BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > HU’VEL BÂKİ...

HU’VEL BÂKİ...

Ramazan-ı mübârekte iştiyakla kabirlere koşuluyor. Enbiyâ, evliyâ, şühedânın, ecdâdın ruhlarına, okunanlar hediye ediliyor. Ölüm hatırlanıp, toprak şefkatle sulanıyor.



Ramazan-ı mübârekte iştiyakla kabirlere koşuluyor. Enbiyâ, evliyâ, şühedânın, ecdâdın ruhlarına, okunanlar hediye ediliyor. Ölüm hatırlanıp, toprak şefkatle sulanıyor. KARACAAHMET EYÜP MEYYİT NASIL ZİYARET EDİLİR? Kabir yanına gelince, önce selam verilir. Kabrin sağ yanına, yani kıble tarafına, ayak ucuna yakın durulur. Tanıdığı gibi, şeklini, suretini hatırına getirir. Euzü ve besmele ile bir Fatiha ve 11 İhlas okur. sevabını, Resulullah efendimizin, bütün Peygamberlerin, Eshab-ı kiramın, Silsile-i Aliyye’nin, Evliya-i izâmın ruhlarına ve bu zatın ruhuna hediye edilr... Osmanlı’da kabir ziyareti belli başlı erkâna ve usüle tabiydi. Ziyaretçi diğer meyyitlerin kabirleri üstüne basmadan gitmek istediği meyyite ulaşmalı, erkekler türbedeki merkadin ayak ucunda durur, kadınlar türbenin dışında daha uzak bir mahalden dualarını okurlardı meyyitin ruhuna hediye ederlerdi. (Bez, ip bağlamak hurafedir) Bilhassa Arabi ayların ilk Cuma günleri, Kadir gecesi başta olmak üzere bütün kandil geceleri, arefe günleri, bayramlarda kabir ve türbe ziyaretleri ayrı bir önem arzediyor. Akraba, dost ve evliyânın kabirleri ziyaret edilip, Fatihâlar, Yâsinler ve İhlas-ı Şerifler okuyor ve enbiyânın, evliyânın, şühedânın, Ehl-i sünnet alimlerinin, abâ ve ecdâdının ruhlarına hediye ediyor. Kabirler tadil ve tamir ediliyor. Toprak şefkatle ve ibrikle sulanıyor. Ecnebi tarihçilerin “Mezarşehir” olarak hatırlattığı Eyüp Sultan kandiller ve bayramlarda insanlarla dolup taşıyor. Kırmızı kurdelalı, baştan aşağı beyaza bürünmüş gelinler, grantuvalet damatlar, padişah kıyafetlerine bürünmüş sünnetlik çocuklar, kırkını doldurmuş bebekler, iş ve hanım arayan delikanlılar, bir himmete muhtaç garipler, renk renk semâya kalkan avuçlar, ‘toprak altındaki mübarek zatları vesile ederek’, ‘Allahü teala’ya niyaz ediyor!’ ÖLÜM HAYATIN KENDİSİ Ölümü hatırlamak ve ölüden ibret almak, salihlerin, velilerin kabrlerinden bereketlenmek, mübarek kimseleri vesile ederek Allahü teala’ya yalvarmak faziletli bir iş olarak yerine getiriliyor. Âlemlerin uğruna yaratıldığı, hep doğru söyleyici Peygamber Efendimiz Muhammed Aleyhisselam’ın, ‘meyyiti ziyaret’ ile ilgili müjdeleri müminleri heyecanlandırıyor. Hadis-i Şerif’lerde: (Ana-babasının veya ikisinden birinin kabrini her Cuma günü ziyaret edenin günahları afv olur. Haklarını ödemiş olur) ve (Bir kimse, kabristandan geçerken, onbir kerre İhlâs süresi okuyup sevabını meyyitlere hediyye ederse, kendine ölüler adedince sevab verilir) buyuruluyor. ÜZÜM İSTEYEN ASMAYA... Üzüm isteyen, asmadan koparır. Erik ağacına gitmez. Su isteyen, kaynağına gider. Buğday isteyen, tarlasını sürer. Çocuk isteyen, evlenir. İlaç isteyen, doktoruna başvurur. Bakkala, avukata gitmez. Kalbin gıdasını, ruhun temizliğini isteyen de, Evliyanın kalbine, ruhuna başvurur. Allahü teâlâ, bu nimetlerini, Evliyanın kalbinden gönderir. Her şeyi yaratan, gönderen, yalnız Allahü teâlâdır. Büyük âlim Seyyid Abdülhakim-i Arvasi hazretleri buyuruyor ki: “Bir zatın kabrini ziyaret eden kimse, dünya işlerini hiç düşünmeyip, kalbine hiçbir şey getirmeyip, o zatın ruhunu, his organları ile anlaşılamayan bir nur farz edip, bunu kalbinde bulundurursa, o ruhtan, kalbine bir şeyler akmaya başlar. Çünkü, evliyânın ruhları, feyzlerin kaynağıdır. Kaynağı kalbine koyan, bunun feyzine, nimetine, bilinmeyen ihsanlarına kavuşur. Ruhu kuvvetlenir, olgunlaşır. ESKİ RAMAZANLAR İşte bu şefkat gemisidir > M.Kurtbay Önür kurtbay.onur@tg.com.tr Vaktiyle Müşfik isimli bir zat vardı. Sarhoşluğu, geçimsizliği, kavgacılığı yüzünden kimse tarafından sevilmezdi. Müşfik sokakta gördüğü kedilere yemek verir. Yağmurda ıslanmamaları ve üşümemeleri için bahçesindeki, loş anbarda saman üzerine taşırdı. Kedilerle uyur onları sever ve ısıtırdı. Hayvancağızlar buncacık sevgiden memnun kalırdı. Kimsenin kapı açmadığı, iş vermediği Müşfik, keder ve elem çokluğundan hasta olup yatağa düştü. Her geçen gün ağırlaşan delikanlının, bu hali biçâre annesini hüzne gark etti. Ölüm hali yaklaştığında Müşfik bir rüya gördü. Rüyada kıyamet kopmuştu. İnsanlar hesap vermek üzere Arasat (mahşer) meydanına sevkediliyordu. Güzel elbiselerle oturanları gördü. Onların yanına yaklaşmak istedi. - “Sen burada oturamazsın, bizden değilsin!” dediler. Biraz yürüdükten sonra bir başka nurlu bir cemaat gördü. Tam yaklaşırken onlar da; - “Git kendi denginle otur!” dediler. Mukâdder ve me’lûl bir şekilde gidip birkaç günahkârı buldu. Hepsinin gözü yaşlıydı. Çok geçmeden altından mâmul gemiler geldi. Salihleri, abidleri, zahidleri, cömertleri aldı götürdü. Sahilde boynu bükük günahkârlar kaldı. Üzgün bir halde bekleşirken yakut ve zümrütten yapılma gemi yaklaştı. -Buraya geliniz! diye seslendiler. Müşfik, “Siz başkasını arıyorsunuz, biz günahkârız!” diye cevap verdi. Ancak gemiden şöyle bir nida işitildi. - İşte bu rahmet ve şefkat gemisidir. Boynu bükük, gözü yaşlılar bu gemiye binsinler” heyecanla koşup gemiye bindiler. Müşfik gözlerini açtı. Bu rüyanın işaret olduğunu, vefât edeceğini anladı. Annesini çağırıp, - Kıymetli annem, hakkını helat et!.. Beni kabristana gömme. Evime göm. Dirilere çok çektirdim. Bari ölülere çektirmeyeyim!.. diye gözyaşları içinde tövbe istiğfar edip son nefesini verdi. Aynı gün gecesi, annesi ve bütün şehir halkı defaatle, aşikâre şu rüyayı gördü. Müşfik yemyeşil bahçelerde, tahtlar üzerinde geziyordu. Alnında nurdan bir yazı var idi: “Günahını itiraf edip, eziklik içinde kıvranıp, Allah indinde derece alan bir kuldur” Ardından bir nidâ duyuldu. “Ey Müşfik! Celalim hakkı için, seni ve cenazende bulunanları bağışladım!..” Hadis-i Şerif Tevbe eden kimse, hiç günah işlememiş gibi olur. GÜNÜN SÖZÜ “Her zilletin elbette, bir izzet var içinde Seyret çerh-i Kenanı ne devlet var içinde” Şeyh Galip Sıkıntıdan kurtulmak için “Bismillahillezi lâ yedurru me’asmihi şey’ün fi’l-erdi ve lâ fi’s-semâi ve hüve’s-semî’ul-alîm” dualarını okur.(üç defa) (Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’ın ismi anıldığı zaman zarar veremez. O her şeyi işiten ve bilendir). “Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü minez-zâlimîn” (Senden başka ilah yoktur. Seni tesbih ederim. Şüphesiz ben nefsime zulmedenlerden oldum) (40 defa) MANİDAR MANİDAR Eski cami direk ister Söylemeye yürek ister Benim karnım tok ama Arkadaşım börek ister NEFİSE NİNENİN İFTAR SOFRASI Doldurmuş gibi olmayalım ama... DOLMA Dünkü yazımıza tepkiler geldi. Gençler “neden her şeyi mevsiminde yemek zorundaymışız” diyorlar. Eh onlar arkadaşlarının üçte ikisini kaybetmedikleri için kanser denilen illetten korkmuyorlar. Hormonlu gıdaların insan bünyesine nasıl zarar verdiğini uzmanlar anlatıp duruyor, o konuya girmeyeceğiz yalnız şunu söyleyeyim sebzeleri sadece mevsiminde yemek zorunda değilsiniz. Zira önünüzde konserve gibi sağlıklı bir yol var. Dahası güneydoğulular bamya, patlıcan ve biberleri kurutuyorlar ki becerikli hanımlar onlardan nefis yemekler yapıyor. Patlıcan ve biber dolmasında iç, bildiğiniz gibi hazırlanıyor. Soğan dolması da müthiş bir lezzet haşlanmış soğanları kat kat çıkarıp içine harcı koyuyorsunuz. Nar ekşisi kullanmayı unutmuyorsunuz bu arada. Hatta sumak! İşin sırrı orada, olmazsa olmaz. Zeytinyağını inmeye yakın gezdirin üstüne, kokusu kaçmaya...Enzimleri de zayi olmaz bu arada... Bunlar soğuk faslı tabii, ara yemekten sayılıyorlar. Peki sıcak ne olsun? Bence etli bezelye! Havuç ve patates de doğruyorsunuz, vaktiniz varsa sürün fırına! BİR LEZZET Zeytinyağlı kuru patlıcan ve biber dolması HAZIRLANIŞI: Pirinci iyice yıkıyorsunuz. Diğer bütün malzemeyi incecik doğrayıp pirince ilave ediyorsınuz. Salçayı, tuzu karabiberi, zeytinyağını da ilave edip elinizle sıka sıka iyice karıştırıyorsunuz. Acı seviyorsanız pul biber de ilave edebilirsiniz. İç malzeme hazır olunca önceden hazırladığınız patlıcan ve biberlerin içine biraz bastırarak dolduruyorsunuz. Pirinçler pişince şişeceği için ağzına kadar doldurmayın, biraz aşağıda kalsın. Hazırladığınız dolmaları tencereye yerleştirin. Üzerini 2-3 parmak geçecek kadar sıcak su ilave edin. Üzerine ısıya dayanıklı bir tabak kapatın. Kaynadıktan sonra altını kısıp 45 dakika pişirin. Yarım saat kadar dinlendirdikten sonra servis yapın. Bu dolma içini diğer tüm dolmalarınızda kullanabilirsiniz. MALZEMELER: > Yarım demet maydanoz > Yarım demet dereotu > Yarım demet nane > 4-5 sap taze soğan > 2 adet ortaboy kurusoğan > 2 adet domates > 1’er tatlı kaşığı domates ve biber salçası > Bir buçuk çay bardağı zeytinyağı > Bir buçuk su bardağı pirinç > 1 tatlı kaşığı tuz > 1 çay kaşığı karabiber > 4-5 diş sarımsak > 1 yemek kaşığı nar ekşisi NİÇİN MÜSLÜMAN OLDULAR Dr. Benoist (FRANSIZ) [Ali Selman] Ben bir doktorum ve koyu Katolik bir aileye mensubum. Fakat doktorluğu meslek olarak seçmem ve pozitif ilimlerle meşgul olmam, bende Hıristiyanlığa karşı büyük bir nefret uyandırmıştı. Evet, büyük bir Hâlık [yaratıcı] vardı ve ben de Ona, yani Allahü teâlâya inanıyordum. Fakat Hıristiyanlığın, bilhassa Katoliklerin bu büyük yaratıcı etrafında meydana getirdikleri türlü türlü garip ilahlar, oğullar, Rûh-ul-kudsler, İsa aleyhisselâmın Allah’ın oğlu olduğunu ispat için akıl almaz uydurmalar ve daha bir takım hurafeler, ayinler, türlü türlü merasimler, beni Allahü teâlâya yaklaştırmıyor, aksine Ondan uzaklaştırıyordu. Ben, bir tek Allah’ın varlığına inandığımdan, hiçbir zaman teslisi (üç tanrıyı) kabul etmedim ve İsa aleyhisselâmı hiçbir zaman Allah’ın oğlu olarak tanımadım. Demek oluyor ki, ben daha İslamiyet’i tanımadan evvel, Kelime-i şehâdetin yarısı olan (Lâ ilahe illallah) kısmını çoktan kabul etmiştim. İslam dini ile meşgul olmaya başladığım ve Kur’ân-ı kerîmde rast geldiğim meâl-i şerîfi, (Söyle ki, Allahü teâlâ birdir, doğmamıştır ve doğurmaz ve Ona benzer hiçbir varlık yoktur) olan İhlas süresini okuduğum zaman, (Aman Allah’ım, işte ben tam buna inanıyorum) dedim ve içimde büyük bir ferahlık duydum. İslâmiyeti inceledikçe, bu dinin benim düşüncelerime tamamen uygun olduğunu hayret ile görüyordum. İslâmiyet, din adamlarını, hatta Peygamberleri “aleyhimüssalevât” bizim gibi insanlar olarak kabul ediyor, onlara ilahlık vasfı vermiyordu. Hele, bir papazın günahları affedebileceğini, asla kabul etmiyordu. Hıristiyanlıkta, Hıristiyan dinine girerken ve ayinlerde İsa aleyhisselâm ile, haşa ‘Tanrı’ ile birleşebilmek için papazın İsa’nın eti diye verdiği ekmeği yemek ve kanı diye verdiği şarabı içmek gibi ayinlerin, puta tapan en iptidai kavimlerin bir adeti olduğunu görüyor ve bunlardan nefret ediyordum. Artık kararımı vermiştim. 1953 senesinde Paris camiine giderek orada müftü efendinin ve şahitlerin huzurunda İslam dinini resmen kabul ettim ve Ali Selman ismini aldım. Gönüller Sultanı YUNUS EMRE BÜYÜTMEK İÇİN TIKLAYIN Gönüller Sultanı YUNUS EMRE BÜYÜTMEK İÇİN TIKLAYIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT