BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Filistin’in geleceği, herkesten çok Filistinlilerin elinde

Filistin’in geleceği, herkesten çok Filistinlilerin elinde

İçinde bulundukları siyasi istikrarsızlık ve haksızlık karşısında, Filis-tinlilerin birbirlerine kenetlenip dik bir duruş sergileyememeleri, topraklarını sistematik olarak karış karış işgal edenlerin ekmeğine yağ sürüyor



İçinde bulundukları siyasi istikrarsızlık ve haksızlık karşısında, Filis-tinlilerin birbirlerine kenetlenip dik bir duruş sergileyememeleri, topraklarını sistematik olarak karış karış işgal edenlerin ekmeğine yağ sürüyor 1987 yılında Filistin’in unutulmaz lideri Yaser Arafat tarafından başlatılan intifadanın üzerinden çeyrek asra yakın bir zaman geçti. 23 yılda bu topraklarda çok şey değişti. Ama değişmeyen tek şey işgal, ölüm ve sefalet... FOTO:AA Filistin toprakları bir kez daha karıştı. Artık görmeye alıştığımız, bundan evvel yüzlerce defa televizyon ekranlarına yansıyan, taş atan Filistinli çocuklara göz yaşartıcı gaz, plastik hatta gerçek mermi ile müdahale eden İsrailli askerlerin görüntülerini bir kez daha izliyoruz. 1987’de ilk intifada başladığında 8-10 yaşlarında olan Filistinli çocuklar bugün çoktan çoluk çocuğa karışmış, 30’lu yaşlarına gelmişler. Belki de bugün sokakları dolduranlar, o ilk intifadayı başlatanların çocukları. 23 yıldır bu topraklarda çok şey değişti. Hem Filistin, hem İsrail tarafında yönetim değişiklikleri oldu. Giderek güçlenen HAMAS, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün ana unsuru El-Fetih’ten ayrışarak, Gazze’de kendi yönetimini kurdu. 2000 kışından başlayarak İsrail, hem Batı Şeria’da hem de Gazze’de binlerce Filistinlinin hayatını kaybettiği sayısız operasyon gerçekleştirdi. ÇEYREK ASIRLIK İNTİFADA İlk intifadanın üzerinden neredeyse çeyrek yüzyıl geçmişken dünya siyasi haritasında da önemli değişiklikler oldu. Bugün Sovyetler Birliği diye bir ülke yok. Berlin Duvarı da, Varşova Paktı da, Doğu Bloğu da tarih oldu. Avrupa Birliği 1992’de Maastricht Antlaşması’yla kuruldu. NATO eski düşmanlarını örgüte üye olarak aldı. Yugoslavya’dan yedi bağımsız cumhuriyet çıktı. Ürdün Kralı Hüseyin, Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad, Irak Lideri Saddam Hüseyin, İran’ın dinî lideri Humeyni, Suudi Arabistan Kralı Fahd’ın bu dünyadan ayrılmalarının üzerinden çok zaman geçti. Lübnan iç savaşı sona erdi. ABD’de dört başkan değişti. Küreselleşme denilen olgu dünyanın dört bir yanını etkisi altına aldı. İnternetten, cep telefonuna bugün gündelik hayatımızın ayrılmaz parçaları olan buluşlar hep ilk intifadadan sonra yaygınlaştı. “Küresel ısınma” kavramı uluslararası ilişkiler literatürüne girdi. Manş Tüneli’nin açılmasının üzerinden 16, Dolly adlı koyunun klonlanmasının üzerinden 14, Burj al Arab’ın ilk müşterisini ağırlamasının üzerinden ise 11 yıl geçti. Dünyada değişmeyen hemen hemen hiçbir şey kalmadı; Filistin’deki o bildik, alışıldık, üzücü manzara dışında. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin almış olduğu kararlarda “işgal altındaki topraklar” olarak nitelendirilen Filistin topraklarında yeni Yahudi yerleşim birimleri kurmaya hazırlanan Binyamin Netanyahu Hükümeti, stratejik müttefiki ABD başta olmak üzere dünyanın önde gelen tüm devletlerinden gelen tepkilere rağmen geri adım atmamakta kararlı olduğunu gösteriyor. 3.5 MİLYON MÜLTECİ 1948’de İsrail devletinin kurulmasından sonra sistemli bir şekilde vatanlarından ayrılmak zorunda bırakılan, sayıları bugün yaklaşık 3.5 milyona ulaşan Filistinli mülteciler Ürdün, Lübnan, Suriye ve Mısır gibi ülkelerde zor şartlar altında yaşamaya devam ederlerken, geride kalanlar topraklarının her gün biraz daha küçüldüğünü çaresizce izliyorlar. 1993’te dönemin ABD Başkanı Bill Clinton’ın şahitliğinde FKÖ ile İsrail arasında Oslo Anlaşması imzalandığında, 21. Yüzyılın başında bağımsız ve egemen bir Filistin devletinin kurulacağına dair ümitler yeşermişti. Ama hem İsrail yönetimlerinin tavizsiz tutumu, hem de Filistinlilerin diplomasi masasında yaptığı önemli hatalar sebebiyle bağımsız Filistin devleti şimdilik uzak bir hayale dönüşürken, Filistin toprakları her geçen gün küçülmeye devam etti. İsrail başbakanlarından Ariel Şaron’un aldığı bir kararla inşasına 2003’te başlanan 800 kilometrelik “güvenlik duvarı” Filistin kentlerini birer açık hava hapishanesi haline getirdi. HAMAS’ın yönetimindeki Gazze şeridi 2008-2009 kışında bu bölgenin gördüğü en acımasız saldırılardan birine hedef oldu. SAĞLANAMAYAN BİRLİK Filistin içinde bir türlü sağlanamayan siyasal birlik, tüm Filistin topraklarını Yehova’nın kendilerine vaat ettiği topraklar olarak gören İsrail aşırı sağının, Filistinlileri tamamen sindirmeye yönelik planlarını rahatça uygulamalarına imkân sağladı. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra İsrail’e göç eden, sayıları yaklaşık 1 milyon olarak hesap edilen eski Sovyet ve Doğu Avrupa Yahudilerinin büyük bölümünün işgal altındaki topraklara yerleştirilmesine aralıksız devam edildi. “ONE MİNUTE” ÜMİDİ Geçen yılki Davos Zirvesi’nde Başbakan Erdoğan’ın “One Minute” çıkışıyla dünyanın sağduyulu liderlerinin bu konuda bazı adımlar atabileceği yönünde ümitlenmiştik. Ama İsrail’i, dolayısıyla güçlü İsrail lobisini karşılarına almaktan endişe duyan hükümetler ya sessiz kalmayı tercih ettiler ya da son derece etkisiz bazı sözler ettiler. “One Minute” çıkışıyla, Filistin’deki adaletsizliği dünya gündemine taşıyan Türkiye bile, Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) 2010 yılı raporuna göre, 2009 yılında İsrail’den 320.4 milyon dolarlık silah ithal etti. Yani, Filistinliler için bu dünyayı cehenneme çeviren barış karşıtı Başbakan Netanyahu’nun yönettiği, küresel krize çok hassas hale gelen İsrail ekonomisine doğrudan gelir sağlayan ülkeler arasında yer aldı. ABD Başkanı Obama’nın, Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın ve Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın yeni Yahudi yerleşim birimlerinin açılması kararını kınamaları kuşkusuz önemlidir. İsrail’de yankı bulmuştur. Bugüne kadar BM’nin herhangi bir kararına uyduğu vaki olmayan İsrail’in, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un benzer sözlerini dikkate alacağını ise hiç zannetmiyoruz. ABD’nin “kınama”nın ötesine geçip, İsrail’i gerçekten barış masasına oturtabilecek bazı ekonomik yaptırımları hayata geçirme aşamasına geçebileceğini de şimdilik beklememek gerekir. Obama Yönetimi, Kasım 2010’da yapılacak ara seçimler yaklaşırken, İsrail’i böyle bir hamleyle köşeye sıkıştırmaya pek de istekli olmayabilir. KENETLENME ZAMANI Filistinliler aslında dünyanın diğer ülkelerinden yardım gelsin veya gelmesin, kendi geleceklerini kendileri kuracaklardır. Şu an içinde bulundukları siyasi istikrarsızlık ve haksızlık karşısında birbirlerine kenetlenip dik bir duruş sergileyememe, Filistin topraklarını sistematik olarak karış karış işgal edenlerin ekmeğine yağ sürmekten başka işe yaramamaktadır. Batı Şeria ve Gazze’yle tüm Filistin’in, birleştirici, kucaklayıcı, karizmatik bir lidere hiç olmadığı kadar çok ihtiyacı vardır. Bu isim ne Mahmud Abbas’tır, ne de İsmail Haniye. İlk intifadanın taş atan çocuklarının artık kendi aralarından güçlü bir ismi öne çıkarıp, bugünün taş atan çocuklarının mutlu geleceklerini hazırlamak için düğmeye basmaları gerekir. İsrail’in Filistin’i böldüğü, lokma lokma yuttuğu doğrudur. Ama Filistinliler birbirlerini yemeği bıraksalar acaba -tüm dünyanın tepkisine rağmen- İsrail bu kadar rahat hareket edebilir miydi?..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT