BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Evladımı kaybettim umudumu ASLA!..

Evladımı kaybettim umudumu ASLA!..

“Bir gün beklerken omuzuma biri dokunacak. Karayağız bir delikanlı. Onu zeytin gözlerinden tanıyacağım. ‘Ahmedimmm!’ diye haykıracağım. Sarılacağız, kucaklaşağız. ‘Annem bir daha hiç ayrılmayacağız!’ diyecek.”



KAYIP HAYATLAR -2- Cüneyt BİTİKÇİOĞLU - M.Kurtbay ÖNÜR 3.5 YAŞINDAKİ AHMET’İNİ KAYBEDEN BEYHAN HANIM: “Bir gün beklerken omuzuma biri dokunacak. Karayağız bir delikanlı. Onu zeytin gözlerinden tanıyacağım. ‘Ahmedimmm!’ diye haykıracağım. Sarılacağız, kucaklaşağız. ‘Annem bir daha hiç ayrılmayacağız!’ diyecek.” Kar yağıyor... Ama dağına göre... Yedi tepesi ayrı bir hikâye İstanbul’un... Sultanbeyli, Ümraniye, Çekmeköy, Şişli, Fatih kayıp ailelerinin izini sürerken, sıkıntılı saatler yaşadık. Çünkü sürekli kanayan ve bir türlü kabuk bağlamayan yaraları deştik. İliklerimize işleyen kışın dondurucu soğuğu, aslında iyi geldi. Niye mi?... Çünkü içimiz yandı... Her kapıda, onlarla ağladık, üzüldük, dua ettik. Anne Beyhan Tarı’yla Ümraniye’de bir yakınının evinde buluştuk. Halen gözleri yaşlı. Sanki Ahmedi yeni kaybolmuş gibi... ELBET BİR GÜN ÇIKIP GELECEK Ahmet’in ailesi 7 yıldır yavrularını her yerde bıkmadan usanmadan arıyor. BU NE BÜYÜK İMTİHAN! Beyhan Hanım sormadan başladı anlatmaya: - Ahmet 3.5 yaşında pıtı pıtı yürüyen, kumral güzeli, tombiş yanaklı, tatlı konuşan bir bebek. Şimdi ne haldedir kimbilir? Üşüdü mü, karnı aç mı, onu üzdüler mi ?.. Allahım oğlumu koru. Kurtbay kardeş Vallahi, dikkatli bir anneyim ben... Oğlumu sıkı takip ederim. Her şeyiyle ilgilenirim. Onunla konuşurum, dertleşirim... 2003 Mayıs’ının 30’uydu Cuma günüydü. Son ana kadar beraberdik oğlumla. Dairemiz hemen bahçeye bakar. O gün oğlum oynamak için öyle ısrar etti ki anlatamam. Kaybolmasına 20 dakika kala, komşunun oğlu ile dışarı çıkacaktı. - Abim top oynamaya gidiyoo. Noolur ben de gideyim Annemmm!” diye huysuzlandı. Ne olursa olsun!.. Dediğini yaptıran bir anneyim. İzin vermezdim. O gün nedendir bilmiyorum?.. Tutuldum. Dayanamadım, izin verdim. Güzelce giydirdim. Elinde tasosu vardı. Giderken döndü vedalaştı ufacık ağzıyla. - Anne ağlama pamammı geleceğim! dedi. - Allah’a emanet oğlum! dedim. Yanaklarını sıvazladım. Sarıldık. Öptüm kokladım. Kapı dışarı çıktı. Camdaydım. Bir ara mutfağa gittim, geldim. Ahmedimi bir daha göremedim. Allahım bana dayanma gücü ver! Hiç gücüm kalmadı. İsyan etmeme izin verme! (gözlerini sildi ve yutkunarak;) Apartmanın kapısıyla dairem arası 1.5 metre var yok. Ahmet bir başkasıyla gidecek. Ya da tek başına ayrılacak yapıda bir çocuk değil. Gitmez ama, sitedeki arkadaşların kapılarına gittim. Bodrum katı, çatı her yeri aradım. Eşime de haber verdik. Sarıgazi jandarmaya müracaat etti. Sonra sokak sokak aradı. 7 yıl oldu bıkmadı halâ arıyor. Hafta sonu olması tam anlamıyla resmi girişimlerde bulunmamızı engelledi. Pazar günü AKUT geldi. İnşaat ve kuyularını aradık. Kuyulara önce ben indim, ölüsünü aradım bulamadım. Oturduğum yer 120 hanelik site. Ama hiç kimse görmemiş... Ne hikmetse güvenlikçi dahil hiç kimse bir şey görmüyor. Halbuki görülmemesi mümkün değil! Şimdi aradan 7 yıl geçti. ‘O zamanlar burada çingeler dolaşıyordu!’ diye boş boş laflar. Ne faydası var? Savcılık ve İstanbul Çocuk Şube Müdürlüğü’ne gittik ha gittik. Bazı şüphelilerin isimleri verildi. Bir sonuç alamadık. DAĞ GİBİ ADAM ÇÖKMÜŞTÜ! Marmara bölgesinin hemen hemen her yerinde Ahmet’in resimlerini metrolara, duraklara, en kuytu yerlere ulaştırdık. Artık elle tutulur pek fazla bir şey kalmadı. Beyhan Hanımın eşiyle görüşemedik. Çünkü gazetecilerle görüşmeye istekli olmadığını, öğrendik. Yarım yamalak sorabildik. - Peki ya eşiniz?... - Kimseyle görüşmüyor, çünkü umutları kırık. Evlat canlısı bir baba. Canı çok yandı. Yıkıldı dağ gibi adam... İhbarlar çok fazlaydı. Eşim oradan oraya sürüklendi. Bulamadı, umudunu yitirdi. Zamanında patrondu, 400 bin TL. uçtu gitti. Şimdi işsiz bir baba.. Çocuğumuzu ararken, girdiğimiz borcun farkına varmadık. Şimdi tesellimiz Fatma Beyza. Oğlumun kaybından bir sene sonra doğdu. - ‘Abim olsaydı neler yapardık?’.. diye hayal kuruyor. Ahmedim, 10 yaşını doldurdu. 16 Ekim 1999’da doğdu. Her yıl doğum gününü kutluyoruz kızımla. KİM BUNLAR? - Çevreden hiç destek aldınız mı? 7 yıldır bizi parçalayan şey ilgisizlik oldu. Biz sahipsiziz. Baktılar ki, bu iş sahipsiz. Herkesin evlâdını, gencini, yaşlısını kapıdan götürür oldular. Kaçırmanın, dilendirmenin, satıp almanın. Hiçbir takibi de yok. Artık bunun sonu gelmez... Her gün televizyonda bir kayıp gördüğüm zaman, aynı acıyı, aynı vedalaşmayı, evlâdımın gözbebeklerindeki hüznü, onun kokusunu, yaşadım hep. Soruyorum: Kim Bunlar?.. Çocuklarımızı çalanlar, bizi acıya mahkum edenler. Nasıl kıyabiliyorlar, ufacık bebelere?.. Hiç mi vicdanları yok... Feryadımızı hiç mi duymuyorlar?... Hiç mi Allah korkusu yok. Çocuğumu bırakın! Canımı alın.. Ölüm var unutmayın!.. Hesap var. Bir gün size hesap sorulmayacak mı?.. Güzel Allahım niçin yaptınız demeyecek mi?.. Ne cevap vereceksiniz. Anayı evlâdından ayırdınız, yüreğiniz hiç mi sızlamadı. Her kimseniz buna hakkınız yok!.. Ahirette iki elim yakanızda olacak! Kadıncağız neden sonra toparlanıyor ve acı acı gülümseyip devam ediyor. - Sanki oğlum buharlaşıp uçtu. Neyse ki onu Allaha emanet ettim. Bana ‘Annem sakın ağlama, biraz oynayıp döneceğim’ dedi. Bir gün dönecek! Eminim... Kurtbay kardeş yaz bunu da; Bir gün beklerken omuzuma biri dokunacak, sırım gibi bir delikanlı. Onu zeytin gözlerinden tanıyacağım. ‘Ahmedimmm!’ diye haykıracağım. Ayrılık kalmayacak. Sarılacağız, kucaklaşacağız. - Üzülme anne, artık yanındayım. Bir daha ayrılmayacağız! diyecek. Mis kokulu yavrumu bağrıma basacağım. Yaram asla kabuk bağlamayacak. Ahmedim için Yaradana hep yalvaracağım... Diyeceksiniz ki, boş hayal! İşte bu kadın, bu hayal için yaşıyor. KAYIPLAR ARTIK GÜNCEL Adli Tıp ‘yüz güncelleme’si yapıyor. Kayıpların fiziksel değişimi takip ediliyor. Aileler sevdiklerinin hayalini tazeliyor. 13 yıl önce kaybolan Ebru Gönül, 7 yıl önce kaybolan Ahmed Tarı gibi... Özbilici, rahmetli babasıyla umut otobüslerini hayata geçirdiklerini ancak şu anda mazot deposunu dolduracak paralarının olmadığını belirtti. YAKAD BAŞKANI ZAFER ÖZBİLİCİ: ÜMİT olmak istiyoruz Kayıpların acısını paylaşıyor YAKAD... Yani derneğin kendisi de kayıp. Besbelli dernekte durum kesat, ayakta durmakta zorlanıyor. Uzun bir süre sonunda randevulaşabiliyoruz. Fatih... Kadınlar Pazarı... Daracık bir sokakta Balcı Hüsnü’nün hemen üzerinde... 80 yıllık derme çatma iş hanından giriyoruz. Dışarıda hava sıcaklığı eksi 4, bina içinde eksi 9, buzdolabı misali... Sıvası dökük, rutubetli duvarlar gölge gölge üzerine geliyor insanın. Sanki ayrılık ve yalnızlığın soğuğu sinmiş havasına buranın. İçeride küçük bir triko atölyesi ve bir de kunduracı var. Çaycıya adres soruyoruz. - YAKAD? - İkinci kat, tek açık kapı... YAKAD Başkanı Zafer Özbilici nazikçe bizi karşılıyor. Çok dertli. O anlatıyor, biz dinliyoruz: - Babam İsmet Özbilici. Rahmetli yıllarca bu derneğin başkanlığını yaptı. Türkiye’nin her yerini adım adım dolaştı. Ağabeyimi... Yani kendi evlâdını aradı. Her taşın altına baktı. İnsanlara faydamız olsun istedik. Üç beş kuruş topladık. Bir umut otobüsü oluşturduk. Küçük midibüstür mâlumunuz. Şimdi umudumuz yoğun bakımda. Deposunda üç beş damla mazot yok. Üzerindeki resimleri bile sökmüşler... Bir umudumuz vardı... Yitik bir umut haline geldi. Hep yakarırdı babam... Dertlenirdi bana: - Ben oğlumu istiyorum. Çok şey mi istiyorum!.. Herkesin kaybettiği evladını, anasını, babasını bulmasını istiyorum. İnsanlara ümit olmak istiyorum... Kayıp oğlumu bulup, onu sokaklardan alıp sıcak yatağında uyutup, onun üstünü örtüp, her sabah uyandığında yanağından öpüp, onu bağrıma yaslamak istiyorum” Zafer bey derin derin iç çekiyor. Onlarca kayıp resmi işaret ediyor. 1992’de kaçırılan ağabeyim Abdülhamid kaybolan 4 binden biri. Sanki dün gibi. - Polis elinden geleni yapıyor. Yeterli olmuyor. Kayıp bulmak işi farklı bir uzmanlık istiyor. Dünyada örnekleri var. Adli Tıp’ın ‘yüz güncelleme’ modu bize nefes aldırdı. Şimdi kayıpların aylara, yıllara, rağmen uğradıkları fiziksel değişimleri biliyoruz. Ararken onların büyümüş halleriyle arıyor, hayallerimizdeki silüetlerini tazeliyoruz. Size burada anlatacak çok hikaye var. Sadece çocukları henüz yanında olan ailelere tavsiyelerde bulunmak isterim: KAYBOLMAZ DEMEYİN! >> Daima çocuğunuzun bir fotoğrafına sahip olun. >> Çocuğunuzun DNA tespiti için. (Saç teli, kan) gibi örnek bulundurun. >> Parmak izlerine sahip olun. >> Çevresini, arkadaşlarını tanıyın. >> Günlük programını bilin. Okul giriş-çıkış saatlerini. >> Özel bir ID kartı oluşturun, taşıması için ikna edin. >> Çocuğunuzun en son ne giydiğini bilin. NE YAPMALISINIZ?.. >> Hemen arkadaşlarını ve ailelerini kontrol edin. >> En son kaybolduğu yeri tespit edin. >> Okulunu, kreşi ve çocuk polisini bilgilendirin. >> Polisin rapor tutmasında ısrar edin. İrtibatta olun. >> Bölgesel hizmet gruplarına başvurun. >> Evinize gelebilecek telefon için bir kişi beklemeli. >> Ve dua edin... Allah yardımcımız olsun.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT