BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Eshâbımın hiçbirine dil uzatmayınız!”

“Eshâbımın hiçbirine dil uzatmayınız!”

Eshâb-ı kirâmın her birini sevmemiz, hepsine saygı göstermemiz lâzımdır. Aralarında yaptıkları muhârebeleri, Allahü teâlânın emrini yerine getirmek için yaptıklarına inanmalıyız...



Peygamber efendimizi Peygamber iken bir ân gören, eğer âmâ ise, bir ân konuşan, büyük, küçük her mü’mine Sahâbî denir. Birkaç tânesine Eshâb veyâ Sahâbe denir. Bütün islâm âlimleri, ittifak hâlinde; “Eshâb-ı kirâm Peygamberlerden ve meleklerden sonra mahlûkların, yaratılanların en efdali, en üstünüdür” buyurmuşlardır. Resûlullah efendimizi bir kerre gören bir Müslümân, görmeyenlerin hepsinden kat kat dahâ yüksektir. Eshâb-ı kirâm, Şâm’a girince, bunları gören Hıristiyanlar; “Bunlar, Îsâ aleyhisselâmın havârîlerinden dahâ yüksektir” demişlerdir. İslâm âlimlerinin büyüklerinden olan Abdullah ibni Mübârek hazretleri; “Resûlullah efendimizin yanında giderken hazret-i Mu’âviyenin bindiği atın burnuna giren toz, Ömer bin Abdül’azîzden bin defa dahâ üstündür” buyurmuştur. “ALLAHÜ TEÂL ONLARDAN RAZI...” Eshâb-ı kirâmın üstünlükleri âyet-i kerîmelerde de bildirilmiştir. Sûre-i Tövbede meâlen; (Mekke-i mükerreme ehâlîsinden olup, Medîne-i münevvereye hicret eden Sahâbe-i kirâmdan ve iyilikte onların izinden gidenlerden, Allahü teâlâ râzıdır. Onlar da, Allahü teâlâdan râzıdırlar. Allahü teâlâ onlara Cennetler hâzırlamıştır) buyuruluyor. Peygamber efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde buyuruyor ki: (Eshâbımın hiçbirine dil uzatmayınız. Onların şânlarına yakışmayan bir şey söylemeyiniz! Nefsim elinde olan Allahü teâlâya yemîn ederim ki, sizin biriniz Uhut Dağı kadar altın sadaka verse, eshâbımdan birinin bir müd arpası kadar sevâb alamaz.) Sadaka vermek ibâdettir. İbâdetlerin sevâbı niyyetin temizliğine göredir. Bu hadîs-i şerîf, Eshâb-ı kirâmın kalblerinin ne kadar çok temiz olduğunu göstermektedir. İslâm âlimlerinin büyüklerinden olan Ahmed ibni Hacer Heytemî hazretleri zamânında, Hindistân’da âlimler, velîler çok olduğu hâlde, kalbleri kararmış, menfaât ve hırs ile bozulmuş olan bazı kimseler, Eshâb-ı kirâma dil uzatıyor ve işi edebsizliğe kadar götürüyorlardı. O zamânın âlimleri, bu sapıkları susturmak için toplanarak, İbni Hacer hazretlerine başvurdular. Bu da, Sahâbe-i kirâmın üstünlüklerini, iki büyük kitâp yazarak delîlleri ile bildirdi. Bunlardan Savâ’ik-ul-muhrika kitâbındaki hadîs-i şerîfte buyuruluyor ki: (Allahü teâlâ, beni insanların en asîlzâdesi olan Kureyş kabîlesinden seçti ve bana insanlar arasından en iyileri arkadaş, sâhib olarak ayırdı. Bunlardan birkaçını bana vezîrler olarak ve dîn-i islâmı, insanlara bildirmekte, yardımcı olarak seçti. Bunlardan ba’zılarını da eshâr olarak, yani zevce tarafından akrabâ olarak ayırdı. Bunları seb edenlere, iftirâ edenlere, söğenlere Allahü teâlânın ve bütün meleklerin ve insanların la’neti olsun! Allahü teâlâ, kıyâmet günü, bunların farzlarını ve sünnetlerini kabûl etmez.) RESÛLULLAH İLE AKRABA OLANLAR... Hazret-i Ebû Bekir ve hazret-i Ömer, Peygamber efendimizin hem vezîrleri, hem de eshârı idi. Çünkü Resûlullah efendimizin hanımlarından hazret-i Âişe’nin babası hazret-i Ebû Bekir ve hazret-i Hafsa’nın babası da hazret-i Ömer’dir. Peygamber efendimize kızlarını verenler eshârdan olduğu gibi, Resûlullah efendimizin kızları ile evlenenler de, aynı şekilde akrabadırlar. Bu sebeple bunların hiçbirine dil uzatılmaz. Zira Peygamber efendimiz; (Eshâbımın, akrabâmın ve bana yardım eden, gösterdiğim yolda gidenlerin sevgisinde benim hakkımı koruyunuz! Onları sevmek sûretiyle benim Peygamberlik hakkımı koruyanları, Allahü teâlâ, dünyâda ve âhirette belâlardan, zararlardan korur. Benim Peygamberlik hakkımı düşünmeyerek, onları incitenleri, Allahü teâlâ sevmez. Allahü teâlânın sevmediği kimselere azâb etmesi pek yakındır) buyurmuşlardır. Netice olarak, Eshâb-ı kirâmın her birini sevmemiz, hepsine saygı göstermemiz lâzımdır. Aralarında yaptıkları muhârebeleri, Allahü teâlânın emrini yerine getirmek için yaptıklarına inanmak lâzımdır. Zira bu muhârebelere katılanların hiçbirinde makâm, şöhret, para hırsı yoktu. Hepsi âyet-i kerîmenin ve hadîs-i şerîfin emrini yerine getirmek gâyesinde idiler...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT