BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Irak’ta Türkmen gerçeği

Irak’ta Türkmen gerçeği

Avrasya Türk Dernekleri Federasyonu geçenlerde İstanbul’da bir panel düzenledi. Konu. “Kuzey Irak ve Türkmen Gerçeği” olarak tesbit edilmişti. Panele ben de davetliydim.



Avrasya Türk Dernekleri Federasyonu geçenlerde İstanbul’da bir panel düzenledi. Konu. “Kuzey Irak ve Türkmen Gerçeği” olarak tesbit edilmişti. Panele ben de davetliydim. Saffet Arıkan Bedük, Murat Sökmenoğlu, Celâl Adan, Halil Şıvgın, Mehmet Çiçek, Müjdat Yerlikaya ve Dr. Mehmet Atay gibi hatipler çok değerli beyanlarda bulundular. Ben de, yüreğimi kavuran birtakım gerçekleri ifade etmeye çalıştım: Irak Türkmenleri, Birinci Dünya Savaşı’ndan beri büyük zulümler altında yaşıyorlar. Son Osmanlı Meclisi, Musul ve Kerkük’ün Millî sınırlarımızın içinde olduğunu kabul ederek dağılmıştır. İlk Cumhuriyet Hükümetimizin de aldığı kararlardan biri, Musul ve Kerkük’le ilgiliydi. Mustafa Kemal Paşa da, bu eski Türkmen yurdunun Türkiye toprağı kalmasını istiyordu. Sonra araya İngiltere girdi. İngiltere, zengin petrol yatakları olan Musul ve Kerkük bölgesinin Türkiye’ye verilmemesi için “Şeyh Said İsyanı”nı hazırladı. Biz Şeyh Said gafilleriyle çarpışırken, İngiltere de Musul ve Kerkük’ü Milletler Cemiyeti kararıyla Irak’a bağlattı; sonra bölgenin bütün petrol kuyularının başına bağdaş kurup oturdu. Kerkük’te 1924, 1946, 1959 yıllarında büyük katliamlar oldu. Türkmenler, en vahşî usullerle şehit edildiler. Devletimiz Irak Türkmenleri’ne sahip çıkamadı. Çünkü büyük devlet politikamız yoktu. Hatta, bir zamanlar, Türkiye dışındaki soydaşlarımızla ilgilenmek, vatan ihaneti gibi büyük bir suç sayılıyordu. Peki ya halkımız ne düşünüyordu? Halkımızın Dünya Türklüğü hakkında hemen hemen hiçbir bilgisi yoktu. Kendisi de çok büyük ölçülerle Türkmen olduğu halde, millî sınırlarımızın dışında kalan Türkmenlerden habersizdi. Şimdi de habersizdir. Bu konuda birkaç resim çizmeme lütfen müsaade eder misiniz? 1959 Kerkük katliamından sonra, sanıyorum ki, ilk Kerkük Ağıtı’nı ben yazdım. 963 yılında Ankara’da Türk Ocağı Salonu’nda ilk Kerkük Gecesi’ni (İzzettin Kerkük’le ve merhum Necmettin Esin’le birlikte hazırlayarak) ben sundum. Tandoğan Meydanı’nda Kerküklü üniversite öğrencileriyle iki yıl aynı evde kaldım. Kırşehirli olan (Türkmen asıllı) mahalle bakkalımıza o iki yıl içinde bir türlü anlatamadım ki: “Birlikte kaldığım ev arkadaşlarım kat’iyyen Arap değillerdir. Onlar, özbeöz Türk’tü#ler. Onlara Arap demek yanlıştır.” Bakkal Recep efendi, anlattıklarıma kat’iyyen inanmadı. “Arap’ın içinden gelenler nasıl Türk olabilirlerdi?” Bu bakımdan o her defasında: -”Senin Araplar anahtar bırakmadılar” veya “Senin Araplar dediler ki” diye söze başlıyordu. Ben her defasında: -”Yahu Recep efendi onlar Arap değil! Senin gibi, benim gibi Türk onlar!” diye itiraz ediyordum, ama ne çare! Şimdi siz, bakkal Recep efendiye ve onun gibilere Kuzey Irak’taki Türkmen gerçeğini nasıl anlatabilirsiniz? Ziraat Fakültesi’nde, Tıp Fakültesi’nde okuyan oda arkadaşlarım zaman zaman bana gelip ağlamaklı bir sesle dert yanıyorlardı: -Bugün fakültede, hocamdan, bir bahsi açaklamasını istedim. Bana sordu: “Sen nerelisin bakayım?” dedi. -Kerküklüyüm efendim” dedim. Tekrar sordu: -Kelkitli mi? -Hayır efendim dedim Kerküklüyüm! Kelkit başka Kerkük başka! -Kerkük nerede be yahu? -Irak’ta efendim! -Peki sen ne zaman geldin Türkiye’ye? -Bir ay olmuyor efendim! 20-25 gün ya var; ya yok! -Peki Türkçe’yi nerden öğrendin sen? -Efendim Türkçe benim ana dilimdir. Ben Kerkük Türk’üyüm. Bizim evimizde Türkçe konuşulur. Anam da Türk’tür; babam da. Irak’ta iki milyondan fazla Türk var. Kerkük eski bir Türk şehridir. -Ya? Öyle mi? Allah Allah! Allah Allah! İlim adamımızla bakkal Recep efendi, Dış Türkler konusunda aynı kırattadırlar. Böylesi ilim adamlarımız mı Türkmen gerçeğine sahib çıkacaklardır? Oğuz Gökmen beyefendiyle aynı gazetede yazıyoruz. Onu Türkiye’de mutlaka siz de zevkle okuyorsunuzdur. Bir gece Türkiye Gazetesi’nde Genel Yayın Müdürlerimizden F. Kahraman’ın odasında belki on yazarımızın önünde anlattı; dedi ki: “Bir Irak seyahatinde, merhum Cumhurbaşkanımız Fahri Korutürk’ün yanında ben de vardım. Bağdat’a gittik. Türkmenler, Cumhurbaşkanımızla görüşmek istemişler. Irak Türkmenlerini temsilen bir grup, çıkıp kaldığımız yere geldi. Fahri Korutürk, heyete doğru yürürken birdenbire olduğu yere çakılıp kaldı. Sonra tekrar geriye dönüp Türkmenlerden kaçmak istedi. Çok şaşırdık. Acaba ne olmuştu da Cumhurbaşkanımız kararından vazgeçmişti? -”Görmüyor musunuz?” dedi. “Adamların elinde, koskocaman harflerle yazılmış eski Türkçe bir levha var. Türkiye laik bir ülkedir. Ben böyle bir heyetle nasıl görüşebilirim? İrticaya taviz veremem.” Oğuz Gökmen beyefendi devamla anlattı ki: -”Heyete yaklaşınca Türkmenler’in taşıdığı levhada eski Türkçe harflerle bir kıt’a yazılı olduğunu gördüm. Kerkük Türkçesi’nde kelime sonunda (n) harfi yoktur (n) yerine (v) harfi konulmaktadır. Geldin, gittin, gördün, aldın yerine: gelduv, getduv, görduv, alduv gibi. Türkmenler, son derece sanatkâr bir hattata, sedef harflerle şu çok mânidar kıt’ayı yazdırmışlardı: Hoş gelduv, sefâ gelduv Sen kef’ten kaf’a gelduv Ne men öldüm gurtuldum Ne sen insâfa gelduv.” Irak, dün olduğu gibi bugün de Lâtin alfabesini kullanmıyor. Bir duygunun eski harflerle ifadesi neden gericilik olsun? Laiklik Latin alfabesiyle mi mümkün? Demek merhum Cumhurbaşkanımız Korutürk, Irak Türkmenlerini gerici olarak düşünüyordu. Böyle bir Cumhurbaşkanına kim Türkmen gerçeğini anlatabilir? En büyük düşmanımız bilgisizliktir, taassuptur, cehalettir. Aydınlıklara çıkmadan Türkiye’nin de, Irak Türkmenleri’nin de çilesi devam edecektir.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 104322
    % -0.51
  • 5.4689
    % -0.19
  • 6.2114
    % -0.1
  • 7.2404
    % -0.35
  • 229.55
    % -0.22
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT