BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > TERCİH HAKKINI O’na çok görmeyin!

TERCİH HAKKINI O’na çok görmeyin!

Anne ve babalar, söz konusu çocukları olunca duyarlılık eşiğini epey abartır. Hatta onların seçim yapmasına dahi izin vermez. En uygun mesleği aile seçer ve çocuk yönlendirilir, mutlu olup olmayacağı sorgulanmaz bile...



Kurşunkalem İHLAS KOLEJİ’NİN KATKILARIYLA... Sorularınız için: kursunkalem@tg.com.tr > Şaban Yılmaz Geçen haftaki yazımızda tercih döneminin ana aktörü olan öğrencilere yönelik bazı tavsiyelere yer vermiştik. Aday, “Tercih listesi oluştururken nelere dikkat etmeli?” sorusuna cevap vermeye gayret ettik. Bu haftaki yazımızdaysa senaryonun yardımcı aktörlerine; yani ebeveynlere bazı tavsiyelerimiz olacak. Anne baba olarak, çocuklarımız söz konusu olunca duyarlılık eşiğini epeyce yüksek tutarız. Bu duyarlılık, sahiplenme ve kollama içgüdüsünün davranışlarımıza yansımasıdır aslında. Hiçbir anne-baba çocuğunun yanlış kararlar vermesine göz yumamaz. İyi niyet gösterisinde, sınırların aşıldığı zamanlardan birine daha yaklaşıyoruz. Meslek tercihi ya da gelecek tercihi... Yüz binlerce öğrenci, tercih listesini oluşturmak gibi bir telaşla karşı karşıya şimdi. Liste oluşturmak kolay da anneyi, babayı, dayıyı halayı kırmadan oluşturmak zor. Kraldan fazla kralcılığa hayır demek epeyce zor. > Çocuğum meslek seçerken ben nerede durmalıyım? > Tercih listesine katkım nasıl olmalı? > Çocuğumun geleceği mi, mesleğin geleceği mi önemli? > Biz olamadık, o olsun mu, yoksa onun istediği mi olsun? Bu kritik sorulara cevaplar arayarak, ebeveynlerin tercih kaygısına ışık tutmaya çalışacağız. 1- Çocuğum meslek seçerken ben nerEde durmalıyım? > Çocuklarımızla ilgili bir karar söz konusu olunca genelde son sözü söylemeye meyleden bir tavrımız oluyor. Biz, yetişkin aklıyla düşünür ve onun için en doğru kararı veririz elbette. Meslek seçimi gibi, bireyin hayatına yön verecek bir seçimin bu tarzda bir dayatmayla oldubittiye getirilmesini kimse istemez. İletişim çağında yaşayan bir gençten bahsediyorsak en az onların biz yetişkinler kadar bilgiye ulaşma mesafesinde olduklarını bilmeli ve onlara haksızlık etmemeliyiz. En doğrusunu biz biliriz demektense en doğrusunu beraber bulabiliriz diyerek listeye katkı sağlayabiliriz. Ben de önemliyim dedirtirseniz, siz de önemseneceğinizden şüphe etmeyin. İnatlaşmadan uzlaşılan bir tercih listesinde, hata payının asgariye ineceği unutulmamalıdır. 2- Tercih listesine katkım nasıl olmalı? > Gencin meslekle ilgili bilgiye ulaşma şekli önemlidir. Bu ulaşıma köstek olmak yerine köprü olmayı tercih edebiliriz. Meslekle ilgili bilgiye, genelde kulaktan dolma şekilde ya da popüler kültürün rüzgârına kapılarak ulaşılıyor. Biraz havai düşünceye sahip gençlerse bu tehlikenin çoğu zaman farkına dahi varamıyor. İşte tam bu noktada aileye meslekle ilgili doğru ve eksiksiz bilgiye ulaşımı sağlamak gibi önemli bir iş düşüyor. Bu ulaşım çok çeşitli vasıtalarla sağlanabilir. En sağlıklı yöntem; öğrenciyi, mesleğin mutfağına sokmak ya da aşçıyla buluşturmaktır. Bunun haricinde yapılanlar, öğrenciye birinci ağızdan alınan bilgileri aynen aktarmaktan başka bir şey değildir. 3- Çocuğumun geleceği mi mesleğin geleceği mi önemli? > Meslek seçiminde tam isabet sağlamanın formülü, mesleğin gerektirdiği meziyetlerle bireyin yeteneklerini örtüştürmektir. Bu örtüşme olmadığı müddetçe seçilen mesleğin ne kazanç durumu ne de popülaritesi işe yarar. Çünkü mesleğin bu iki özelliği bireye olan uygunluğuyla değer kazanır. Bunu bir örnekle açıklayacak olursak; üzerinize denemeden aldığınız bir kazak ne kadar pahalı ya da modaya uygun olursa olsun işinize yaramayacaktır. 4- Biz olamadık, o olsun mu, yoksa onun istediği mi olsun? > Hepimizin yapabildikleri de yapamadıkları da var. Bu insanın doğasında olan gayriihtiyarî bir durumdur. Ebeveynler olarak meseleye bu çerçeveden bakmak, hem kendimizi hem de gençleri rahatlatacaktır. Neden mi? Bu sayede geçmişe yönelik ukdelerimizi, “Sen başarmalısın!” anlayışıyla telafi etmeyi düşünmeyiz belki. Yani daha açık ifadeyle “Ben olamadım, sen ol!” davetiyesine gerek kalmaz. Herkes de istediği davete icabet eder. Özel tavsiyeler: > Dayatmacı olmayın, paylaşımcı olun. > “Ben olamadım, sen ol!” duygusallığından vazgeçin. > “Hiç duymadım, o da neymiş?” sorusu sorunu çözmez. > “Para kazanamazsın, iş bulamazsın!” diyerek başlamayın. > “Sana göre değil!” ilk cümleniz olmasın. > “Hayattaki tek umudum sensin!” yüklemesi ağır gelebilir. > “Kurulu tezgâhı devam ettirirsin.” davetiyse çok klişe mi artık? BABAM HER ŞEYİ BİLİR Mİ ACABA * 6 yaşında: Babam her şeyi biliyor. * 10 yaşında: Babam çok şeyi biliyor. * 15 yaşında: Ben de babam kadar biliyorum. * 20 yaşında: Şu muhakkak ki; babamın öyle pek fazla bir şey bildiği yok. * 30 yaşında: Bir kere de babamın fikrini sorsam fena olmayacak. * 40 yaşında: Ne de olsa, babam bazı şeyleri biliyor. * 50 yaşında: Babam her şeyi biliyor. * 60 yaşında: Ah, babam hayatta olsaydı da kendisine danışabilseydim. JAPONYA’DA HİTABET Bir iş adamı arkadaş Japonya’da toplantıdaymış. Masada herkes sırayla kalkıp, konuşma yapıyormuş. Arkadaş, yanındaki yaşlı Japon’a dönmüş ve “Ne söylemem, nasıl konuşmam lazım?” diye sormuş. Japon, “Konuşmana gerek yok, hafifçe eğil, herkesi selamla; yeter!” demiş. Sıra iş adamına gelmiş. Kalkmış, hafifçe selam verip yerine oturmuş. Yemeğe katılanlar bu hareketi uzun uzun alkışlamışlar. Derken ikinci tur konuşmalar başlamış. İş adamı bu defa rahatmış, çünkü ne yapacağını biliyormuş. Sıra kendisine gelince yerinden doğrulmuş, önce sağa, sonra da sola eğilerek selam vermiş. Birden salonda buz gibi bir hava esmiş. İş adamı telaşla yanındaki ihtiyar Japon’a dönmüş ve sormuş: “Nerede yanlış yaptım acaba?” Cevap ilginç olmuş: “Uzun konuştun!” (Tepe Grubu eski Yür. Kur. Başk. Ali Kantur) ÖZLÜ SÖZ: “Öğrenmek için sor, sıkıntı vermek için değil.” Hazreti Ali (r.a.) SINAV BAŞARISI! Seviye: Üniversite Ders: Eğitim felsefesi Sınav: Bütünleme Sınav şu sorudan ibarettir: “Bildiğiniz iki soruyu yazıp cevaplayınız.’’ Yalnız bir sorun vardır. Derse hiç devam etmemiş öğrenci dersin içeriğini hiç bilmemektedir. Dolayısıyla kendine sorabileceği iki adet soru da bulamamaktadır. Beyninin derinliklerinden, dönemin ilk dersine girdiğini hatırlar. Bu derste duyduğu cümleden de yeterli veriyi almış. Soru 1: İlk Milli Eğitim bakanımız kimdir? Cevap: Hasan Ali Yücel Soru 2: Hasan Ali Yücel kimdir? Cevap: İlk Milli Eğitim bakanımızdır. İşlem tamamlanmıştır... Sınav sonucu:100 Ekşimsi sözlük: Tatil: Kulağa en hoş gelen sözcüklerden. AZMİ AKSOY Etkiliyorum Efendiler ve Köleleri Birkaç sene önce internette ilginç bir videoda şunları izledim: Evin salonunda iki yaşlarında bir erkek çocuğu bağıra çağıra ağlıyor, kendini yerden yere vuruyor ve yan gözle de kanepedeki annesini süzüyordu. Belli ki yapılmasını istediği bir şey vardı; fakat hiç oralı olmayan anne kalkıp başka bir odaya geçti. Çocuğun ağlama sesi önce azaldı ve bir süre sonra tamamen kesildi. Dikkatini çekecek kimse olmadığı için enerjisini tasarruflu kullanmak istediği belliydi. Sonra odaları dolaşmaya başladı. Anneyi arıyordu. Girdiği bir odada karaltı fark edince hemen kendini yere atıp yaygarayı bastı. O karaltının evin köpeği olduğunu görünce de gülmeye başladı. Çocuklar, çoğu zaman ebeveyne yaptırmak istedikleri şeyler için bu numarayı yapar. Pek çok anne baba da maalesef bu tuzağa düşer. Bu tür durumlara ilgisiz kalındığını görmek “Yazık değil mi parmak kadar çocuğa, ağlamaktan helâk olacak!” düşüncesi ile merhametsizlik gibi düşünülebilir. Ama söz konusu, çocuğun geleceği olduğu için “ilaç acı; ama şifası tatlı” gerçeği ile hareket etmek işin doğru olan yönüdür. Bir kısım anne baba da -ki bunlar genelde çalışan ebeveyndir- çocukları ile yeterince ilgilenemediklerini düşünür. Bu suçluluğu biraz olsun bertaraf edelim diye çocuğun olur olmaz her isteğine boyun eğerler. Öyle ya da böyle hiçbir zaman “hayır” cevabı duymamış çocuk, ileriki yaşlarında, emri hemen yerine getirileceğinden çok emin olarak sınırsız isteme eğilimi gösterebilir. “Hayır” cevabı ile ilk karşılaştığında da öfke nöbetleri geçirerek çılgına dönebilir. “Gak dedim mi su, guk dedim mi ekmek” verilen, terlemesin diye bir elinde havlu, diğer elinde çorba kaşığı ile arkasında dolanılan ve olmadık soytarılıklar yapılan ilgi odağındaki çocuk, böyle bir saltanatın ve eğlencenin bitmesini asla istemez. Ancak, zamanla okula başlayan ve sosyal hayatın içine giren bu çocukların geri vitesi olmadığı için bu tür çocuklar hayatlarını yönlendirme konusunda manevra yeteneğinden mahrum kalırlar ve kendilerini ciddi sorun yumakları içinde bulurlar. Doyumsuz yetişen çocuk, fedakârlık nedir bilmez, sıkıntıya gelemez, sorumluluk alamaz. Şükretmek ve sabretmek onun için çok yabancı kavramlardır. Bencil ve tahammülsüzdür. Her şeyi karşı taraftan beklediği için sağlıklı bir ilişki kurması çok zordur. Başta ebeveyni olmak üzere herkesle problem yaşar. Dünyanın merkezinin kendi olduğu varsayımıyla herkesten özel ilgi ve saygı bekler. Bunu göremediğinde de depresif ve mutsuz olur. Böyle insanların aile, iş ve sosyal hayatında sürekli sert iniş ve çıkışlar vardır. Bütün bunları yaşamamak için çocuğa sadece olması gerektiği gibi davranmak yeterlidir. Ne bir fazla ne bir eksik... Aksi takdirde ilerleyen yaşta onu memnun etmek için sürekli peşinde dolaşan; ancak bir türlü yaranamayan, azarlanan, itilip kakılan ve dudaklarında Münir Nurettin’in: “Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç” şarkısını terennüm eden zavallı bir ihtiyarcık olmak kaçınılmaz olacaktır. HATIRINIZ OLSUN Paylaşmak istediklerinizi bize yazın. ‘Hatırlı Tahta’da hatırınız olsun. kursunkalem@tg.com.tr
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 91992
    % 1.33
  • 5.8573
    % -0.37
  • 6.583
    % -0.09
  • 7.3725
    % -0.39
  • 252.488
    % -0.76
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT