BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Unuttuğumuz vatan Cuvasıstan-1-

Unuttuğumuz vatan Cuvasıstan-1-

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte asırlardır irtibatımızın kesik olduğu birçok Türk ülkesiyle yeniden kavuşma imkanı bulduk. İşte bunlardan birisi de Çuvaşistan. Rusya Federasyonu’nun Avrupa kısmının ortasında bulunan, Çuvaş Türkleri’nin yaşadığı bu güzel ülke, asırlardır İdil Nehri’nin hürriyet rüzgarlarıyla besleniyor.



İdil’den beslenen kardeş Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte asırlardır irtibatımızın kesik olduğu birçok Türk ülkesiyle yeniden kavuşma imkanı bulduk. İşte bunlardan birisi de Çuvaşistan. 9. Dünya Türk Gençleri Kurultayı’nın Çuvaşistan’ın başşehri Şubaşkar’da yapılacak olması, bizim de yolumuzu bu Türk ülkesine düşürdü. Ruslar’ın Volga, bizim ise İdil adını verdiğimiz nehrin kenarında yer alan, 18 bin 300 kilometrekare yüzölçüme sahip Çuvaşistan’a, Türk Ocakları tarafından tutulan özel bir uçakla gideceğiz. Dünya Türk Gençler Birliği’ne mensup yaklaşık 60 kişiyi taşıyan uçağa Esenboğa Havalimanı’ndan biniyoruz. Ruslar’ın Çeboksarı, Çuvaşlar’ın ise Şubaşkar dedikleri başşehre, yaklaşık 3.5 saatte varıyoruz. Hepimizde heyecan doruk noktada. İlk defa Türkiye’nin başşehri Ankara’dan kalkan bir uçak, Çuvaşistan’ın başşehri Şubaşkar’a iniyor. Gümrükte tepeden tırnağa aranıyoruz. Çantalarımız önce kurt köpeklerine koklattırılıyor. Sonra elektronik makinalardan çanta ve valizlerimiz geçiriliyor. Tabii ki öyle hemen geçmek yok. Yetmedi bir de çantalarınız açtırılıyor. Eşyalarınız tek tek arandıktan sonra, yanınızda kitap veya dergi varsa yandınız. Bir de onların incelemesi başlıyor. Eğer buradan da iyi not almışsanız, sıra deklarasyona geliyor. Deklare kağıtları Rusça ve Kril alfabesi ile anlamamız mümkün değil. İşte bu noktada Türkiye’de öğrenim gören Çuvaş gençler imdadımıza yetişiyor. Bütün heyetimizin deklare kağıtlarını tek tek dolduruyorlar. Eğer birkaç dolar eksik veya fazla yazdıysanız vay halinize. Çünkü cebinizdeki paralar son kuruşuna kadar saydırılıyor. Yolunuz birgün Çuvaşistan’a düşerse siz siz olun, paranızı kuruşuna kadar sayın ve yazın. RAHATSIZ OLDULAR İşte bütün bu gümrük macerasını sabırla tamamladığınız takdirde, savaşı kazanmış bir kahraman edasıyla dışarı çıkabilirsiniz. Bu gümrük işlemlerini yadırgamamanız lazım. Çünkü, Çuvaşistan Rusya Federasyonu’na bağlı özerk bir cumhuriyet. Rusya, Dünya Türk Gençler Birliği’nin Kurultayı’ndan rahatsız. Onun için her güçlüğün çıkması normal..Yaklaşık 5.5 saat süren bu maceranın ardından bütün yorgunluğumuzu atacak bir sürprizle karşılaşıyoruz. Milli kıyafetli Çuvaş kızları, tuz ve ekmekle karşılıyor bizleri. Bir yandan da halk oyunları ekipleri gösteriler yapıyor. Karşılamaya gelenler arasında, Türk Halkları Asamblesi eski Başkanı Viecislav Timofeyev, Çuvaş Milli Kongre Basın İşleri Koordinasyon Başkanı İlya İvanov gibi eskiden tanıdığım çok değerli insanlar da var. Gümrükteki uygulama ile milletin sevgisi.. İşte iki farklı yüz, iki farklı karşılama. Otobüslere binerek, kalacağımız Çuvaşya Sanatoryumu’na hareket ediyoruz. Şoförün hemen arkasında asılı olan Lenin resmi dikkatimizi çekiyor. Çökmüş, yok olmuş bir rejimin müzelik eşyaları gibi duruyor, asıldığı yerde. Sanatoryumda yerlerimiz ayrılmış. Anahtarlarımızı alıp asansöre biniyoruz. Her asansörde görevli var. Bizi gideceğimiz kata onlar götürüyor. Hatta, on kişilik asansörlere 5 de sandalye konulmuş. Anlaşılan uzun (!) yolculuğumuzda yorulmamız istenmiyor. Konfor bununla da bitmiyor. Asansöre konulmuş bir büyük teypten müzik dinleme imkanımız da var. ŞAMAN TEPESİ Kaldığımız sanatoryum, hemen Şaman tepesinin yanında.. Bu tepeye Çuvaşlar Keramet Tepe (Kiremet) diyorlar. Büyük bir ağacın etrafı ağaçtan çitlerle örülmüş.. Şamanlar dilek tutup ağaca çaput bağlıyorlar. Şaman tepesinde çitlerin köşesinde tahtadan at, geyik gibi çeşitli hayvanların kafaları yapılmış. Ayrıca, İdil nehrinin muhteşem manzarasına dalıp gidiyorsunuz. Otelimizin birinci katı lokanta.. Kahvaltı için indiğimizde bizi tatlı bir sürpriz bekliyor. Tatlı diyorum, çünkü rendelenmiş havuçlara, turplara şeker katılmış. Tadı bizim damak zevkimize pek uymuyor. Peşinden, kırmız renkli çorba geliyor. Lahana çorbası. Peşinden bir tas dolusu pilav ve et. Biz tabii sabah kahvaltısında ağır yemeklere alışık olmadığımız için, tereyağ ve peynirle yetiniyoruz. İyi pişmiş, lezzetli ekmeklere tereyağı sürdüğünüzde başka hiçbirşey aramıyorsunuz. Her derdin ilacı gördüğümüz çaylarımızı yudumlayarak güne başlıyoruz. DEVAM EDECEK
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT