BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sanki bir pelte gibiydi...

Sanki bir pelte gibiydi...

Kezban bütün gece hiç kıpırdamadan yatmıştı. Sanki nefes almaya korkuyor gibiydi. Ne bir tek lokma bir şey yemiş ne de bir tek kelime konuşmuştu. Dilan koyu bir mercimek çorbası pişirmişti akşam üzeri. Kocası Hıdır kardeşine yardımcı olması için buraya getirmişti Dilan’ı.



Kezban bütün gece hiç kıpırdamadan yatmıştı. Sanki nefes almaya korkuyor gibiydi. Ne bir tek lokma bir şey yemiş ne de bir tek kelime konuşmuştu. Dilan koyu bir mercimek çorbası pişirmişti akşam üzeri. Kocası Hıdır kardeşine yardımcı olması için buraya getirmişti Dilan’ı. Recep ise kâh eve geliyor, kâh çıkıp kahveye gidiyordu. Çorbanın kokusu mis gibi yayılmıştı ortalığa. Dilan bakır bir kabın içine koyup getirdi yattığı yere Kezban’ın: - Al şundan iç iki kaşık, gücün kuvvetin yerine gelsin... Hiçbir tepki vermedi Kezban. Öylece baktı yengesinin yüzüne. - Kalk kız iç iki kaşık, bak ne güzel yaptım... Yine hiçbir hareket yoktu. Eliyle itekledi Dilan. Kadın darbenin tesiriyle sarsıldı ama sanki pelte gibiydi. Konuşmadı, hiçbir tepki vermedi. Dilan tedirgin olmuştu. Başındaki poşusunu düzeltip dışarı çıktı: - Hıdııııır! Hele bir bak buraya... Adam terini silerek yaklaştı: - Ne var, ne istiyorsun? Bak hele şu Kezban’a bir... Ölü gibi duruyor. Ne cevap veriyor, ne kıpırdıyor. Öylece taş kesilmiş sanki... Hıdır söylenerek girdi içeriye. Yerde yatan kardeşinin başına gelip dikildi: - Kalk kız! Çorbanı iç... Değişen bir şey yoktu Kezban’ın tavırlarında. Öylece gözleri tek bir noktaya dikili, hareketsiz yatıyordu. Ayağının ucuyla dürtükledi Hıdır. Yine aynıydı. Telaşla yanı başında duran hanımına baktı: - Hele ne oldu buna yahu? - Ne bileyim ben. Doktorla karısı gittiğinden beri hiçbir kelam etmedi. İnlemedi bile... Bir şey yemedi. Uyuyordur, yorgundur dedim ama baksana... Hıdır kapının ağzında merakla kendilerini izleyen büyük oğluna döndü: - Bilal, yürü Recep emmine haber ver, gelsin... Çocuk bir ok gibi fırladı. Kahvede köylülerle oturuyordu Recep. Hıdır’ın oğlunun feryatlarıyla irkildi: - Recep emmi, Recep emmi, koş, babam çağırıyor, koş... - Ne var be, ne oldu? Çocuk nefes nefeseydi. Tıpkı Hıdır’a benziyordu. Onun gibi kara, çatık kaşları vardı. Burnu aynı irilikte ve kırmızıydı. Küçük göğsü hızla inip kalkıyordu: - Bilmiyorum ki. Kezban halam öylece yatmış kalmış galiba. Konuşmuyor hiç. Anamla babam başında. Recep homurdanarak kalktı yerinden. Hızlı adımlarla yürüdü evine doğru. Küçük çocuk da ona yetişmek için çabalıyor, bu adamın iri adımlarına uyum sağlayabilmek için adeta koşuyordu yanı başında. Recep hışımla girdi içeri: - Ne var yahu? Ne oldu ? - Baksana şuna Recep, doktora bir ulaş istersen. Sanki taş kesildi. Hiç kıpırdamıyor. Konuşmuyor. Sanki başka bir dünyaya gitmiş tövbe Ya rabbim, başka bir alemde gibi... Recep merakla eğildi Kezban’ın yüzüne doğru. Bilgiç bir tavırla nefesini dinledi: -Yaşıyor... Nefesi geliyor... - İyi geliyor da, konuşmuyor, yemiyor, içmiyor... Recep eliyle itekledi kadını: - Hişt! Kezban, kız, Kezban! Sanki bir duvara dokunuyor gibiydi. Tek bir hareket dahi göstermiyordu. Şaşkın bir şekilde Hıdır’a baktı Recep: - Ne yapalım enişte? Dilan ve hıdır şaşkın bir şekilde ellerini kaldırdılar. Hiçbir şey bilmiyorlardı... DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 98362
    % -0.97
  • 5.5145
    % -0.89
  • 6.2348
    % -0.94
  • 7.3138
    % -0.16
  • 234.837
    % -0.47
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT