BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Ne oldu bize böyle?!.”

“Ne oldu bize böyle?!.”

Sabah gün ağarıyordu yavaş yavaş. Seher odanın bir köşesinde yerde oturuyor, gözleri döşemeye dikilmiş, kımıldamadan duruyordu. Diğer köşede ise yine yerde büzülmüş bir vaziyette Şehnaz vardı.



Sabah gün ağarıyordu yavaş yavaş. Seher odanın bir köşesinde yerde oturuyor, gözleri döşemeye dikilmiş, kımıldamadan duruyordu. Diğer köşede ise yine yerde büzülmüş bir vaziyette Şehnaz vardı. Saçı başı darmadağınık, dudakları patlamış, bir gözünün altı hafifçe morarmıştı. Kesik hıçkırıklarla sarsılıyordu. Seher dudaklarını ıslattı diliyle. Yüzünde durgun ama keskin bir ifade vardı. Dudakları bir tek çizgi halinde kilitlenmiş gibiydi. Gözlerinden umutsuzluk, hayal kırıklığı okunuyordu. Dışarıdan ağustos böceklerinin bitmek bilmez cırıltıları geliyor, sessizliğin içinde iki misli güçle yankılanıyordu. Neden sonra çarşı içindeki camiden ezan sesi yükseldi. Sabah ezanı okunuyordu. Yeni bir gün başlamak üzereydi. Kimilerinde umut dolu, kimilerinde hüzün dolu bir yeni gün... Usulca hareketlendi Seher. Öfkeyle baktı kızına: - İş falan yok artık, otur evde. Bitti. Şehnaz isyanla kaldırdı başını. Gözleri davul gibi şişmişti: - Hayır, engel olamazsın, çalışacağım işte. - Sus, gebertmeyeyim seni. Cevap veriyor utanmadan. Hayır dedim mi hayır... Ben seni oraya para kazan diye gönderdim, el alemin kazık kadar adamlarıyla fink at diye değil... Çaresizlik içinde uludu Şehnaz. Boğazından hıçkırıklar feryatlar halinde yükseldi. Seher hızla gelip bir yumruk indirdi sırtına: - Sus Allah’ın cezası, sus, rezil olduk, sus!.. Etkisiz kalacağını anlayınca üstelemedi. Kız ağlamayı durdurmuyordu. Kafasını iki yana sallayarak çıktı odadan. Abdest aldı plastik bidonun içindeki suyla. Gece yarısı kesilmişti sular yine. Namazını kıldı bir köşede. Seccadesini katlarken söylenmeye devam etti: - İki paralık ettin şerefimi benim. Hiç biriniz çekmemişsiniz ne bana ne rahmetliye... Durdu, yutkundu sanki boğazında düğümlenen hıçkırığı geri göndermek istermiş gibi. Ama başaramadı, boğuk bir sesle devam etti konuşmaya. Bir yandan da gözlerinden sicim gibi süzülüyordu yaşlar: - Bütün çabamız sizin içindi. Ağabeyin için kalkıp geldik buralara. Onu tekrar evine döndürmek, bir aile olmak için. Bak şu yaptığına... Ne oldu bize böyle?.. Artık çabalayamıyorum, baş edemiyorum hayatla, tükendim, bittim... Yardım et Ya Rabbim! Şehnaz usulca çevirdi gözlerini annesine. Derin bir soluk aldı. Sanki düşmanmış gibi bakıyordu. Onun sözlerinin hiç birisi umurunda bile değildi genç kızın. Artık sokak yasaklandığına göre Şahin’i nasıl görebileceğini düşünüyordu. Mutlaka onu durumdan haberdar etmeliydi. Çaresizlik içinde kıvrandı olduğu yerde. Birden aklına gelen tek çareyle heyecanlandı. Kaçmak!.. Bir yolunu bulup evden gitmek. Nasıl olsa akşam üzeri atölyenin önüne gelecekti genç adam. Anlatırdı meseleyi, bir yolunu bulurdu elbette Şahin. Daha dün akşam söylemişti kendisi olmadan yaşayamayacağını. Hemen evlenirlerdi. Daha on yedi yaşındaydı ama olsun, beklerler, saklanırlardı bir sene... Ne demişti Şahin ayrılırken: - Seni alıp uzaklara gitsem, kimsenin bize ulaşamayacağı yerlere, ikimiz, sadece ikimiz... Tatlı hayaller kurarak gelmişti eve. Nereden bilebilirdi anasının kendisini gördüğünü, her şeyin ortaya çıktığını. Seher çaydanlığı ocak olarak kullandıkları küçük tüpün üzerine koydu, altını açtı iyice. Bir an önce kaynasın istiyordu. Tel dolaptaki peyniri, zeytini çıkardı. Bir buzdolabı lazımdı eve. Şöyle, elden düşme bir şey almayı düşünüyordu gelecek ay. Artık imkansızdı bu hayal. Şehnaz çalışmayacağına göre kendisinin temizlikten kazandığı paraya kalmışlardı. Bu da ancak boğazlarına yeterdi. Bir de evin masraflarına, akmayan suya dünya kadar su parası geliyordu. Bir de elektrik vardı. Sofra bezini serdi yere. İki bardak, iki tabak ve çatal getirdi. Şehnaz somurtkan bir yüzle söylendi: - Ben yemeyeceğim. Canım istemiyor. Cevap vermedi kadın. Bardaklardan birini kaptığı gibi geri götürdü. Israr etmedi. Demlenen çaydan doldurdu bardağına. Hiç konuşmuyorlardı. Sabaha kadar biri bir köşede, diğeri bir köşede oturmuşlardı. Yan gözle kızına baktı. O kadar da güzeldi ki, içi sızladı. Kızdı kendi kendine o kadar çok vurduğu için. Narin dudakları patlamıştı. Ama öfkesini alamamış, sinirini başka türlü boşaltamamıştı. Bir de üstüne üstlük işi detayıyla öğrenememişti. Ağzını açmıyordu Şehnaz bu konuda. Bütün gece onun için çabalamıştı, kimdi bu adam, neyin nesiydi, kimin fesiydi, ne iş yapar, nerede otururdu, adı neydi?.. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT