BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “2010 Kur’an Yılı” dolayısıyla...

“2010 Kur’an Yılı” dolayısıyla...

“Tercümeden İslâm dîninin ahkâmının hepsi öğrenilemez. Hadis-i şeriflerle, icmâ ve kıyâs yolu ile sâbit olan hükümler de vardır. Bunlar, tafsîlâtı ile, fıkıh kitaplarından öğrenilir...”



Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’an-ı kerimin vahyedilmeye başlanmasının 1400. yılı münasebetiyle 2010 yılını “Kur’an Yılı” ilan etti. Başkanlık, bu vesileyle Kur’an-ı kerimin insanlığa sunduğu rahmetin ve getirdiği değerlerin anlaşılması ve yaşanması için birçok etkinlikler düzenlemektedir. Başkanlığı bu güzel hizmetinden dolayı tebrik ederim. Bir Müslümanın mukaddes kitabını yeteri kadar tanımaması, okuyamaması, kitabı ile amel etmemesi düşülenemez, bunun mazereti de olamaz. Bu vesile ile bu güzel hizmetin yapılmasında düşülen bir hatayı dile getirmek istiyorum... Son yıllarda Diyanet ve diğer dinî çevreler dinin öğrenilmesinde ve öğretilmesinde neredeyse meale odaklanmış durumdalar. İslamiyet kişinin yirmi dört saatine hükmeder. Bunun için Müslümanın; Kur’an-ı kerimin okunmasının yanı sıra onun tatbik şeklini de bilmesi lazımdır. Esas maksad da budur. Bunun da meal ile sağlanamayacağını aklıselim sahibi herkes bilir. Bundan dolayı asırlardır usul olarak, meal, tefsir, hadis, işi ehline bırakılmış; Kur’an-ı kerimin hükümleri ile amel edebilmesi için halk, fıkıh, ilmihal kitaplarına yönlendirilmiştir. MEALLERDEN HÜKÜM ÇIKARTILAMAZ Diyanet İşleri Başkanlığı da kuruluş yıllarında bu usulü tatbik etmiş, 1909 tarihinden sonra ortaya çıkan meal, tercüme furyasına sıcak bakmamıştır. Hatta meal ve tercümeden uzak kalınması hususunda beyanname neşretmiştir. 1961 yılına kadar da meal hazırlatılmamıştır. Bu mealin önsözünde ve açıklamalarında mealden dinin öğrenilemeyeceği, dinin ancak fıkıh kitaplarından öğrenilebileceği konusunda önemli ikazlarda bulunulmuştur. Örneğin önsözde, “Kur’an-ı kerim gibi ilâhî belâgat ve îcâzı hâiz bir kitap, yalnız Türkçeye değil, hiçbir dile hakkıyla çevrilemez. Kur’anın yalnız mânasını ifâde eden sözleri, Kur’an hükmünde tutmak, namazda okumak ve aslına hakkıyla vâkıf olunmadan ahkâm çıkarmak câiz olmaz” denilmektedir. Kur’anın başka dillere çevirisi ile ilgili açıklamada da, “Bugün, (yabancı dilde) otuz kadar tercümeleri vardır. Ancak çeşitli eğilimli kimselerin yaptıkları tercümelerde, pek yanlış, hattâ garazkârâne olanlar vardır. Kur’an-ı kerimi başka dillere tercüme etmek câizdir. Fakat, tercümeden İslâm dîninin ahkâmının hepsi öğrenilemez. Hadis-i şeriflerle, icmâ ve kıyâs yolu ile sâbit olan hükümler de vardır. Bunlar, tafsîlâtı ile, fıkıh kitaplarından öğrenilir” denilmektedir. Diyanet’in yeni mealinde de buna benzer ikazlar vardır. Ama önemli bir farkla: “Kur’an-ı kerimi doğrudan meâllerinden anlamak gerektiği yolundaki iddialar gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü meâller Kur’an’dan mütercimin anlayabildiği kadar bazı şeyleri aktarabilirse de Kur’an’ın mesajını hakkıyla ortaya koyamaz.” “Herhangi bir konuda ‘İslamda şu şöyledir’ diye hüküm verebilmek için yalnızca Kur’an-ı kerim meâllerine bakarak dinî hükümler çıkarmaya kalkmamalıdır.” Diyanetin eski ve yeni mealinin önsöz ve açıklamalarındaki önemli fark şu: Eski mealde mealin yeterli olmayacağı belirtilerek okuyucu fıkıh kitaplarına yönlendirilirken, yenisinde ısrarla tefsire yönlendiriliyor. YENİ YOLA İHTİYAÇ YOK Tefsirlerin de halka, avama değil ehline, yani tefsiri okuyup anlayabilecek bir düzeyde bilgisi olana hitap ettiğini Diyanet uzmanları bizden iyi bilir. Öyleyse son yıllarda, fıkıh kitaplarından, ilmihalden (Diyanet ilmihali olmasına rağmen) kaçış niye? Eskiden Diyanet’e bir fetva sorulduğunda temel fıkıh kitapları kaynak gösterilerek cevap verilirdi. Şimdi ise âyet ve hadise dayanılarak cevap verilmektedir. Bu da haklı olarak; on asırdır Müslümanlara yol gösteren, rehberlik eden mezheblerin devre dışı bırakıldığı, Diyanet’in kendisini “mezhepler üstü” gördüğü şüphesini akla getirmektedir!.. Dini anlatmadaki bu usul değişimi, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, 2002 yılında İstanbul Büyük Tarabya Otelinde yapılan Güncel Dinî Meselelerin Çözümü konusundaki toplantıdan sonra daha da belirgin hale gelmiştir. Halkımız tutulan bu farklı yolun “IIımlı İslam”a çıkacağından korkuyor!..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT