BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Petrol çok can yaktı

Petrol çok can yaktı

İngilizler ve Amerikalılar petrol uğruna çok kan döker, çok can yakarlar. Cinayetler işler ihtilaller yaptırır, savaşlar çıkarırlar...



D’ARCY, RAZNBLUM, ŞAH RIZA, MUSADDIK... İstediğin bu muydu? Al! PETROL İÇİN İngilizler ve Amerikalılar petrol uğruna çok kan döker, çok can yakarlar. Cinayetler işler ihtilaller yaptırır, savaşlar çıkarırlar... DEĞER MİYDİ? Çevrecileri alaya alan ABD bu defa yüreğinden vurulur. Meksika Körfezi’ndeki ufacık bir sızıntı emdiklerini getirir burunlarından. TAKDİM *7 Kızkardeş, İtalyan Enrico Mattei tarafından konulan bir addır. Birbirinden acımasız ve saldırgan 7 petrol firmasını anlatır. Bunlardan Exxon, Mobil, Chevron, Gulf ve Texaco aynı patrona (Rockefeller’a) çalışırlar. Royal Dutch Shell ile BP de az değildir, Rockefeller’ı bile parmaklarında oynatırlar. Bu şirketler 1928’de İskoçya’da (Achnacarry) bir araya gelir, sömürü çarkının devamı hususunda el sıkışırlar. KATİL KİM! Kuveyt krizinde Saddam’ı kuş katili diye yaftalayanlar, tarihin en büyük çevre felaketi karşısında sus pus oldular. Karardı benim dünyam Çevreciler yıllardır yırtınır durur, fosil yakıtların atmosferi kirlettiğinden, ozon tabakasını deldiğinden, sera gazı etkisinden, asit yağmurlarından, çölleşen arazilerden, azalan su kaynaklarından ve artan kanser vakalarından dem vururlar. Dünya otomobil sektörünün nabzını tutan Detroit bunlara hiiiç aldırmaz. Bırakın hidrojen yakan, pille donanan “temiz” araçlar üretmeyi, teşebbüs edene de mani olurlar. Beyler, demiryollarına da hasımdırlar, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde kara yolu taşımacılığına çanak tutarlar. NATO tatbikatlarında bile yeşili düşman renk ilan eden ABD, Kyoto protokolünü de sallamaz. İnadına sekiz silindirli alametlere gaz verir, “dünyamız kararmasın” diyenleri alaya alırlar. Peki bu felaketle gözleri açılır mı? Hiç sanmam... Şu hâlime BAKSANA Eğer İran efsanelerini incelerseniz Melike Hürmüz sıkça çıkar karşınıza. Semaya yükselen alevler, kor kesilen dağlar... Sahi böyle bir şey olabilir mi? Niye olmasın, eğer zeminden neft (petrol) sızıyorsa... Halk bir şeyi hikayeleştirdiyse sebebi vardır, ateş olmayan yerden duman çıkmaz! İçten patlamalı motorlar, akaryakıtla yürüyen savaş gemileri derken batılıların petrole olan iştahı artar. Almanlar, İngilizler ve Ruslar en uyanık en sinsi adamlarını İran’a yollar. A.Holtz, Baron Julius D. Reuter, Albay Liyakoff filan. Hangi taşı kaldırsan, altından Henry Deterding’in (Royal Dutch-Shell) ajanları çıkar. Sanki satranç başındadırlar, biri vezir sürer, öbürü şaha oynar. Lordlar her hamleyi düşünür, Cemaleddin Efgani’yi kürsülere çıkarırlar. Neticede “İmperial Bank of Persia” imtiyazı koparır, sağa sola sondaj atar. Ancak iki yıl boyunca tek damla petrol bulamaz. Bu arada Şah Nasrettin, camide öldürülür (1898), yerine geçen oğlu Muzafferüddin İngilizlerle takışmamaya bakar. EMEKLİ İKRAMİYESİ Mühendis William Knot D’Arcy, Burmah Oil (İngiliz Deniz Bakanlığı ve Gizli Servis) adına çalışan bir mühendistir. Bankerler desteğini çekince işler aksar, o da Şah Müzafferüddin’in hizmetine girer, göz boyayan projelere imza atar. O sıralar Kuzistan sakinleri açıktan akan bir petrol kaynağı bulurlar. D’Arcy gördüklerine inanamaz, ayağının altında servet yatmaktadır adeta... Ama Şahı heyecanlandırmaz, raporunu sanki alalade bir şeymiş gibi sunar. İlerleyen günlerde Şaha “artık yaşlandım” der, “izin verin de ülkeme gideyim, ölüm kalmasın buralarda.” Şah ona emekli ikramiyesi vermeye kalkınca taşı gediğine koyar: “Madem ısrar ediyorsunuz şu pis yağlı sıvının işletme hakkını alayım” der yavaşça... Huzurdakiler de “ne mütevazı adam” der, ayakta alkışlarlar. Şah mütekaid müşavirine sadece Kuzistan’da değil, bütün İran’da yer altı araştırmaları yapabileceğine dair bir ferman sunar. İş bu vesikanın devir hakkını da verir, bol keseden ihsan yapar. FİRARDA YARAR VAR D’Arcy, İran Şahından aldığı imtiyaz belgesini cebine koyar, Mısır üzerinden ülkesine dönmek üzere yola çıkar. Kendisini Londra’ya götürecek vapur İskenderiye Limanından üç beş gün sonra demir alacaktır. Otel odasına döndüğünde bavullarının karıştırılmış olduğunu görür, komodin, çekmece darmaduman... O gece odasına iki kişi gelir, sabahsız selamsız mevzuya girer, “belgeyi bize sat” diye sıkıştırırlar. Direndikçe fiyatı artırır, 6 milyon sterlinden söz açarlar. Müthiş bir paradır bu ama ihtiyarın inadı tutar. “Hayır” der ve geri adım atmaz. ORGANİZE İŞLER BUNLAR Ertesi gün arabasında bir bomba patlar, buralar tehlikeli olmaya başlamıştır bir an önce Londra’ya varsa iyi yapar. Bakın şu işe ki beklediği vapur gecikir, adamı sıkıntı basar. Port Said’den gelen bir İngiliz şilebine atlar, artık konforuna monforuna bakmaz. Gemide Sidney Rey adlı bir Anglikan rahibi ile tanışır. Mütemadiyen ilahiler mırıldanan Sidney eski müminlerin neler çektiğini anlatırken göz yaşlarını tutamaz. Seyir kayıtlarında gemiye Somali’den bindiği yazılan rahibin kendini tanıyor olması kabil değildir. Hem varlığını kilise varlığına armağan eden birinden şüphe duymak ona yakışmaz. Elindeki imtiyaz belgesinden söz açar ve bu paralarla İran’ı Hıristiyanlaştırıp Hıristiyanlaştıramayacaklarını sorar. Rahip onu ayaküstü takdis eder, bol keseden cennet bağışlar. Gemiden inince birlikte Anglikan kilisesine gidecek ve emaneti başrahibe sunacaktırlar. D’Arcy’nin içi müsterihtir, artık gözünü yumabilir huzurla. Gemi Limana halat atarken papaz buharlaşıverir adeta. Belge desen hakeza... D’Arcy aldatıldığını anlayınca saçını başını yolar. 6 milyon sterline satmadığı belgeyi kaptırmıştır, gel de yanma! İş bilahare netleşir. Rahip sandığı adam İngiliz gizli servisinden Raznblum adlı bir Yahudi’dir. Ne pahasına olursa olsun o kağıdı almakla vazifelendirilmiştir. Dirense denizi boylayabilir hiç yoktan. (Raznblum Lenin’e yaptığı başarısız suikastten sonra kurşuna dizilecektir yıllar sonra) Uzatmayalım İngilizler bu belge sayesinde İran’ın yer altı ve yer üstü kaynaklarına el koyar, Anglo-Persian Co (bilahare BP) ile dünyaya açılırlar. İKİ ATEŞ ARASINDA Bu arada İran’da nüfuzu olan Çarlar da boş durmaz. Rus gizli servisi Ohrana, halkı İngilizler aleyhine kışkırtıp ihtilal yapar. Şah Muzaferuddin’in yerine geçirilen Muhammed Ali Rıza zikrolunan imtiyazı fesh eder. İngilizler de donanmayla Basra Körfezini ablukaya alır, ani bir çıkarma ile Petrol bölgelerine yayılırlar. Ruslar da kuzeyden girer, İran’ın diğer yarısına postu yayar. İran artık bir kurtuluş savaşının eşiğine gelmiştir ama süperler milli hislerin galeyana gelmesinden hoşlanmaz, aralarında anlaşırlar. Acemlere sadece marş bayrak bağışlar, işlerine bakarlar. Kuzeyin (Mazanderan, Horasan ve Astrabad) iliğini Moskof emer, güneyin kemiğini Britanyalılar sıyırırlar. RIZA ŞAH, ŞAH MAT Rıza Şah Rus’ların hizmetinde çalışan becerikli bir çavuştur, hırslıdır. Londra’yı ardına alarak iktidara gelir ve kendini Şehinşah yapıverir bir anda... Soylu da değildir. Tarihte Pehleviler diye bir Hanedan yoktur ki soyu ola... Taklitçidir, laikçiir, baskıcıdır. Kıyafet dayatır halkına... İlerleyen yıllarda kendini oraya kimin getirdiğini unutur ve Almanlara oynar. İngilizler onu kulağından tuttukları gibi indirip sürgüne yollar. Yerine oturtulan Şah Rıza efendileriyle asla takışmaz, denileni yapar. Gelgelelim üke kapitalizmin tasallutu altında inlemektedir. İngilizler cins atlarla gezip, çimlendirilmiş alanlarda golf oynarken, Abadan rafinelerinde çalışan İranlılar bataklıkta yaşar, sefalet sınırına dahi ulaşamazlar. Dayanılmaz sıcakta bidon barakalarda yatar (Kağıtkent), kışın yağmur ve çamurla yazın sinek bulutları ile boğuşurlar. Başbakan Muhammed Musaddık vatansever bir insandır bu yağmaya “dur” der, petrolu devletleştirip kendinden bekleneni yapar. İngiliz ve ABD gizli servisleri Musaddık’ı devirmek için en becerikli adamlarını İran’a yollar. AJAX adı verilen operasyonu bizzat başkan Roosevelt’in torunu Kermit Roosevelt yönetir. Avuç avuç dolar dağıtıp milleti ayaklandırırlar. Yine kan, yine göz yaşı, yine ağıtlar... Kimin umurunda? YEDİ CADI BACI Hikayeleri kısa kısa geçiyorum, yukarıda adı geçen isimlerin her biri birer iz bırakan sayfası olur zira... Efendim iş İran’la da sınırlı kalmaz. İngilizler dünyanın dört bir tarafında hükümetleri devirir, savaşları kızıştırırlar. Suudi Arabistan’da Vahhabiler’e oynar, Kuveyt’te, BAE’de, Katar’da halkına yabancı şeyhleri koltuğa oturturlar. Musul petrolleri için Abdülhamid Hanı hal ettirir (çünkü zikrolunan alan şahsi mülküdür) Osmanlıyı harbe iteleyip arkadan vurdururlar. Azerbaycan, Kazakistan, Romanya... Venezuella, Panama, Meksika... Sadece Irak’da bir milyon insan ölür, Sudan’ı pis manasız bir savaşın içine sokarlar. 7 Kızkardeşler* kanla semirir azmanlaşırlar. Allahü teala ihmal etmez, imhal eder oysa... MİSSİSSİPİ YANIYOR! Milyonda bir ihtimal... Ufak bir teknik hata... Artık ne olduysa... Bir platform patlar ve Meksika Körfezi zift kusmaya başlar. Güzelim sazlıklar, vıcık vıcık katrana bulanır, altın kumsallar ayak basılmaz olurlar. Chandeleur takımadaları, Lusiana kıyıları derken yağ tabakası Mississipi deltasına ulaşır. Aradan bir ay geçti ve sızıntı engellenemiyor. Her gün 8 milyon litre petrol suya karışıyor. Bu işten daima kazanan ABD bu defa panikte. Kuş cennetleri, istiridye yatakları, balık havzaları gitti gidiyor. Bir musibet bin nasihatten evladır demişler, Obama bile “temiz enerjiden” bahis açıyor. BP, felaketi durdurmak ve temizlemek için (o nasıl olacaksa) 20 milyar dolarlık faturayı göze aldı ama şirket gitgide eriyor. Nereden baksanız üzücü... Su kuşları, balıklar, kaplumbağalar... Deliği huni ile tıkayacaklarmış. Dileriz başarırlar ama uzmanlar yırtığın büyüyeceğinden endişe ediyor. El hasıl zor vaka... Petrol mü istiyordun mister? Al sana! Döktüğün kanların bedeli desem anlamayacaksın nasıl olsa...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT