BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Maksadı biraz eğlenmekti...

Maksadı biraz eğlenmekti...

Kezban öfkeyle bağırdı, sesi çok sertti. - Bir daha bu saate kal bak ben seni ne yapacağım.... - Mesaim olunca kalacağım ister istemez. Hem patron artık mesailere başlayacağımızı söyledi.



Kezban öfkeyle bağırdı, sesi çok sertti. - Bir daha bu saate kal bak ben seni ne yapacağım.... - Mesaim olunca kalacağım ister istemez. Hem patron artık mesailere başlayacağımızı söyledi. O zaman geç geleceğim... - Ben gelir seni atölyeden alırım öyle olunca... Şehnaz dudaklarını ısırdı. Bu olmazdı işte. Hem patron mesaiden falan bahsetmemişti. O Şahin’le buluşmak için önceden yolunu yapmaya çalışıyordu. Çok keyifli dakikalar geçirmişti adamla. Oldukça mutluydu. Kendini kaptırmış, aşık olduğunu düşünüyor, hayatta Şahin’den başka kimseyi önemsemiyordu. Annesinin sesiyle kendine geldi: - Hey, kendine gel, bugün sende bir şey var ama... Hazırla sofrayı çabuk. Karnın acıkmadı mı senin? Gerçekten toktu. Yemişti Şahin’le birlikte. Fakat annesini şüphelendirmemek için açmış gibi davrandı: - Tamam, hazırlarım şimdi. Tabii aç karnım... * * * Şahin, Şehnaz’ı bıraktıktan sonra gaz pedalına yüklenip hızla uzaklaştı. Yaşadığı hayattan oldukça memnundu. Uzun zamandır her şey yolunda gidiyordu ve yolunda giden şeylerin arasına bir de heyecan katmayı istiyordu. Aniden karşısına çıkıp, arabanın önüne atılan genç kızı arabadan indiği zaman fark etmişti. Aslında bağırıp çağırmak için inmişti arabadan. Böylesine dikkatsizce önüne atılan insana sinirlenmişti. Ama karşısında gördüğü uzun boylu, masum yüzlü genç kız bir anda düşüncelerini değiştirmiş, hayatına katmak istediği renklerin arasına dalıvermişti. Maksadı biraz eğlenmekti. Genç kızın saf, son derece cahil bir kız olduğunu ilk bakışta anlamıştı. Bundan yararlanabilirdi işte. Bu nedenle akşam onun çıkışını beklemiş, çok geçmeden de genç kızı etkileyerek yörüngesine almıştı. Bundan sonrası kolaydı artık. Bir ıslık tutturarak dikkatini yola verdi. Yarın yine aynı saatte atölyenin önüne gidecek, birlikte birkaç saat geçireceklerdi. * * * Seher çayı demledi. Pazardan aldığı ucuz bardakları önce sıcak suyla ısıttı, sonra dem doldurdu. Üstlerinin suyunu da ekledikten sonra tepsiyi alıp odaya geldi. Müzeyyen hanımla Nafiz bey gelmişlerdi. - Eline sağlık Seher kızım, zahmet ettin... - Olur mu hiç Müzeyyen abla, evime gelmişsiniz kırk yılda bir. Gönül koyuyordum artık. Müzeyyen hanım bir yudum aldı bardağından, kaşlarını kaldırdı: - Deme öyle Seher, yaşlandım artık ben, bu yokuşu gözüm almadı hiç. Nafiz söyledi kaç kere ama, ağrılarım var, hem de hava çok sıcaktı biliyorsun. - Şaka dedim abla, bilmez miyim... Kadın bir yudum daha aldı çayından. Nafiz bey lafa karıştı: - Şehnaz ne yapıyor Seher? - Gidip geliyor Nafiz dayı. Geç geliyor iki gündür. Mesai yapıyorlarmış. Ne diyeyim artık. Ben de alıştım gayri. Kısa bir kahkaha attı adam: - Alışacaksın tabii. Burası İstanbul, alışman lazım... İçini çekti Seher. Gözlerini yere dikti. Müzeyyen hanımın verdiği eski kilimlerle örtülüydü beton döşeme. - Alışmak kolay olmuyor Nafiz dayı. Her gün Reşat’ın yokluğunu acı bir şekilde yaşıyorum. Hele Cengiz, sanki kendimi ölüp giden kocama karşı sorumlu, suçlu hissediyormuşum gibi geliyor, pişman oluyorum, oğlan giderken neden kendimi atmadım önüne, neden beni çiğnemeden geçmesine izin verdim diye. Kim bilir nerede... Nereden başlayacağım, nasıl bulacağım onu bilemiyorum. Bir bilebilsem... Ben hiç böyle tahmin etmedim buraları. Burası kocamanmış, milyonlarca insan varmış, deniz kenarında kum tanesi aramak gibi. Nereden bulacağım? Sustu, üzgün bir biçimde soluklandı. Bir yudum çay içip devam etti: - Uykularım kaçıyor, rüyalarıma giriyor, yol bilmem, iz bilmem... Bir garip kulum işte... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT