şekilde, farklı dîn ve milletlere mensup çeşitli unsurlar arasında sağlam bir âhenk te’sîs etmiştir. Böylece geniş insan toplulukları nezdinde sosyal adâleti kurmakla dünyâ târihinde, kudretli ve cihânşümûl bir siyâsî varlık göstermiştir. Osmânlılar, çok yüksek bir kültür ve medeniyet kurmuşlardır. Fethettikleri yerlere medrese, zâviye, imâret, dârül-kurrâ ve türbeler yapmışlar, buralarda yetişen âlimlerle dünyâya İslâmiyeti yaymışlardır. Türk ordusunun fethettiği bir Hıristiyân köyünde, aynı gün aç ve açıkta olan kimse kalmaz, kimi-kimsesi olmayan dul kadınlara o gün aş çıkar, giyecek ve barınak te’min edilirdi. Bu sebeple, Hıristiyân âlemi, atalarımız Osmânlıları, dâima kurtarıcı olarak karşılamışlardır.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT