BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İnsan ve bunalımları

İnsan ve bunalımları

Rûhî bunalımlar ve intihara kadar uzanan olumsuz psikolojik gelişmeler ciddî şekilde temelden incelenirse mes’elenin aslının insanın gerçek yaratılış gaye ve hikmetinden gafil ve habersiz kalmaya dayandığı açıkça görülecektir.



İnsan rûhu huzur, sükûn ve mutluluk aramaktadır. O, sonu gelmeyen sürekli bir mutluluğun peşindedir. Gerçek huzura ancak o zaman kavuşacağını hayal eder. Fakat gerek bedenî ve fizik yapısı, gerekse çevresini kuşatan dış güç ve şartlar, ona bu hayalini gerçekleştirme imkânı vermez. İnsan açıkça görmekte ve bilmektedir ki, onun fizik ve fizyolojik yetenekleri, hedeflerine ulaşabilmesi için yeterli değildir. Açıkçası insan, kendine yetmediğinin farkındadır. Bu bakımdan ilerisi için belirleyeceği amaçları gerçekçi bir hayat anlayışıyla ciddî olarak gözden geçirmek zorundadır. Güç ve yetenekleriyle orantılı olmayan aşırı ve uç istekler, onu çok arzuladığı iç huzuru ve mutluluktan iyice uzaklaştırır. Günümüz gençlerinden pek çoğunun iç dünyasını karartan hedonist (haz ve zevk düşkünü) felsefe ve zihniyetin teşvîk ettiği çılgın eğlence maceralarının körpe beyinleri nasıl uyuşturduğunu çok ibret verici örnekleriyle görmekteyiz. Hep bu dünyadan daha fazla kâm alma, daha çok ve sürekli haz duyma isteği, günümüzün süper devletlerini bile çaresizlik içinde kıvrandıran alkol ve uyuşturucu ibtilâsının baş sorumlusu değil midir? Bir yandan kumar merakı, diğer taraftan erotizm ve pornografinin körüklediği anormal seks düşkünlüğünün ortaya çıkardığı sefalet ve rezalet tablosunda yine haz düşkünü mantalitenin (anlayışın) en büyük sorumluluk taşıdığını kim inkâr edebilir? Bütün bu çılgın nefis serüvenlerinin insanlığın başına ne kadar onulmaz dertler açtığını tarihteki dehşetli örnekleriyle hatırladığımız gibi bugün de üzülerek, kahrolarak müşahede ediyoruz. Aklı başında, vicdanî sorumluluk duyan herkes, bu insanlık dramı karşısında yapılması gerekenlerin muhasebesi içinde olmalıdır. Gençleri gerçek beşerî kimlikleriyle tanıştırmazsak ortaya çıkacak psikososyal problem ve sıkıntılar çığ gibi büyüyerek bizi içinden çıkılmaz açmazlara düşürebilir. Böylesi umutsuz ve karanlık bir tablo ile karşılaşmak istemiyorsak insanı gerçek yüzü ve ihtiyaçlarıyla tanımak zorunda olduğumuzu unutmamalıyız. Aksi takdirde problemlere çözüm ümidiyle giriştiğimiz gayret ve teşebbüsler mutlak fiyasko ve akametle sonuçlanır. İNTİHARIN SEBEPLERİ İnsanın rûhî ve manevî cephesini hiç dikkate almayan materyalist çözüm ve formüllerin insanı içine düştüğü sıkıntı ve bunalımlardan kurtarmak için sağladığı maddî konfor ve refah şartlarının özlenen huzur ve mutluluğu sağlayamadığı, gelişmiş ülkelerdeki psikolojik problem ve hattâ intihar teşebbüslerinin istatistik sonuçlarıyla ortadadır. Bu yüzden modern batı dünyasında kiliseler insanların dînî ve metafizik konulara ilgisini taze ve canlı tutmanın sebep ve yollarını aramaktadır. Yazılı ve görsel medyanın bu konuda sağlayabileceği imkân ve kolaylık lardan azamî ölçüde yararlanmak istemektedirler. İnsanın psikolojik ve sosyal sıkıntılarının temelinde onun kendine yetmezliği kadar önüne koyduğu amaçların, manevî güç ve imkânların çok üstünde olmasının da rolü ve etkisi büyüktür. Bütün bu çaresizliklere bir de ekonomik ve sosyal şartların beklenmedik şekildeki olumsuz gelişmeleri de eklenince problemler krize dönüşme istidâdı göstermektedir. Bu da çoğu kez rûhî ve manevî iflâs demek olan intihar teşebbüslerine götürebilmektedir. Rûhî bunalımlar ve intihara kadar uzanan olumsuz psikolojik gelişmeler ciddî şekilde temelden incelenirse mes’elenin aslının insanın gerçek yaratılış gaye ve hikmetinden gafil ve habersiz kalmaya dayandığı açıkça görülecektir. En elverişsiz sosyoekonomik (geçim) şartları içinde yaşayan öyle gariban ve mütevekkil insanlar görürsünüz ki dünyada bulunuş hikmetini iyice kavradıklarından hiçbir bunalım, isyan ve şikâyet hâli belirtmezler. Dünyanın en müreffeh şartlarında yaşayanların yüzünde göremediğiniz huzur ve sükûnu bulursunuz onların simâlarında ve gözlerinde. Dikkatlice bakarsanız ışıl ışıl gözlerinden ruhlarındaki derûnî mutluluğu duyabilirsiniz. Onlar o ümitsiz ve çaresiz ortamlarda bile tevekkül ve teslimiyetin îzahı imkânsız saadet atmosferiyle bambaşka bir hüviyet kazanmışlardır. Maddî değerlerle ifade edilebilecek hiçbir şeyleri yoktur ama dünyalarla değişmeyecekleri iman ve rûh salâbetleri vardır. Allah’ı anmak, O’nun yardım ve inâyetine güvenmek onların iç dünyasında bambaşka bir güç ve aydınlık hâsıl etmiştir. Allah’a böylesine güvenen ve tevekkül gösterenler “Gerçek imana erip de gönülleri Allah’ı anmakla huzur bulan kimselerdir. Evet unutmayın ki kalpler Allah’ı anmakla huzur ve rahata erer (gerçek mutluluğu bulur).” (Bkz. er-Ra’d, 28) ÖZLENEN MUTLULUK Gerçek ilim ve marifete dayanan iman ve teslîmiyetin insan rûhunu nasıl ışıttığını, o ruhu taşıyan asil insanların üstün ahlâk ve erdem duygularıyla beslenen örnek davranışlarında ibret ve takdîrle müşahede ederiz. Bu insanlar varlıklarıyla toplumlarda feyiz ve bereket kaynağı olur. Bunları gören bunalmış ve ümidini yitirmiş kimseler, hayata yeniden şevkle dönmenin heyecanını yaşarlar. Çünkü fânî ve sınırlı olan beşerî güçlerinin çoğu kez kendilerini hüsrana uğratan acı güç denemeleri ve gösterilerini bir kenara bırakarak ezelî ve ebedî kudretin sonsuzluğuna teslîm olmanın itmi’nân ve huzuruna ermişlerdir. Ne mutlu gerçek anlamda imana erip onun gereklerine göre hayatını pisliklerden ve olumsuzluklardan temizleyebilenlere. İşte bunlar için artık hiçbir maddî yokluk; bunalım ve umutsuzluk sebebi olamayacaktır. Dünya ve âhıretin özlenen mutluluğu onlara mübarek olsun!
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT