BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İnanan kalp hastalarının ameliyatı kolay geçiyor!

İnanan kalp hastalarının ameliyatı kolay geçiyor!

Dünyada bilimle din çatışıyormuş gibi bir hava oluşturulmaya çalışılsa da, bu kesinlikle doğru değil. Allah’ın kudretine inanmamak mümkün değil. “Allah’ın takdiri olur” diyerek, stres yapmadan, gönül rahatlığıyla kendini cerraha teslim eden hastaların ameliyatları daha başarılı geçiyor...



PAZAR KAHVESİ Betül Altınbaşak betul.altinbasak@tg.com.tr Dünyada bilimle din çatışıyormuş gibi bir hava oluşturulmaya çalışılsa da, bu kesinlikle doğru değil. Allah’ın kudretine inanmamak mümkün değil. “Allah’ın takdiri olur” diyerek, stres yapmadan, gönül rahatlığıyla kendini cerraha teslim eden hastaların ameliyatları daha başarılı geçiyor... BU HAFTA ‘PAZAR KAHVESİ’NE KONUK OLAN KALP VE DAMAR CERRAHI PROF. DR. SÜHA KÜÇÜKAKSU, BAŞARILI OPERASYONLARIN SIRRINI ANLATTI Sunuş “Doktor! Benim yaşamam lazım. Benim alzheimer hastası bir eşim var ve ben yaşayıp ona bakmalıyım!” 82 yaşındaki bir kalpten gelen bu sese, ancak o kalbe dokunan eller cevap verebilirdi. Kalp cerrahları... Allah’ın ikinci şansı verdiği kullarına, bu yeni hayatı parmak uçlarında taşıyan çok özel insanlar... Onların insan kalbine yazdıkları şiirlerin üzerine benim onlar hakkında yazacaklarım güneşe tutulan fener gibi olacaksa da; bugün köşemde size onlardan birini tanıtmak istedim. Türkiye’de kalp cerrahisi denince akla gelen ilk isimlerden biri; Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı, Türkiye Yapay Organlar ve Destek Birimleri Derneği (TÜYOD) Yönetim Kurulu Başkanı, Prof. Dr. Süha Küçükaksu... Önce okurlarımız için biraz kendinizi anlatır mısınız? Doktor olmaya nasıl karar verdiniz? - Aslen Kasımpaşalıyız, ama ben çok küçükken Bebek’e taşındık ve orada büyüdüm. Lise yıllarında balıkçılık yaptım. Onlardan usta çırak ilişkisine saygıyı öğrendim. Meslek hayatımda da bu ilişki rehberim oldu. Babam astsubaydı, halam hemşire... Hatta Tayyip Erdoğan’ın iğnelerini de o yapardı. Ben 15 yaşındayken babamı kaybettik. Hem okudum, hem çalıştım. Kabataş’ta okuyordum, hedefim doktor olmaktı. Bu hayalimde ailemin de etkisi büyüktür. Annem Siyami Ersek Hoca’nın hastasıydı, onunla hastanelere giderdim. Ailemiz bizi de vefakar yetiştirmişti. Doktorlara karşı hep bir minnet beslerdik. Bizim ailemizde hiç doktor yoktu. Sadece hemşire halam... Ama doktorlar başkaydı, onlar çok yüce insanlardı gözümde. Liseden sonra sınavda İstanbul Tıp Fakültesi’ni kazandım. Üç kardeşiz. Anneciğim zor şartlarda üçümüzü de okuttu.. Biri mimar diğeri mühendis. Büyük ağabeyim Almanya’daydı. Beni de öğrenciyken yanına çağırdı ve “buradaki eğitimi de gör” dedi. Köln Üniversitesi’nin sınavına girdim ve orada staj yapma hakkı kazandım. Kalp ameliyatlarını ilk orada gördüm. Çok etkilendim. O dönem teknikler daha ilkeldi ama yine de başarılı ameliyatlar yapılıyordu. Türkiye’ye dönünce de okulu birincilikle bitirdim ve kalp cerrahı olmaya karar verdim. Hocalarım beni kadın doğum, göz, dahiliye gibi alanlara yönlendiriyor, Türkiye’de kalp cerrahisinin henüz yeterince gelişmediğini ve bu alanda ekonomik olarak rahat edemeyeceğimi söylüyorlardı. Ama ben kararımı vermiştim. İLK TUS’A BİZ GİRDİK >> Hangi yıllar, 80 sonları mı? Hocaların sizi kardiyolojiden uzak tutmaya çalışması bana şaşırtıcı geldi! - Evet ama kalp ameliyatlarının geçmişi dünyada da çok eski değildir. Türkiye’de ilk kalp naklini 68’de Kemal Beyazıt hoca yaptı. Sonra 89’da Cevat Yakup Koşuyolu Hastanesi’nde... Cevat Yakup, Kemal Hoca’nın ilk öğrencilerindendir, ben de son... O dönemler Kemal Hoca tek isimdi. Biz Çapa’da konsey toplantılarında onların yaptığı anjiyoları izliyorduk. İlk TUS’a biz girdik, birincilikle kazandım ve sırf Kemal Hoca’nın öğrencisi olabilmek için Ankara’ya gittim. Ve çok etkilendim. Almanya’da gördüklerimin hepsi hatta daha iyileri oradaydı. İnanılmaz bir çalışma ortamı buldum. Günde 8 kalp ameliyatı yapılıyordu. >> Dünyayı daha o yıllarda yakalamıştık yani?.. - Öyle de denebilir tabi ama bunu bütün hastahane ve üniversitelerimiz için söyleyemeyiz. Dünyada kalbe müdahale 1953’te başlıyor. Daha öncesinde kalbe müdahale hoş karşılanmıyor, özellikle İngiltere’de bunu yapan hekimler meslekten dışlanıyor. Kalbe bakış o dönemde de farklı; kalp hayatın kaynağı kabul ediliyor, kutsal sayılıyor, kalbe dokunmak hayata müdahale olarak görülüyordu. Öte yandan, genel olarak kötü olsalar da savaşlar, tıbbi gelişmelere ışık tutmuştur. Düşünün ki, çok acil ve ağır vakalara çok kısa zamanda müdahale etmeli, çözüm üretmelisiniz. DeBekay serum şişelerinin içindeki kanın tazyikli akışını sağlayan pompayı bu şekilde üretmiştir. Daha sonra bu makine kalp-ciğer cihazının kalp bölümünü oluşturmuştur. ÇALIŞMALAR ARTMALI >> Teknoloji üretmede biz pek yeterli değiliz sanırım... - Ülkemizin de bu konuda çalışmaları artırması gerekiyor. Çünkü biz bu teknolojileri satın alıyoruz ve maliyetler daha da yükseliyor. Düşünün bir kalp pompası ile kan dakikada 10 bin dönüş yapıyor ve kanın bir damlası bile zarar görmüyor. Bu pompanın maliyeti 100 bin dolar. Bunu ülkemizde yapmak için 2007 yılında bir girişim başlattık. İstanbul’a dönüşümün sebebi de budur. Projeyi Sayın Bedrettin Dalan’a sundum; çok ilgilendi. Üniversitenin fonundan bize ödenek ayırdı, TÜBİTAK da maddi destek sağladı ve Koç Üniversite’sinden, Yeditepe’den yaklaşık 10 kişilik bir ekiple kalp pompasının şimdilik yüzde 35’lik kısmını tamamladık, çalışmamız devam ediyor. Projeyi tamamladığımızda kalp pompasının maliyeti 20 bin dolara düşmüş olacak. >> Kalp cerrahlığı bambaşka bir his olmalı. İnsanların kalbine dokunmak... Ben bu devletin aileme bağladığı emekli maaşıyla okudum. Devletime ve bu ülkenin insanlarına hizmeti bir borç bilirim. Ama kalp cerrahlığı sadece bununla anlatılamaz. Mesleği hissetmede hasta gözü ile bakabilmek çok önemli. Ameliyat olması gereken hastaya ertesi gün kalkıp ihtiyaçlarını görebileceğini söyleyince rahatlıyor, muhtaç olma kaygısı azalıyor. Ben de hastalandım, anneme refakat ettim. Hastalanmak da hasta yakını olmak da zor. Şu an yoğunbakımda yatan Bir hastanın ameliyat öncesi söyledikleri hâlâ kulağımda; “Doktor benim yaşamam lazım. Benim alzheimer hastası bir eşim var ve ben yaşayıp ona bakmalıyım!” Şu bağlılığa, sevgiye bakar mısınız? Hastanın kalp kapağını değiştirdik ve durumu gayet iyi. Bu maddi karşılıkla yapılacak bir iş değil. Erol Hoca, “öyle riskli hastalar var ki, bırakın para kazanmayı keşke üstüne para versem de ameliyata benim yerime başkası girse” derdi. Zor iş kalp cerrahlığı, kalp durabilir, elinizde olmayan sebeplerden hastayı kaybedebilirsiniz. Çok büyük stres. ALLAH’IN DEDİĞİ OLUR >> Kalp gerçekten çok özel bir organ... Sevgiyi, kini, heyecanı kısacası insan olduğumuzu hissettiren inanılmaz büyük bir enerji kütlesi... - Doğru... Mükemmel bir işleyiş... Bunu Allah’ın yaptığına gönülden inanıyorum ve buna inanmayan kişinin de hekim olabileceğine inanmıyorum. Farklı bir işleyiş var ortada. Dünyada bilimle din çatışıyormuş gibi bir hava oluşturulmaya çalışılsa da bu kesinlikle doğru değil. En üst düzeydeki bilim adamlarıyla vakit geçirmiş biri olarak söylüyorum ki; Allah’ın gücüne inanmamak mümkün değil. Aynı şeyi hastalarda görmek de mümkün. İnanan, “Allah’ın dediği olur” diyerek, stres yapmadan kendini gönül rahatlığıyla cerraha teslim eden yani kaderine razı olan hastaların daha başarılı ameliyatlar geçirdiklerini gördüm. Gerçekten iyileşmeyi isteyen, hayata bağlı hastaların yüksek riskli ameliyatları bile çok güzel geçiyor. Ruhen kendini bırakmış hastaların ameliyatlarını, aciliyet yoksa, bir gün erteliyorum. Onlara sabah “İyileşeceğim hocam, bu ameliyatı da çok güzel bir şekilde geçireceğiz” demelisin diyorum. Akşam bakışlarıyla o mesajı veriyorsa gerçekten ertesi gün ameliyat listesine, programına koyuyorum. Kişinin inanması çok önemli. Biz bunu bilimsel olarak da biliyoruz. Ruhi yapının hormonlar, dolayısıyla başta kalp ve damarlar olmak üzere organlar üzerindeki etkilerini somut olarak gözlemliyoruz. Bugün üç bin kadar hastanın nakle ihtiyacı var, kayıtlı hasta sayısı 250 civarı ve yılda maalesef sadece 30 hastaya nakil yapılabiliyor. HALK BİLİNÇLENMELİ >> Bunda organ verme alışkanlığının az olmasının etkisi var mı? - Bizim halkımız merhametli ve inançlı. Kendilerinin ya da bir yakınlarının organlarıyla bir başkasının hayat bulacağını, kendileri üzülürken bir başkasının sevineceğini bilmek; kendi umutsuzluklarının başkalarına ümit olması acılarını azaltıyor. Burada asıl hekimlere iş düşüyor. Siz hasta ve yakınlarına bu işin nasıl olduğunu, önemini anlattığınızda böyle bir fedakarlıktan kaçınmıyorlar. >> Kalp naklinde en önemli şey nedir? Nakil sırasında yaşadığınız çok şey vardır diye düşünüyorum. - Olmaz mı? Beyin ölümü gerçekleşmiş kişinin kalbini koruyabilmek çok önemli. Kalp nakline kadar dört, en fazla altı saat vaktiniz var. Başımızdan geçen bir olayı anlatayım. 200 defa kalbi durmuş ama hayata da çok bağlı genç, pırıl pırıl bir hastamız vardı. Kalp artık işlevini kaybetmiş, sırf yağ dokusu olmuş ve kasılamıyor, kalp pilleri de hastayı çok rahatlatmıyor, nakil şart. Hastaya uygun kalp arıyoruz. Bir sabah haber geldi, Çerkezköy’de uygun kan grubuna ait kalp var diye. Böyle bir durumda bir ekip kalbe yetişmeye çalışıyor; bir ekip de ameliyat masasındaki hastayı hazırlıyor. Sağlık Bakanlığı’nın bize sağladığı helikopterle gidip kalbi alıp geleceğiz. Derken tam kalkacağız bir telefon; “hocam kalp durdu. 10 dakikadır kalp masajı yapıyoruz.” Artık masaja girmiş bir kalpten hastaya hayır gelmez. Çok üzüldük, düşünüyorum bunu hastaya nasıl söyleyeceğiz diye. Hastanın göğsü açılmış, ameliyat masasında bekliyor; biliyor musunuz arabaya bindik, hastaneye dönemeden Alman Hastanesi’nden bir telefon, tam bizim hastamıza göre bir kalp var. Aynı gün, aynı kan grubundan iki kalp bulabilmek neredeyse imkânsız. REHABİLİTASYON ŞART >> Hocam, ne büyük bir heyecan bu, siz nasıl dayanıyorsunuz? Sizin gibi bir kalp cerrahı kalbini nasıl koruyor? - Sevgiyle... Bu anlattıklarım hayatın bizden isteği. Bu heyecanın sonundaki mutluluk para-pulla ölçülemez. Sevgi önemli, ailem önemli, inandığım işi yapmak önemli, bir canı hayata bağlamak önemli. Ama başka şeyler de var. Beslenme, sağlıklı yaşam, spor gibi... Bu bilinç 6 yaşında başlamalı. >> Hocam son olarak, by-pass ya da diğer kalp ameliyatları insanın mizacını değiştirir mi? - Bu çok tartışılan, ilginç bir konu. Bunun çok zayıf tıbbi bir altyapısı olabilir. Entelektüel hayatta önemli değişiklikler olmasa da çok ince matematik hesapları yapma hızında azalmalar görülebiliyor. Ama kişilik unsurlarında değişim ölçülmemiş. Bazen hasta yakınları hastanın asabileştiğini söylüyorlar. Bu doğru olabilir. Ama durum tamamen psikolojik. Hasta daha önce ölümle hayat arasındaki çizgiye hiç bu kadar yaklaşmamış. Olayın içindeyken bunu fark etmiyor; fakat zamanla yaşadıklarını düşünmeye başladıkça ruhsal bir çöküntüye giriyor. Aslında ülkemizdeki en büyük eksiklerden biri de kalp ameliyatlarından sonraki rehabilitasyon. İnsanlar kalp ameliyatı olup yarım insan olacağım diye düşünüyorlar, ben onlara aslında şu an yarım insansınız, ameliyatla tam olacaksınız diyorum.. Bu durumda bir psikologdan destek almak faydalı olacaktır. “DeBakey’e üç saat dil döktüm” Türkiye’de kalp cerrahisinin gelişmesinde büyük katkısı bulunan Süha Hoca, bu konudaki çalışmaları şöyle anlattı: “Dünyaca ünlü cerrah Dr. DeBakey kalp pompasını insanda ilk defa Viyana’da 1998 yılında denedi ve Avrupa’da sadece 5 ülkeye kullanma yetkisi verildi. Bizi başlangıçta umursamadılar bile. 2000 yılında Manhattan’da Hilton Otel’in lobisinde DeBakey’e üç saat dil döktüm ve bizi de portföylerine aldılar. Kalp nakline kadar hastanın yaşayabilmesi ve kalp nakli yapılamayan hastalarda da uzun süreli hayat imkanı sağlamak amacıyla kullanılan bu kalp pompasını, Dr.DeBakey’in özel izniyle Türkiye’ye getirdik. Sonra, Türkiye Yapay Organ Derneği’ni kurdum ve fahri başkan olarak kendisini Türkiye’ye davet ettim. Fakat sağlık problemleri nedeniyle gelemedi. Ama yardımcısı George Noon’u gönderdi. Bu pompanın Türkiye’de yapılabilmesi için başlattığımız çalışmadan zaten bahsettim. O çalışmamın etkisiyle Bedrettin Dalan ilk defa bir doçente bölüm başkanlığı vermiş oldu. Şimdi hem Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Baskanlığını, hem de Türkiye Yapay Organlar ve Destek Birimleri Derneği yönetim kurulu başkanlığını yürütüyorum...” Kalp sağlığı için TAVSİYELER Prof. Dr. Süha Küçükaksu, “Öncelikle kolesterolün kontrol altında tutulması gerekiyor. Burada protein-karbonhidrat dengesi çok önemli. Her şeyi yiyeceğiz, ama yakacağız. Spor hayatın bir parçası olmalı. Temiz hava ve bol su içmek de çok önemli. Ruh sağlığına dikkat etmeli. Genç yaşlarda alınan sorumluluk, stres, yorucu iş hayatı genç kalp krizlerini arttırdı. Kahvaltı etmeden evden çıkmam, üç ana öğünü atlamamaya çalışırım ve meyvelerle ara öğünler yaparım. Balık ağırlıklı beslenmek de çok faydalı. İnsan sağlığına en zararlı şeylerden birisi de sigara... Sigara yasağı yapılabilecek en doğru işti. Çok destekliyorum. Pasif içicilik çok daha zararlı. Yaptığımız anjiyolarda bir sigaranın bile damarlarda sebep olduğu büzülmeyi, spazmı görebiliyoruz. Ölüm sebepleri içinde kalp ve damar hastalıkları baş sırada. Bu hastalıkların da en temel sebebi sigara... Yeşil çay, faydası ispatlanmış çok iyi bir antioksidan. Günde 2 fincan içilmesinin faydasına inanıyorum” diyor...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT