BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hanefi mezhebini dünyaya TÜRKLER yaymıştır

Hanefi mezhebini dünyaya TÜRKLER yaymıştır

Hanefîliğe Türk mezhebi denmiştir. Bugün Sünnîlerin yarısından fazlası Hanefî’dir. Bu da birçok ülkeye tarih boyunca Türkler’in taşıdığı mezhep olduğu içindir. Bugün Fas, Cezayir ve Tunus’taki Hanefî aileler, kesinlikle Türk kökenlidir.



Hanefî mezhebinin kurucusu İmâm-ı Azâm Ebû Hanife’nin Irak’ın Bağdat şehrinde bulunan türbe ve külliyesi. (FOTO: Osman Sağırlı) Abdülkerîm Satık Buğra Han, 921 yılında, genç yaşında, Kâşgar’da Karahanlı Türk hâkanlık tahtına oturunca, Hanefî-Mâtürîdî Sünnî İslâm’ı, Türk imparatorluğunun tek resmî dini ilân etti. Türkler daha önce Kök Tengri (Gök Tanrı) dininden idiler. Gök Tanrımız, gerçi -Hazret-i İbrahim’in daha M.Ö. 1850’lerde insanlığa öğretttiği gibi- Tek Tanrı idi ama, nedense yalnız Türkler’i himaye ediyordu. İslâm’ın Rabbül-âlemîn’i (=bütün kâinatın tanrısı) değildi. Hanefîlik, Bağdad’da oturan Abbâsî halîfelerinin mezhebidir (135 yıl sonra Selçukoğlu Sultan Tuğrul Bey Bağdad’ı alıp, Halîfe’yi Şîî Büveyhîler’in tahakkümünden kurtaracaktır). Fıkh mezhebidir. Osmanlı, medenî hukukta, epey geniş ölçüde Hanefî mezhebine uymuştur. Ama herhangi bir konuda diğer 3 Sünnî mezhebe göre fetvâ ve kadı kararı istemek meşru idi. Bir Hanefî, bir konuda mezhebinin kuralında zora düşerse, diğer 3 mezhepten hangisi o konuda kolayına gidiyorsa kullanılabilir. Hanefîliğe Türk mezhebi denmiştir. Bugün Sünnî Müslümanlar’ın yarısından fazlası Hanefî’dir. Bu da birçok ülkeye tarih boyunca Türkler’in taşıdığı mezhep olduğu içindir. Kuzey Afrika’da (Mağrib: Yani Fas, Cezayir, Tunus) mezhep Mâlikî, Mısır’da Şâfiî’dir. Bugün bu ülkelerde Hanefî aileler, kesinlikle Türk kökenlidir. Hanefî mezhebi, İmâm-ı âzam (en büyük imam) denen Ebû-Hanîfe ve tilmizlerince oluşturuldu. Son katkıyı Cevdet Paşa yaptı diyebilirim. 4 Sünnî mezhebin kronolojik (zaman bakımından) ilkidir. Gene 4 mezhebin en liberalidir. Sonra gelen Mâlikîlik biraz daha muhafazakâr, daha sonraki Şâfiîlik daha ve en son gelen ve az müstesibi bulunan Hanbelîlik en çok muhafazakârdır. İmâm-ı Âzam, Arap değildir. Diğer 3 mezhebin kurucuları İmamlar, Arap’tır. MÂTÜRÎDÎLİK Mâtürîdîlik, 4 Mezhep gibi bir fıkh (hukuk) mezhebi değildir. Eş’arîlik gibi bir itikat mezhebidir. Bu iki itikat mezhebinin kurucusu da çağdaş gibidir. Ancak İmâm Mâtürîdî, Arap değildir. Mâtürîd, Semerkand’a çok yakın bir kasaba olduğu için Türk olabilir. Mezhebi Türkistan’da oluşup Türkler tarafından İran yolu ile batıda Arap âlemine, güneyde Hindistan’a ve sair ülkelere yayıldı. Hanefî mezhebinden olanlar Mâtürîdî itikat mezhebini kabûl ettiler. Diğer 3 Sünnî mezhep, İmâm Eş’arî’nin itikat mezhebini benimsediler. Eş’arîlik ise Irak’ta oluşup yayıldı. Ben, Satık Buğra Han’ın, çağdaşı ve taht şehri Semerkand’da oturan devletinin teb’ası İmâm Mâtürîdî gibi büyük bir din bilgini ile şahsen görüşmediğini kabûl edemem. Mutlaka görüşmüşler, İmâm, mezhebini Hanefî olan Türk hâkanına kabûl ettirmiştir. Bana göre Müslüman Türk karakterini oluşturan, Türk cihan politikasını etkileyen, Hanefîlik derecesinde, Mâtürîdî mezhebidir. Eş’arîlik, insan iradesini çok kısıtlar. Mâtürîdilik, irâde-i cüz’iyye’de insan’ı sorumlu tutar. Binâenaleyh fikir hürriyetine, serbest icraata, çağa uyum sağlamaya daha müsaittir. 1940’larda Türkiye Cumhuriyeti’nde, Osmanlı ulemâsı (din adamları) nesli ortadan kalktı. Osmanlı devletinin resmî yapısında bulunmayan Şâfiî-Eş’arî mezhebi sistemi etki kazandı. Şâfiî-Eş’arîlik, Kürt ve Arap asıllı Türkler’in mezhebidir. Kafkasya ve Balkanlar’dan gelen nüfus ise, Hanefî-Mâtürîdî’dir. Bu kavramların bugünkü Türk tefekkürüne, terbiyesine, âdâb-ı muâşeretine, davranış ve algılayışına etkileri henüz ilmî olarak araştırılmadı. Zira herkesin dini, mezhebi, tarîkati, âdâbı, erkânı, muâşereti kendine tatlı gelir, kolay kolay değiştirmek istemez. Binâenaleyh, Arap âlemine ve radikal İslâm’a, ılımlı Türk Müslümanlığı’nı örnek gösterip götürmek için Birleşik Amerika’nın bir zamanlar oluşturduğu proje uygulanamaz (gayr-i kaabil-i tatbıyk’tir). Dediğim gibi, kişinin ve toplumun inanç âlemi kendisine o derecede tatlı gelir ki, böyle bir teşebbüs, Araplar’la Türkler’in arasını açmaktan başka işe yaramaz. Kaldı ki Araplar, İslâm’ı en iyi kendilerinin temsil ettikleri iddiasındadırlar. Bugünkü Hicaz’da 1925’ten beri Vehhâbîlik resmî ve çoğunluktur. Osmanlı, dinimizi en iyi kendisinin uyguladığı iddiasında olmuştur. Ama Sünnî olsun olmasın bütün mezhepleri, hattâ diğer dinleri, kendi itikat ve amellerinde serbest bırakmıştır. Bütün Türk devletlerinde böyledir. İslâm öncesi Türk devletlerinde de, yönetilen kavim ve toplumların dinlerine, dillerine bir müdahale görülmez. Türkler bu hususta tek imparatorluk milleti değilseler, kesin şekilde en liberalleridir. Hindistan denen muazzam kıt’ayı 900 yıl yönettik. Çoğunluk Müslüman olmadığı halde, halkın dinlerine, itikatlarına, dillerine müdahalemiz olmadı. Müslüman’lığı yaymamız bile bir devlet politikası sonucu değildir, fertlerin ve toplumların serbest iradeleriyle gerçekleşmiştir. TÜRK MÜSLÜMANLIĞI NEDİR? Yahyâ Kemâl’in 1920’de ortaya attığı ve tarihimizi coğrafyamızı az bilenlerce epey tartışma konusu yapılan Türk Müslümanlığı, Hanefî+Mâtürîdîlik’ten ibaret değildir (zaten bütün Hanefîler Mâtürîdî, bütün Şâfiîler Eş’arî’dir). Bir artı (+) daha eklemeden, Türk Müslümanlığı mümkün değildir:+tasavvuf. Tasavvufun örgütlenmiş, literatürü ve erkânı oluşturulmuş, bunlar hayata ve terbiye ve tefekkür sistemine geçirilmiş şekline tarîkat denir. En yaygın tarîkat, Türkistan kökenli Nakşbendîlik’tir, çok şubesi vardır. Osmanlı’da yüksek kültürlü tabakada Mevlevîlik, halk tabakalarında Bektâşîlik etkili olmuştur. Bektâşîlik, Osmanlı şehrinde Sünnî tarîkatlerden biridir. Anadolu’da -çok az Rumeli’de- ise saf, katıksız Türkmenler’de Şîî temayüller ağırlıklı olmuştur. İmparatorluktan cumhuriyete geçişte, dinî âdâb ve âdetlerimizde öylesine değişiklikler oldu ki, bugünkü nesil, farkında bile değildir. Hangi değişiklikler? Haftaya sunacağım...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT