BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İçinde bir yangın vardı...

İçinde bir yangın vardı...

Neden sonra açıldı kapı. Kıvırcık saçlı bir adamdı karşılarında kendilerini karşılayan. Siyah, kalın çerçeveli gözlükleri vardı. Kolunda bir iğnelik takılı, boynunda da bir mezura vardı.



Neden sonra açıldı kapı. Kıvırcık saçlı bir adamdı karşılarında kendilerini karşılayan. Siyah, kalın çerçeveli gözlükleri vardı. Kolunda bir iğnelik takılı, boynunda da bir mezura vardı. - Ne istediniz kardeşim? Seher dudaklarını ıslattı diliyle. Gülümsedi: - Şey, kızımı getirmiştim, iş için... Bir arkadaş haber vermişti de... Adam yukarıdan aşağıya süzdü Şehnaz’ı. Genç kız mahcup bir tavırla önüne bakıyordu. - Gelin bakalım. İçeri girdiler. Geniş bir salondu içerisi. Yaklaşık on tane kız sıra sıra konmuş makinelerin başında oturmuş, durmadan bir şeyler dikiyorlardı. Adam yan taraftaki masanın başına geçti: - Hiç dikiş biliyor mu? Atıldı Seher: - Bilir. Kendi elbiselerini kendi diker hep. - Öyle değil hanım, makine kullanıyor mu? Seher’in omuzları düşüverdi. Yalvaran bir ses tonuyla cevap verdi: - Bilmiyor ama çabuk öğrenir beyim, bir göstersen... Adam kaşlarını kaldırdı, sıkılmış gibiydi. Uzun parmaklarını masaya vurdu: - Tamam tamam, bakarız. Becerirse yapar. Haftada on milyon, yemek, yol size ait. Sigorta falan yok. Başını salladı kadın. - Tamam, kabul... Ne zaman, yani kaçta gelecek? Kayıtsız bir tavırla mırıldandı: - Sabah dokuzda burada olacak. Akşam altıda çıkar. İş çok olursa mesai yapar, mesai saati ücreti beş yüz bin lira. O zaman dönüş için yol parası da veririm. Şehnaz sevincinden ellerini çırpacaktı kendisine engel olmasaydı. Göz ucuyla diğer kızlara baktı. Hepsi kendi akranıydı. Onlar da Şehnaz’ı süzüyor, kendi aralarında kıvırcık saçlı adama göstermeden konuşuyorlardı. Hepsinin yüzünde bir gülümseme vardı. Seher dikkatle inceledi atölyenin içini. Çaresiz itti kızını arkasından: - Anlaştık beyim, al, başlasın şimdi... Adam eliyle boş makinelerden birini işaret etti: - Geç şuraya... Şu önlüğü giy sırtına... Kızlardan birine döndü: - Leyla, sen göster yeni arkadaşa nasıl kullanacağını, ne yapacağını. Seher içini çekti. Kaşıyla işaret etti kızına: “Ben çıkışta seni beklerim aşağıda.” diye fısıldadı Çekip gitmekten başka çaresi kalmamıştı. İçinde bir yangın vardı. İyi mi etti, kötü mü etti bilmiyordu. Reşat sağ olsaydı kızını böyle tanımadığı yerlere emanet edip bıraktığı için dünyasını karartırdı. Kendi kendine söylendi: -Kadın başıma nasıl çıkacağım bu hayat kavgasından ben! Yol boyunca yürüdü. Geçtiği yerleri bellemeye çalışıyor, dönüşte kaybolmamak için kendince işaretler koyuyordu gözleriyle. Akşama kadar dolandı, iskelenin oraya inip parkta oturdu uzun süre. Denize bakarak düşündü. Oğlunu, kocasını, hatta anasını, babasını... Hayatı film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. İskelenin yanında balıkçıları görünce içi titredi. Bir acı şahlandı içinde. Reşat’ın hep kendisine balık-ekmek yedirmek istediği gelmişti aklına. İstanbul denince onun aklına gelen şeydi bu. Acıyla gülümsedi gözleri balıkçılara takılı: - Eh, koca Reşat, geldim işte İstanbul’a... Balığı da kendisinin olsun ekmeği de... Bana oğlumu geri versin yeter!.. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT